Soruları Yanıtlamak ya da Yanıtlamamak

Köşe Yazısı - 24 Ocak 2006, Salı
İletİşim: Aret Vartanyan
Geçenlerde Internet’te gezinirken Danimarka’da Ocak 2004 yılında kaleme alınmış bir makale ile karşılaştım. “Answer the question” başlıklı makale Nijeryalı gazeteci George Wondoo’ imzasını taşıyordu. Makalenin ana teması gazeteci ile şirket sözcüleri arasındaki ilişkiydi. Bunu bir alışverişe benzeten yazar, bu alışverişin “media training” ihtiyacını yarattığını söylüyor.

Yazara göre “media training” kişilere, karşılaşabilecekleri sorular, bir mülakat sırasında yaşayabilecekleri her aşama üzerine kapsamlı bir çalışma sunarken, temel amaç sözcünün söylemek istediklerinin dışında bir şey söylememesini sağlamaktır yoksa soruların gerçek cevaplarını değil. Dolayısıyla birçok örnekte röportajların bir halkla ilişkiler klasiğine döndüğü, gerçeklerin sorgulanması, yeni bilgilerin ortaya çıkması yerine bir tür vaaza, monoloğa dönüştüğü görülmektedir.

Bu makaleyi okurken insanın aklına ister istemez bazı sorular takılıyor. Sözcülerin, röportajlarda gazetecinin karşısına oturanların amacı sorulara gerçek cevapları vermemek midir? Veya öyle ya da böyle verilmesi gereken cevapları vermek midir? O zaman bu durum etik midir?

Şimdi ilk sorumuza bakalım. Şöyle kabaca bir araştırma yaparsak, media training eğitimcilerinin sözlerinde, yazılarında çok temel bir iki ders var. Diyorlar ki; “Karşınızdakinin size ne sorduğundan önce, ana mesajınızı açık ve net olarak dile getirmeye odaklanın” “Unutmayın, sizin amacınız röportajın kontrolünü ele geçirmek ve sürekli, istikrarlı biçimde sizin ve/veya şirketiniz için verilmesi gereken mesajları aktarmak.” “Proaktif davranarak sizin gündeminizin röportajın teması olmasını sağlayın.” “Röportaj boyunca sizin iletmek istediklerinizin varolması, soruların sizin yönlendirmeniz ile belirlenmesi konusunda uzmanlaşmak için sürekli kendinizi geliştirin, çalışın.”

Genelde söylenen zamanlamanın her şey olduğu… Yine bir başka makaleye bakıyoruz. Şubat 2005’te Canada’s Marketing Magazine’de yayınlanmış. Bu makalede yazar, bir media training dersine katıldığını anlatıyor. Eğitmen kendisine sadece kendi vermek istediği mesaja odaklanmasını, gazetecinin sözünü kesme denemelerine asla taviz vermemesini, hızlı konuşmamasını ve ana temadan asla sapmamasını öğütlemiş. Ayrıca, gazeteci soru sorduğunda anahtar mesajla cevap vermesini, bir başka soruda da diğer verilmek istenen ana mesajları sıralamasını tavsiye etmiş.

Buraya kadar olan örneklere baktığımızda, özetle tavsiye edilen yöntem sorulara cevap vermemek. Şimdi olayın etik boyutunu irdelemeye çalışalım.

Birçok farklı organizasyon, dernek ve kuruluşun etik kodlarını kıyasladığımızda ortaya çıkan tablo bize bazı ortak değerlerin varlığını gösteriyor. Doğru saptamaları yapabilmek için kıyaslamaya başlamadan önce neyi aradığımıza bakmakta fayda var. Biz bu etik kodları minimum standartları sağlayabilmek için mi oluşturuyoruz? Yoksa daha fazlası için, daha iyi olanı yaratmak için mi etik kodlar var?

“Üyeler çalışmalarını, en yüksek güvenilirlik, dürüstlük, doğruluk standartlarında yapmalılar ve yanlış enformasyon vermekten kaçınmalıdırlar.” *

Bunu biraz açalım. Bu maddeye bakarsak eğer, sadece kendi mesajlarınızı dile getirmemiz, konuyu irdeleyen soruları bir şekilde savuşturmanız veya kendi istediğimiz biçime büründürmemiz en yüksek dürüstlük, doğruluk, güvenilirlik standartlarıyla uyuşmuyor. Bu standartlara sahip olduğuna inandığımız birisinin bizi dinlemediğini, sorularımızı cevaplandırmadığını ve sadece kendi istediklerini konuştuğunu düşünmek istemeyiz. Ya da böyle davrandığını düşündüğümüz birisini, yukarıdaki standartlarla örtüştüremeyiz.

