Konkurdan konkura koşarken…

Köşe Yazısı - 31 Ocak 2008, Perşembe
Aklıma Düşenler: Ali Cem İlhan
Bu aralar sanırım bütün iletişim sektörü o konkurdan bu konkura koşturuyor; öte taraftan iki tane de önemli haber meslek gündemine düştü. Birincisi geçen haftanın başında 75 ekonomi muhabirinin bildirisi, diğeri sektörün öncü şirketlerinden Global Tanıtım’ın Yunanistan’lı bir şirketle birleşmesi …

Bence bu üç olgu genel olarak iletişim, özel olarak da basın ve halkla ilişkiler sektörünün, 2008 Ocak ayındaki resmini çok güzel tarif ediyor.

Neredeyiz. Ne yapıyoruz; nereye gidiyoruz ?

Birinci olgudan başlayalım. Başkalarını bilmem ama biz, Tribeca İletişim Danışmanlık olarak, geçtiğimiz Eylül ayından bu yana özellikle, tam anlamı ile bir konkur baskınına uğramış durumdayız. Ben şahsen, her hafta en az iki üç gün “stratejik iletişim yaklaşımı” sunum hazırlayıp, genelde bu güne kadar pek de PR işi ile ilgili olmadığını bildiğim potansiyel müşterilerimin karşısına geçiyorum.

Çoğunu da kazanamıyoruz tabii, bazıları ile malum “kimya” meselesinden, önemli bir bölümünü de meslektaşlarımın son derece düşük ücret tekliflerinden…

Kanımca, bu noktada, asıl önemli olan soru, böylesi bir talep artışının nereden kaynaklandığı?

Türk ekonomisi, dünya standartlarına göre, son beş yıldır düzenli olarak rekor seviyelerde büyüdü, ancak son bir yıldır, uygulamaya konan makro ekonomik politikalarla yurt içi talepte kayda değer bir düşüş de söz konusu. Konuya şirketler bazında bakacak olursak, hızlı bir karlılıkla, geçmişin pasiflerini temizleyen, verimli ve rekabetçi olmayı öğrenmiş kuruluşlar var karşımızda; bunlar şimdi gerileyen bir talep olgusu ile yüzleşiyorlar. Öte taraftan ise harcamalarını kısan ama cebindeki değerli Türk lirası ile hala harcama iştahını muhafaza eden tüketiciler ve kuruluşlar var… İkircikli bir durum söz konusu kısacası.

Bu durum karşısında, bir çok ticari aktör tehdidi fırsata çevirip, genel kamuoyundan potansiyel müşterilerine doğru giden bir çizgide, daha çok bilinirlik, fark ve tercih yaratma peşine düşüyor. Sanırım şu an ki konkur telaşının da, en geçerli açıklaması burada gizli.

Bu konkur sürecinin genel gidişatını ve – istisnaları bir kenara koyarak - sonuç olarak temel çıktısını değerlendirecek olursak , ortaya şöyle bir resim çıkıyor: PR sektörünün yeni müşterileri genel olarak, “en fazla basın yansımasını, en hızlı ve en ucuz olacak “ biçimde sağlayacak şirketlerin peşindeler. Bunun içinde bazen “bir masa bir kasa” şirketlere, bazen de büyük portföylerine takviye arayan kurumsallaşmış şirketlere gidiyorlar. Sonuç da genellikle hüsran oluyor tabii. Yanlış beklentilere, kaçınılmaz olarak yanlış cevaplar ve herkesi mutsuz eden bir sonuç…

Aslında bu yaşananları daha iyi anlamak için, geçtiğimiz hafta 75 ekonomi muhabirinin yayınladığı bildiriye bakmak lazım. (http://www.patronlardunyasi.com/news_detail.php?id=39822)

Ekonomi muhabirleri yayınladıkları bildiride, biz “ikinci sınıf gazeteci değiliz” diyerek, yazarlar ve müdürler lehine yapılan ayrımcılıktan şikayet ediyorlardı. Buna karşılık EGD Başkanı Celal Toprak da, gelin konuşalım bu işi sessizce halledelim dedi.

