Mesaj Bombardımanı Altında Yaşamak

Köşe Yazısı - 5 Eylül 2005, Pazartesi
İletİşim: Aret Vartanyan
Bir gün içinde kaç değişik mesajla karşılaştığınızı biliyor musunuz? Kaç değişik ismin, markanın, sosyal, siyasi, ticari mesajın gözlerimize, kulaklarımıza hücum ettiğini biliyor musunuz?

Biraz ipucu vereyim. Hong Kong’da yapılan bir araştırma sıradan bir vatandaşın gün boyunca en az 4000 mesaj ile karşılaştığını ortaya koyuyor. Bu rakam Mexico City’de 5000’lere kadar yükseliyor. Acaba İstanbul’da kaç?

Bir dakika birlikte düşünelim. Radyodaki reklamlar, yol kenarlarındaki panolar, gazetelerdeki ilanlar, TV’deki reklamlar, .... Bu liste uzadıkça uzuyor. Herkes, her şey bize birşeyler söylemeye çalışıyor. Teknoloji geliştikçe, yaratıcılık kabuk değiştirdikçe mesajlardan kaçış şansımız azalıyor. Cep telefonlarımıza, elektronik postalarımıza gelen reklam mesajları, tuvaletlerdeki reklam panoları, otomobilinizdeki yol bilgisayarlarına gelmeye başlayan tanıtım haberleri, .... Ve biraz da şu anda prototipleri biten ürünlerle ilgili olarak; buzdolabımızın kapağına, banyo aynamıza, t-shirtlerimize, alışveriş çantalarımıza, saatlerimize gelecek mesajlar.

Uzun lafın kısası, fazla tekniğe girmeden, rekabet arttıkça, ürün ve marka çeşitliliği arttıkça, varolan ve yaratılan marka ve ürünlerin tek yaşama şansı; beyinlerimizde kapladıkları alan.
Bu nedenle siz TV’den kanal değiştirip mesajdan kaçarsanız o sizi başka bir yerde yakalamak zorunda. Kapıdan giremezse, bacadan girecek. İlk kez, geçen seçimlerde partiler seçim propagandalarında cep telefonlarımıza mesaj göndermemişler miydi?

İçinde yaşadığımız mesaj bombardımanı içinde bize ait fikirlerden, özgür düşünceden, bağımsız tercihlerden söz etmek elbetteki çok zor. Bu bombardıman içinde kendi sentezlerimizi yapabilmek, düşündüğümüzü söyleyebilmek için önce ara ara sığınaklarımıza kaçmamız gerekli gibi gözüküyor.


Öte yanda işimiz, evimiz, eşimiz, çoluk çocuk, dolar, faiz,.... Yıllar öncesinin bir şarkısında olduğu gibi “oynatmaya az kaldı” Belki de tırlattık bile. Ve şimdi geriye dönüş yolculuğu başladı. Artık yalnız kalabileceğimiz anlar, ortamlar yaratmaya çalışıyoruz. Yogadan meditasyona, şehir dışında ev sahibi olmaktan alternatif tıbba odaklanan yaşam tarzına doğal olana gitmeye, aslında bir yerde özümüze ulaşmaya çalışıyoruz. Kendimizi arıyoruz. Herkesin birşeyler olmamızı istediği bir ortamda “biz” olarak kalabilme şansımızı sorguluyoruz.


Mayıs ayında “Times” dergisinin dosyalarından biri Avrupa’daki Hristiyanlığa ayrılmıştı. Dosyadaki bir haber ilgimi çekti. Kiliseye düzenli olarak gidenlerin kalp krizi geçirme riski, gitmeyenlere oranla %26 daha düşük. Aynı inceleme dindar Müslüman ve Musevilerde de yapılmış ve benzer sonuçlar elde edilmiş. Doktorlara göre bunun nedeni de ayinlerde, dua sırasında beynin günlük hayattan soyutlanması ve organizmanın normal seyrine dönmesi. 80 yaşını geçmiş ve kalp problemi yaşamayanların %63’ü neredeyse her Pazar Kilise’ye gitmiş.. Fizyolojik anlamda meditasyon, yoga ve benzeri yöntemler de aynı amaca hizmet ediyor: Bir an durup kendimizi dinlemek.