Yanlış enformasyon vermekten kaçınmak kısmı ise bazı durumlarda “etik” kavramının kullanılarak, cevap verilmemesini sağlayabilir. Yani diyebilirsiniz ki okuyucuları yanlış yönlendirmemek için bu soruya cevap veremiyorum. Ve bu kabul edilebilir bir kaçış yöntemi olabilir. Ta ki, bir başka etik kod ile karşılaşıncaya kadar: “ Üyeler, medya ve halk ile iltişiminde adil ve dürüst davranmalıdırlar.”** Bu durumda bir soruyu cevaplamamak bu maddeyle çelişmez mi? Ya da bu yanıt, karşımızdakinin ikna olduğunu, bizim de yüksek standartlara uygun davrandığımızı kanıtlar mı?

Public Relations Society of America (PRSA)’nın etik kodlarında “Dürüstlük” başlığı altındaki metin şöyle: “Biz, temsil ettiklerimiz ve kamuoyu ile iletişimimizde en yüksek dürüstlük ve doğruluk standartlarını yaratmak konusunda kararlıyız” deniliyor. İşte bu durumda bir medya trainer tarafından sorulabilecek bir soru var. “ Anahtar mesajlar doğru ve gerçek olduğu sürece, benim müşterimin bu mesajlarına sadık kalması ve sorulardan kaçınmasının yanlışı nedir?”

İşte bu noktada bir sorun var. Bu nedenle PRSA’nın etik kodlarından bir başkasına ilerliyoruz. Kamuoyunda kazancağımız güvenin düzeyi, bizim sunduğumuz kadar olacaktır, bu da bizlerin etik davranma zorunluluğunun önemini gösterir” Öyleyse, “kamuoyu güveni” “kamuoyunun iyiliği” “etik davranmak, çalışmak” gibi önemli tanımlamaları gözardı etmek bir tür boomerang ile oynamaya benziyor. Bu yüzden soru/cevap noktasındaki ikilemin geleceğini, röportajda yer alanların bu kodları ne kadar net anladığı, inandığı ve uygulamaya geçirdiği netleştirecek. Bu kodlara biraz yer veren kişinin de en azından birkaç soruyu görmezden gelemeyeceği aşikardır.

Çünkü, International Association of Business Communicators (IABC)’nin etik kodlarının içinde “Profesyonel iletişimciler güvenilirliklerini ve saygınlıklarını, dürüst, doğru zamanlamalı, içten ve gerçekten karşısındakilerin beklediği enformasyonu şeffalıkla ve serbestçe sağlayarak artırabilirler””** diyor. Burada seçim sizin.

Kanımca birisinin soruları cevapsız bırakması onun saygınlığını hemen zedelemeyebilir ama kaçınılmaz olarak inandırıcılığını azaltacaktır. Jenny Gannece’ın dediği gibi bürokratların, politikacıların, şirket yöneticilerinin “dans ettiği” bir dünyada yaşıyoruz. Ve hep soruyoruz “bunlar neyi saklıyor?” John Guelp, bir media trainer olarak workshoplarından bahsederken, tüm katılımcıların gazetecilerin ısrarlı, zorlayıcı taleplerinden yakındığını söylüyor. Baskıcı, tuzaklarla dolu sorular… Öte yanda çalışmalar sırasında kendisinin sorduğu en basit soruya bile katılımcıların kaçamak cevaplar verdiğini söylüyor. Ve ekliyor “İşte bu etki/tepki meselesi”.

Sanırım asıl konu, kamuoyunun, gazetecinin, karşımızdaki insanın ilgi duyduğu bilgiyi, enformasyonun serbestçe, özgürce akmasına izin vermek. Müşteriler, çalışanlar, gazeteciler ve diğerleri bir soru soruyorlarsa bu aradıkları bir cevap olduğu anlamına geliyor. Ve eğer siz doğru olanı yapıyor, mantıklı kararlar alıyorsanız mümkün olduğu kadar soruyu cevaplamanın, enformasyonu sağlamanın ne zararı olabilir? Eğer bunu yapamıyorsanız nasıl şeffaf, saklayacak bir şeyi olmayan bir organizasyon olabilirsiniz?

Sözcüler için yaygın olan yaklaşım sorulardan kaçmak, profesyonelce bertaraf etmek. Bu benim katılamayacağım bir yaklaşım. Özellikle de şimdi bahsedeceğim araştırmadan sonra.

2002 yılında Towers Perrin tarafından ABC televizyonu için yapılan bir araştırma çalışanların, şirketlerinden gerçek bilgi almaya aç olduklarını ve sadece çalışanların %20’sinin gerçek, inandırıcı bilgiye ulaşmak konusunda tatmin olduğunu ortaya koyuyor. Bir diğer ifadeyle çalışanların %80’ni şirketlerinin söylediklerinin gerçek olduğuna inanmıyor. Son yıllarda siyasilerle, büyük şirketlerle ilgili yapılan tüm güvenilirlik araştırmalarında da benzer sonuçlar çıkmıyor mu?

