ŞEFFAF ŞAMDAN

Makaleler - 6 Mayıs 2007, Pazar
Çabalayan insanların en temel özelliği başarıyı kovalamalarıdır. Başarmak ise gittikçe zorlaşmaktadır.

Çalışan insanın fark yaratmadan başarıyı elde etmesi, neredeyse olanaksız gibi görünmektedir. Fark yaratmak kendimizi ne düzeyde geliştirdiğimizle yakından ilgilidir. Günümüzde kişisel gelişim seminerlerine artan ilginin temelinde bunun yattığına inanıyorum.

Fark yaratabilmek, her şeyden önce bireysel farklılıklarımızın bilinmesiyle başlayan bir süreçtir. Bireysel farklılıklarımızı, yani kendimizi tanımaya başladıktan sonra gelişimin yolu açılmış demektir.

Bu yol kolay ilerlenebilen bir yol mudur? Cevabın hayır olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım.

Davranışlarımıza yön veren değerler dizisi (paradigma), bizi öylesine şekillendirebiliyor ki, önce kendimizi tanımamızı zorlaştırır ardından da değişim gerektiren konularda bizi isteksiz kılar.

Değerler dizimizi besleyen önemli kaynaklardan birisi atasözlerimiz ya da nerdeyse atasözü niteliğine gelmiş deyimlerdir.

“Bizden adam olmaz”, “böyle gelmiş böyle gider”, “yedisinde neysen yetmişinde de o’sun” gibi açıktan olumsuz ve güven kırıcı olanları olduğu gibi; “terzi söküğünü dikemez”, “mum dibine ışık vermez” gibi görünürde bir mahareti dillendiriyor gibi olan ama gizli anlamı “seni de gördük işte” anlamı çıkanlar da var.

Ben ikinci gruba dikkat çekmek istiyorum.

Mesela “mum dibine neden ışık vermez”? Sorusunu soralım. Öncelikle, mumun görevi dibine ışık vermek midir?

Etrafı aydınlatması için dizayn edilmiş ve kendisinden istenen sadece bu olmasına rağmen, başkalarınca bu yeterli görülmüyor ve kendini de aydınlatması isteniyor.

Bu sözün kime söylendiğini düşündüğümüzde; yaratan, çabalayan ve genelde fark yaratan kişileri görürüz.

Sizde bunlardan biriyseniz, işiniz zor demektir. Zor, çünkü bu sözden etkilenmemeniz olanaksızdır. Bu etkilenmenin sonuçları da kaçınılmaz olarak olumsuzdur. Yani çaba harcamanızda bir azalma, yaratıcılığınızda bir tıkanma ve fark yaratma becerinizde bir çözülmeye neden olur. Başarınız hızla aşağı iner.

Bu durumda ne yapılabilir?

Akla ilk gelen şey genellikle bir savunma sistemini geliştirmek ve neden dibinize ışık vermediğinize ilişkin bahaneler üretmektir. Ama gelin görün ki, bu karşıdakini tatmin eden bir yöntem olmamaktadır.

İkinci bir yöntem olarak şunu denemeyi öneriyorum. “şeffaf şamdan kullanmaya ne dersiniz”…

Sevgiler...

Bedi Aydın

Yorumlar

ALİ KARAGÖZ   27 Mayıs 2007, Pazar

Şeffaflıktan ne anladığımız önemlidir. Gerçekten her konuda ılımlı ve kalıcı mıyız ? Sorumluluk nedir ; ne değildir ? Herşeyin oluru varken çifte standartlara ne gerek var. Evet bu sorulara cevap bulabilirsek şeffaflığı da çözer hayatı da daha kolaylaştırabiliriz ( Prosedür uygulanmasının en güzel çözümleri için bence şeffaflık her zaman gerekli bu inisiyatif gibidir....

Bedi Aydın   4 Haziran 2007, Pazartesi

Ali bey katkınız için teşekkürler. Açıklık her zaman uygulayabildiğimiz bir özellik değildir. Çoğu zaman bize pahalıya mal olabilmektedir. Çifte standartları sürekli destekleyen ve besleyen bir kültürel yapımız var. Ancak bunun arkasına sığınmanın modası geçti ve yeni bir yaklaşımı geliştirmenin zamanı geldi. Neden sonuç ilişkisi ile açıklayageldiğimiz dünyamız, karmaşık ve asla tek düze açıklanamayacak bir dünyaya dönüşüyor. İyi-kötü, doğru-yanlış vb. düzlemlerle günümüzün gelişen dünyasına ayak uydurmamız olanaksız hale geliyor.
Kişisel gelişim bu anlamda önem kazanıyor, yeterki içini boşaltıp tadını kaçırmayalım.

gürel güngör   23 Ocak 2008, Çarşamba

ilk başlarda okumanın önemini anlamadık anlayamadık. hayat şartları bize anlattı.değişmeye çalışsakta başarılı olabilirmiyiz bunların hepsi bizim elimizde.mum örneğindeki gibi ne dibimize ışık verebildik nede etrafımıza ışık verebildik.
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.