Robinson’culuk oynayamayacağımıza göre, yeni dünya düzeninde yaşamayı öğrenmek zorundayız. Önemli olan bu nehrin içinde yol alırken, kendimizi kaybetmememiz belki de. Zaman zaman durup, içimizdeki çocuğu dinlememiz. Onu şımartmamız, oynamamız, maskeleri fırlatıp gülümsememiz, “biz” olarak kalabilmeye çalışmamız. Zira içimizdeki çocuk yaşlanınca, hatta ölünce ne yaşamanın ne de başka bir şeyin tadı kalıyor. Kendimize yabancılaşmak da cabası…

İletişimcilerin de bu arayışı nasıl değerlendireceği önemli. Karşımızda mesaj bombardımanı altında yorulmuş, yaralanmış, bezmiş kitleler var. Artık aynı silahlarla hareket etmekten çok, bombardımandan sıyrılacak, yeni, samimi, sıcak kod, araç ve mesajları üretmeye yoğunlaşma zamanı geldi. Hatta geldi de geçiyor bile…

5923 kez okunmuş Aret Vartanyan

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Klişelerden sıkıldım...   3923 gün önce eklendi
"İnsan" olduğumuzu unutmadan   4006 gün önce eklendi
Mobbing iletişim sektörünü de tehdit ediyor   4239 gün önce eklendi
Hoş Bulduk...   4263 gün önce eklendi
Sosyal mecralar, blog yazarları, ve ötesi...   4275 gün önce eklendi
Gündemimiz çok net: Dijital PR, dijital iletişim, dijital medya...   4490 gün önce eklendi
Başarılı mülakatın sırrı: Kendin olmak   4567 gün önce eklendi
Sen ve Ben’de buluşmak...   4745 gün önce eklendi
Dünyamız için belki de son fırsat: `Yeşil Pazarlama`   4842 gün önce eklendi
Kimin Kime İhtiyacı var?   4973 gün önce eklendi
Dersimiz Dijital İletişim / Dijital PR...   5120 gün önce eklendi
Gerçek haberi, doğru aktarabilmek   5126 gün önce eklendi
PR and PUBLICITY bir ilki deniyor   5174 gün önce eklendi
Sponsorluk, salt görünürlük demek değildir   5231 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 3   5286 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 2   5352 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak - 1   5380 gün önce eklendi
Başarılı bir kariyer için...   5393 gün önce eklendi
Yunan Tanrıları ve PR Şirketleri   5441 gün önce eklendi
Araştırmalar ne diyor?   5469 gün önce eklendi
PR Eşit Değildir Medya İlişkileri / Kısa egzersiz ve e-pr   5507 gün önce eklendi
Yaşın Önüne Geçilemeyen Kaderi   5546 gün önce eklendi
TESCO Mucizesi…   5595 gün önce eklendi
Sosyal Sorumluluk Derken...   5615 gün önce eklendi
PR Sektöründe Performans Değerlendirmesi   5652 gün önce eklendi
500 YTL fee ile 50 müşteri   5693 gün önce eklendi
Volvo Örneğinde Halkla İlişkiler Sektöründe Benchmarking…   5722 gün önce eklendi
Soruları Yanıtlamak ya da Yanıtlamamak   5749 gün önce eklendi
PR Nedir? / PR ve Pazarlama İletişimi I   5791 gün önce eklendi
PR Nedir? Ne değildir?   5826 gün önce eklendi
Kamu Hizmeti Medyaları Nasıl Olacak?   5842 gün önce eklendi
MEDYA ve DEMOKRASİ   5874 gün önce eklendi
• Mesaj Bombardımanı Altında Yaşamak   5890 gün önce eklendi
Kurumsal Sorumluluk ve CSR Report   5901 gün önce eklendi
YORUMSUZ   5915 gün önce eklendi
…Önce “Güven”   5925 gün önce eklendi
Çöpe Giden Sunumlar İmha Ünitesi   5936 gün önce eklendi
Türkiye kendini tanıtmayı öğreniyor mu?   5945 gün önce eklendi
Global Pazarlama Anlayışı ve Pazarlama İletişimine Etkileri   5957 gün önce eklendi
Virgin Flight’dan güncel bir iletişim dersi   5964 gün önce eklendi
Buzz...   5966 gün önce eklendi
Müşterilerinizin Gen Haritalarına Sahip misiniz?   5970 gün önce eklendi

Yorumlar

yeliz   7 Eylül 2005, Çarşamba

Mesaj bombardımanı deyince bunlardan başka bişey yazılamazdı sanırım. Türkiye gerçeklerine uygun bir ortam, yapılması gerekenlere ulaşmaya çalışırken ve bütün kapıları zorlarken her fırsatı kullandığımızı zannederek mesaj çöplüğünü doldurmakla meşgulüz. Eminim ki, son yıllarda gelişen iletişim dünyamız bu durumu fark edip hareket edecektir. Bize ulaşan güzel mesajlarda bunların birer örneği olsa gerek..
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.