Profesyonellik açısından bakıldığında, her gün yüz yüze kalınacak soru ve gelişmelerde niyet, eylemi belirliyor. Soruları görmezden gelmek veya açıklıkla yanıtlamak, veya herhangi bir yanlış enformasyona neden olmamak mazeretiyle “yorum yok” demek tamamen niyete endeksli. Etik kodları, minimum bir standardı oluşturmak için mi kullanıyoruz yoksa en yüksek standartlara ulaşabilmek için araçlar olarak mı görüyoruz? Öte yanda soruları geçiştirmek, anı kurtarsa da soruyu soranı ve cevabı merak edenleri ikna ediyor mu? Cevabı bulunmayan yanıtlardan doğan boşlukların başka kalemlerde, zihinlerde, vicdanlarda doldurulmadan geçilmeyeceği yeterince açık değil mi?

Aret Vartanyan

* Article 3, Code of Professional Standards, Canadian Public Relations Society (CPRS)
** Article 2, Code of Professional Standards, Canadian Public Relations Society (CPRS)
*** Article 1, Code of Ethics, International Association of Business Communicators


7032 kez okunmuş Aret Vartanyan

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Klişelerden sıkıldım...   3923 gün önce eklendi
"İnsan" olduğumuzu unutmadan   4006 gün önce eklendi
Mobbing iletişim sektörünü de tehdit ediyor   4239 gün önce eklendi
Hoş Bulduk...   4263 gün önce eklendi
Sosyal mecralar, blog yazarları, ve ötesi...   4275 gün önce eklendi
Gündemimiz çok net: Dijital PR, dijital iletişim, dijital medya...   4490 gün önce eklendi
Başarılı mülakatın sırrı: Kendin olmak   4567 gün önce eklendi
Sen ve Ben’de buluşmak...   4745 gün önce eklendi
Dünyamız için belki de son fırsat: `Yeşil Pazarlama`   4842 gün önce eklendi
Kimin Kime İhtiyacı var?   4973 gün önce eklendi
Dersimiz Dijital İletişim / Dijital PR...   5120 gün önce eklendi
Gerçek haberi, doğru aktarabilmek   5126 gün önce eklendi
PR and PUBLICITY bir ilki deniyor   5174 gün önce eklendi
Sponsorluk, salt görünürlük demek değildir   5231 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 3   5286 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 2   5352 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak - 1   5380 gün önce eklendi
Başarılı bir kariyer için...   5393 gün önce eklendi
Yunan Tanrıları ve PR Şirketleri   5441 gün önce eklendi
Araştırmalar ne diyor?   5469 gün önce eklendi
PR Eşit Değildir Medya İlişkileri / Kısa egzersiz ve e-pr   5507 gün önce eklendi
Yaşın Önüne Geçilemeyen Kaderi   5546 gün önce eklendi
TESCO Mucizesi…   5595 gün önce eklendi
Sosyal Sorumluluk Derken...   5615 gün önce eklendi
PR Sektöründe Performans Değerlendirmesi   5652 gün önce eklendi
500 YTL fee ile 50 müşteri   5693 gün önce eklendi
Volvo Örneğinde Halkla İlişkiler Sektöründe Benchmarking…   5722 gün önce eklendi
• Soruları Yanıtlamak ya da Yanıtlamamak   5749 gün önce eklendi
PR Nedir? / PR ve Pazarlama İletişimi I   5791 gün önce eklendi
PR Nedir? Ne değildir?   5826 gün önce eklendi
Kamu Hizmeti Medyaları Nasıl Olacak?   5842 gün önce eklendi
MEDYA ve DEMOKRASİ   5874 gün önce eklendi
Mesaj Bombardımanı Altında Yaşamak   5890 gün önce eklendi
Kurumsal Sorumluluk ve CSR Report   5901 gün önce eklendi
YORUMSUZ   5915 gün önce eklendi
…Önce “Güven”   5925 gün önce eklendi
Çöpe Giden Sunumlar İmha Ünitesi   5936 gün önce eklendi
Türkiye kendini tanıtmayı öğreniyor mu?   5945 gün önce eklendi
Global Pazarlama Anlayışı ve Pazarlama İletişimine Etkileri   5957 gün önce eklendi
Virgin Flight’dan güncel bir iletişim dersi   5964 gün önce eklendi
Buzz...   5966 gün önce eklendi
Müşterilerinizin Gen Haritalarına Sahip misiniz?   5970 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.