Krize Rağmen Tanıtım Etkinlikleri...

Köşe Yazısı - 30 Mart 2009, Pazartesi
Etkinlik Yönetimi: Ali Karaağaç
“Ne krizmiş be” dedirten cinsten bir krizdir gidiyor. 17 yıllık meslek hayatımda çok kötü zamanlar gördüm ancak böylesini de görmek varmış. Allah beterinden korusun derler ya, hepimiz için diliyorum.

Sektörlerin nabzını tuttuğunuzda “şimdilik her şeyi durdurduk” sözü duyulan en bilindik cümle oldu. Bazıları gerçekten küçülerek bütçelerini kıssa da bazılarını samimi bulmadığımı da itiraf etmeliyim. Krizi bahane edenlerde yok değil.
Fakat öyle ya da böyle sektörün ayakta kalabilmesi baştan uca herkesin dikkatli olması gerekiyor.

Sonuçta bu süreci yaşarken zaman durmuyor. Bir yandan sıkıntılar yaşanırken diğer yandan mevsim bahar oluyor, sezon gelip çatıyor. Üniversitelerde şenlikler başlamak üzere, tatil bölgeleri ziyaretçilerini bekliyor. Sn. Temel AKSOY makalesinde “ruh hallerimize” değinmiş.
Beklentilerimiz ve ümitlerimizle farklı ruh hallerine bürünüyoruz…
Tüketici de öyle…

Markalar sahaya çıkmaya başladılar. Marketlerde tadımlar, cadde ve sokaklarda aktiviteler, üniversitelerde etkinlikler…

Tanıtım bütçelerinin kesintiye uğradığı bir dönemde, var olan bütçelerin en efektif şekilde kullanılması daha da önem kazanıyor. Pekiyi ama tanıtım etkinlikleri çerçevesinde her marka, doğru zamanda, doğru şekilde ve doğru yerde olabiliyor mu? Olanlar var mutlaka da olmayanları gördüğümde merak ediyorum, nasıl düşünmüyorlar diye.

Her etkinlik tipi, her ürün veya hizmet için aynı derecede etkili olmaz. Bir markanın uyguladığı ve yüksek skor getiren bir etkinlik, başka sektörden bir marka için beklenen sonuçları getirmeyebilir.

Cadde ve meydanlarda ürün numunesi dağıtan bir marka nasıl bir sonuç bekler?
Ürün numunesi diye dağıttığı, hedef kitlede merak uyandıran, gerçekten denemeğe değer bulunacak ve en önemlisi etkisi kısa vadede somut olarak görecekleri bir şey mi?
Söz konusu numune, çikolata, çerez, hazır çorba ve kahve gibi bir gıda ürünü ise hemen o anda dahi tüketicide fikir oluşturabilir. “Imm güzelmiş, alınır bu” ya da son zamanların moda deyişiyle “hiç damak tadıma uygun değil” dedirtebilir.
Yine söz konusu numune, deterjan, el kremi, şampuan-balsam gibi bir kozmetik ürünü ise tek kullanımlık bir numune dahi ilk denemede tüketicide hedeflenen algının oluşmasını sağlayabilir.

İyi de ya etkisi ve sonuçları ancak uzun süreli kullanımda görülebilen ürünler söz konusu ise? “Biz de tanıtım etkinlikleri yapmalıyız”, “Haydi öyleyse numune dağıtalım” demek ne denli isabetli bir karardır?

B’IOTA Laboratuarları geçen yazın sonlarına doğru İstanbul’un çeşitli iskele ve meydanlarında yeni çıkardığı iki markası için numune dağıtım etkinlikleri düzenledi. Medikal kozmetik ürünü olarak tanımladıkları, saç tellerini güçlendirdiği, zayıf telleri kalınlaştırdığı ve saç dökülmesini engellediği belirtilen Bioblas Şampuan ve anti selülit ürünü olduğu belirtilen Deracine Serum ve Krem numuneleri dağıtıldı. (Ki bence lansmanı dahil yaza girmeden belki de bir iki ay öncesinden başlanması gereken bir zamanlama hatası.)

Şampuan numuneleri 3 kırımlı A4 flyerler içinde potansiyel tüketiciye uzatıldığında, arasında herhangi bir şey olduğu fark edilmediğinden, büyük çoğunluk kuru bir broşür sanarak elinin tersiyle itiyordu. Zaman ayırıp promotörü dinleyenlerin eline ise hepi topu 10 gr’lık bir şey geçiyordu ki atılan taş kurbağa ürkütmüyordu. Diğer ürün ise (selülit kremi/serumu) yine 5 ml’lik bir numune.

Her iki ürün de belli süreyle ve düzenli kullanıldığında etkileri görülebilen ürünler. Hatta şampuan belirtilen vaat ettiği sebeplerden ötürü ilk kullanımda ters algı bile yaratabiliyor. Bayanlar çok daha iyi bilirler, ben duyduklarımın yalancısıyım, selülit ürünlerinin birkaç ay gibi sürelerle, her gün düzenli kullanıldığında, masaj ve spor gibi destek unsurlarıyla başarılı sonuçlar doğurabildiği söylenir. Kolonyalı mendil boyutunda 5 gr’lık bir saşet, deneyene “selülitlerime çok iyi geldi, alayım bundan” dedirtir mi?
“Canım, kokusu, dokusu bir miktar etkiler elbet, broşürünü okuduğunda da yeterince etkileneceklerdir.”
Broşürdeki bilgi derya… Sanırsınız kimya tezi. Caddede meydanda uzatılan kaç kişi okumuştur?
İçindeki kopartılıp alındıktan sonra, buruşturmaya bile tenezzül edilmeden yerlere atılan… Çoğu boşa giden masraftan öte bir şey olmadığı gibi, milli servet ve çevre kirliği… Bu da bir başka kanayan yara.