Olayın özü şu: Şişecam ‘ın Bursa Yenişehir`de yaptığı fabrika açılışında yazar ve müdürler ile muhabirlerin ulaşımının farklı araçlarla yapılıyor; ayrıca son dönemde, bir çok şirket önemli konularda basın toplantısı düzenlemeden önce, ekonomi köşe yazarlarını ve yöneticilerini bir yemekte ağırlıyor ve ertesi gün basın toplantısı düzenliyorlar…

Bu sorunun, özel nedenlerini şimdilik bir kenara bırakacak olursak, tetikleyicisi artan sayıda şirketin medya da görünme arzusudur. Gazetelerin ekonomi servisleri, geçmişte günde 50 adet basın bülteni veya haber talebi ile karşılıyorsa, bugün bu oran 150- 200 mertebesinde sanırım; doğal olarak da, daha sert bir rekabet ve daha farklı kanallara yönelik girişimler gündeme geliyor. Bunu müşteriler de talep edebiliyorlar; bizler de bazen önerebiliyoruz…

Peki asıl sorun nerede ? Bence asıl sorun, bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin – birkaç istisna hariç – son derece zayıf sermaye tabanları üzerinde faaliyet gösteriyor olmalarıdır. Bu yüzden müşterilerine gerçekleri gösteremiyorlar ve “dar medya alanlarında kısa paslaşmaya”, bu arada yanlış yönlendirilmiş bir sürü müşteriyi de mutsuz etmeye devam ediyorlar.

Bu noktada resmi tamamlayan üçüncü haber devreye giriyor.

Global Tanıtım ile Yunan strateji ve iletişim ajansı CIVITAS`ın ortaklığı. Yunanlı ortak almış diye küçümseyenler olacaktır kuşkusuz. Önemli değil bu kısmı açıkçası. Önemli olan sektörün kronik sermaye yetersizliği sorununu bu tip yerel ve uluslarası ortaklıklarla aşılabilecek olmasıdır. Bu sayede, hem bu şirketlerde çalışan insanların mesleki kalitesi yükselecek, hem müşterilerimize neyin haber neyin zorlama olduğu konusunda daha gerçekçi açıklamalar yapma “lüksümüz” olacak; hem de eminim tek başına bu yeterli olmasa da ekonomi gazeteciliği nesnel ve derinlikli haberler yapma konusunda daha fazla fırsat bulacaktır; en azından haber olmayan haberler için arayıp canlarını sıkan PR’cılardan kurtulacaklardır... Özetle taşlar bu sayede yerlerine oturacaktır diye “ummak istiyorum”.

8550 kez okunmuş Ali Cem İlhan

Yorumlar

Aysenur Bozal Özcan   31 Ocak 2008, Perşembe

Cem Bey,

Medyanın hem PR hem de gazete ayağında çalışmış biri (ayrıca eski bir elemanınız) olarak oldukça önemli bir konuya değindiğiniz için size çok teşekkür ederim. Özellikle ekonomi muhabirlerinin en önemli sorunlarından biri olan halkla ilişkiler şirketlerinin müşterilerini kaybetmemek için gösterdikleri bazı yaklaşımlar gazeteci ve halkla ilişkilerciler arasındaki mesafeyi her geçen gün artırmakta. Bence bu sorunun en önemli nedenlerinden biri bazı halkla ilişkilerci arkadaşların gazete mutfağını bilmemelerinden kaynaklanıyor. Müşterisinin her dediğini yapmaya çalışan halkla ilişkiler şirketi sahipleri, işini kaybetmekten korkan halkla ilişkiler çalışanları ve ortaya çıkan tablo... Bence bu noktada halkla ilişkilercilerin müşterilerinden aldıkları brief´lere bir parçada olsa gazeteci gibi bakmaya çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Tabi madolyonun biraz da öbür yüzüne bakmakta fayda var . Gazetecilerde halkla ilişkilercilerinde en az kendileri kadar yoğun bir çalışma temposu içerisinde olduğunu untmamaları gerekiyor. İşin özeti belkide bir parça empati bir çok sorunu çözebilir...

Saygılarımla

Aysenur Bozal Özcan

medyabiti   23 Mart 2008, Pazar

Medya ve halkla ilişkiler şirketleri iliskisini sık sık gündeme getiriyoruz. Konuya katkı olması bağlamında kucuk katkı...

Bazı konuları gecinden takip ediyoruz. Katar’da gazetecilerin hediye saatleri kabul etmesi meselesi de bunlardan. Gazetecinin bağımsızlığının gereğidir bu hediyelerin alınmaması, bunu herkes yazdı, herkes çizdi. Peki ya gazetecilerle PR şirketleri arasındaki hediye alışverişleri, ya yurtdışı gezileri, ya yılbaşlarında, bayramlarda gelen sepet sepet, hatta bazen “zarf”lar içinde gelen “hediyeleri” kim konuşacak, kim tartışacak? Halkla İlişkiler Derneği mi? Güldürmeyin bizi…Öyleyse biz tartışalım.

“Ferrarisini arayan gazeteci” yazımızda da PR şirketleri ile gazeteciler arasındaki garip ilişkiler yumağını biraz deşmeye çalışmıştık. 90’ların ortasında Siemens’in bir basın toplantısı, hediye verme konusundaki ilk tartışmaların alevlendiği milattır Türkiye’de. Cep telefonu lansman toplantısı davetiyesinin sonuna konulan “sürpriz hediye sizleri bekliyor” tarzında bir ifade, gazeteci camiasının iştahını kabartmaya yetmişti. Çok yüksek oranda kabul edilebilecek 100’ü aşkın bir gazeteci topluluğu gelmişti toplantıya. Gazeteciler açısından olukça sıkıcı geçen basın toplantısının ardından sıra en heyecanlı ana gelmişti. Çekilişle 3 gazeteciye cep telefonu hediye edilecekti. Cep telefonu fiyatlarının el yaktığı dönemde 3 talihli “gazeteci”den birinin, şöför olması tartışmaları da beraberinde getirmişti.

Meslek yayın organlarında verilen hediyenin meblağı şu kadarı geçmemeli v.s tarzında yazılar görürüz. Yani deontolojik açıdan bakarsak az hediye makbul, çok hediye “aetik”. Az çalarsan hırsızlık değil, banka soyarsan hırsızlık durumu…

İşte Katar’da yaşananlar bizlere bunları hatırlattı. Katar’da hediye almayı reddedenler ya da bunu eleştirenlerin gazeteci kimlikleriyle kimseden hediye almaması gerekiyor. Kimsenin günahını almayalım, belki de almıyorlardır. Oysa bazı dergilerde, hafta sonu eklerinde ya da ekonomi sayfalarında ürün haberlerinin nasıl çıktığı herkesin malumu. Şunu herkes bilmeli bir basın toplantısında ya da gezisinde(bu konu da ayrıca ele alınmalı ya neyse) verilen hediyeler asla ve asla karşılıksız değildir. Siz mutlaka o şirkete ya da markaya bir şeyler veriyorsunuzdur ya da vereceğiniz beklentisiyle hediye almışsınızdır. Kimse kaşınıza gözünüze hediye vermez.

Habercilik ve gazetecilik yerlerde sürünürken, bir haberi okurken ortaya çıkan algı hala ve hala reklamdan daha yüksek, bu bir gerçek. Pek çok firmanın haber formatında hazırlanan ilanlarının, advertoriallarının artmasını buna bağlamak gerek. Sağ üst köşeye 2 puntoyla yazılan “bu bir ilandır” yasal zorunluluk yazısı kim tarafından görülüyor Allah aşkınıza söyleyin…PR’cıların gzetecilere her zamankinden daha çok ihtiyaçları var. Çünkü garip ama gerçek habercilik taban yaprken etki gücü yükselişte.

Özetle PR ve reklam dünyası her geçen gün daha fazla etki alanımıza giriyor. Katar emiri de bunun farkında. Bakın Vakit yazarı ne demiş: “Saati almayanlar Arap düşmanlığı yapıyor”. Şeyh için hurma parası sayılabilecek 50 saatin madddi karşılığı bu cümleyle zaten çoktan alınmıştır. 50 saat karşılığı Türkiye´deki islami gazetelerin tamamını Katar lobicisi yapmış emir hazretleri, daha ne olsun...

Sadece Katar’da saati alanlar değil, yılbaşlarında Beymen gömlekleri alanlar, oradan buradan kendilerine indirim sağlayanlar “gazetecilik mesleği düşmanlığı” yapıyor, bu böyle biline…

faruk   5 Ağustos 2008, Salı

Değerli hocalarım, kıymetli okuyucular. yaratıcı fikiri falan kalmadı bu işin. iletişim fakültesi mezunları kan ağlıyor. hem 4 yılın boşa harcandığını düşünmesinden, hem de medya okur yazarlığı dersinin iletişim mezunlarına okutturulmamasından. bir an önce çözüm bulunmazsa ilkokul mezunu basın sektöründe çalışan sayısız elemana daha niceleri eklenecek, eğitim fakültesi mezunları medya okuryazarlığı dersine iletişimcilere burun kıvırarak girecek. iletişim mezunlurı lütfen uyanalım, şu iletişim kopukluğunu ancak bizim ısrarlı çabalarımız giderir.. saygılar
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.