Devir hesap devriyken, kurumlar minimum harcamayla maksimum fayda amacındayken, bazen etkinlik seçiminde hata yapılıyor, bazen de etkinlik unsurlarını efektif kullanabilme konusunda…
Sıcak bir örnek; Kariyer.Net birçok ili dolaşacağı, yurt genelinde 28 noktada iş arayanlara ve üniversite öğrencilerine kariyer konusunda yardımcı olacak bir tanıtım etkinliği düzenliyor. Bu roadshow için sıra dışı bir de araç seçmiş: Glass Truck…
Tümüyle teknolojik donanıma sahip, mobil sahne olabilen aracın en büyük özelliği ise yüzeylerinin cam oluşu.
Maalesef araçtaki branding, hem görsel açıdan hem de aracın özelliklerinden alınması gereken verim açısından oldukça zayıf. Projeyi yönetenlerden aldığımız bilgi ise daha da şaşırtıcı. Kariyer.Net çalışanları zaten bilgisayara ve birçok programa vakıf kişiler olduklarından, bir reklam ajansıyla çalışmak yerine kendi içlerinde çözmüşler tasarım işini.
Oysa özel bir kullanım ve görsellik sunma imkanına sahip araç, benzetilmiş sıradan bir nakliye kamyonetine.
Profesyonel bir reklam ajansı ile çalışılsa, kurulumun yapılacağı noktada veya mobilken çok daha fazla dikkat çekilebilecekti.
Tasarruf edilecek kalem var, üste para verilecek kalem var…
Üstelik startdaki zamanlamada da gözden kaçan bir yanlış var. 29 Mart Pazar günü ülkede seçim olacağı uzun zaman öncesinden bilinirken, proje 28 Mart yerine 30 Mart´ta başlayabilir, proje çalışanları da oylarını kullanarak vatandaşlık görevlerini yerine getirebilirlerdi.

Bir de bu yaz GSM operatörlerinin 3G kapışmasına sahne olacak. Onları da merakla bekliyoruz...
A lisans, B lisans, C lisans.
Biliyorsunuz değil mi? Bir kalite sınıflandırması gibi görünse de tamamen abone sayısı ve bant genişliği ilişkisiyle ilgili bir durum. Mutlak ki bazı operatörlerin ajansları bunu kalite derecelendirmesi gibi algı yaratmaya çalışacak...
Yani lisansların farkı abone sayısının (geçiş toleransı dahil) trafiği için gerekli bant genişliği, otoban misali.
Kullandığınız operatörden alacağınız 3G hizmeti servis hızı açısından diğerlerinden farklı olmayacak. Ancak faydalanacağınız hizmetler ve kalitesi adına aralarındaki yarışı ve bunu tüketiciye yansıtma şekillerini birlikte göreceğiz. Aynı zamanda bir kullanıcı olarak da beklentimiz uygun fiyattır. ?

Büyük kurumsallar saha etkinliklerini kısmamalı, yapmalı… Hatta biraz da fazla yapmalı. Allah ziyadesiyle versin de büyük ihtimalle teğet geçtiği söylenen onlarınki olsa gerek. E başbakan boşuna altını çizmiyor. ?
Gerçi onlar kriz yokken de sıkı pazarlıkçı, satın alma departmanlarıyla yükleniciyi birbirine kırdırma gayretleri her daim formda olanlardandı. Şimdi kriz de varken bunu daha da abartırlarsa şaşmamalı.

Bildiğim bir şey var ki çok dost rakip, üretim atölyesi, dijital baskıcı, Matbaa, tedarik firmaları yitti gitti.
Gerçi bizim sektörün de yumuşak karnı yüklenici firmalardaki çalışanlarının öngörüsüzlüğünden oluşan, bölünüp patronlaşma sevdası. O kadar çoğaldık ki...
Benim şahit olduğum projeler var, işi alabilmek için üste vermeye hazır sektördaşlar biliyorum. Gerekçeleri de ne pahasına olursun olsun o firmaya başkasının faturası girmeyecekmiş. Gözü dönmüşlük mü dersiniz, ne dersiniz?

Dilerim baharın gelişi gibi en kısa sürede sektörün üzerindeki ölü toprağını atabiliriz. Elbirliğiyle…
Piyasaya işveren markaların, akıllarda soru işaretleri yaratacak şekilde sürekli aynı firma tercihi yerine, adaletli iş dağılımı ile.
Meslektaşlarımızın makul bütçe ve başarılı iş teslimi ile üzerimize düşeni yaparak…

Herkese iyi sezonlar ve başarılı iş teslimleri dilerim.

4000 kez okunmuş Ali Karaağaç

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.