Dünyamız için belki de son fırsat: `Yeşil Pazarlama`

Köşe Yazısı - 19 Temmuz 2008, Cumartesi
İletİşim: Aret Vartanyan
Teknoloji hayatımızı yönlendirirken artık uzayda seyahat etmeyi, tek bir dokunuşla hayatımızdaki cihazları yönetmeyi, koşarken mp3 dinlemeyi, evde tuvaletten doktorla doğrudan iletişim kurmayı hayata geçiriyoruz. Sanal dünyada şehirler kuruyor, ekonomi yaratıyoruz... Konforumuzu nasıl daha fazla artıracağımızı şaşırıyoruz. Kablosuz joystick li PS3 lerle oyun oynuyoruz ki rahat rahat koltuğumuza kurulabilelim ve konfor içinde yüzelim... Markette bir tek yoğurt almaya gittiğimizde bile onlarca seçenek içinden karar veremiyoruz. Cep telefonlarında yapamayacağımız şey pek yakında kalmayacak. Şu anda bile neler yapabildiğimize şaşırıyoruz.

Peki biz bunlarla uğraşan şanslı azınlıkken ya dünyanın başka yerlerinde neler oluyor. Hatta dünyanın kendisine neler oluyor. Depremler, tayfunlar, küresel ısınma... Açlık, kıtlık, fakirlik... Çocuk işçiler, terör, dengesiz gelir paylaşımı. Gerçekten de dünyanın bir kısmı uzaya gitmeyi düşünürken, bir kısmı ne yiyeceğim, nerede uyuyacağım, ne kadar daha yaşayacağım diyor.

Ekonomiler, dev endüstriler, şirketler dünyadan aldıklarını bir şekilde dünyaya, toplumlardan aldıklarını bir şekilde toplumlara geri vermek zorundalar. Aslında bir anlamda kendi bindikleri dalı, onarmak zorundalar.

Bugün alkolsüz alkollü içecek üretirken ne kadar temiz içme suyu tüketiliyor, otomotiv sektörü, ağır sanayi çevreden neler götürüyor, global markalar uzakdoğuda, üçüncü dünya ülkelerinde nasıl çalışma koşulları yaratıyor. Önceleri biraz bürokratik biraz iyi niyet , biraz da sus payı başladı şirketlerin çevreye, topluma yatırımı. Değişen dünya, enformasyonun hızlanması, saklanamayan gerçekler, artık rahatça kirletilemeyen nehirler, rahatça çalıştırılamayan çocuklar ve bir toplumdan aldıkları karşılığında bir değer yaratma zorunluluğu...

Bugün ise green marketing’den yeşil ekran’a artık iş dünyasının temel değerlerinden biri olarar sosyal sorumluluk karşımızda duruyor. Elbetteki burda da yanlışlar, kavram karmaşası alabildiğine yoğun. Sosyal sorumluluk çalışmalarını reklamla eşdeğer tutanlardan tutun da sponsorluğu sosyal sorumluluk olarak tanımlayanlara kadar bir yanlışlar silsilesine rastlamak mümkün. Tabi bu arada çok doğru yerinde projeler hayata geçiriliyor.

Sosyal sorumluluk projesi demek gerçekten bri değer üretebilmek demek. Doğrudan bir geri dönüş beklemeden bir katkı sağlamak demek. Elbetteki sosyal sorumluluk çalışmalarıın da iletişim çalışmaları olacak. Ancak 1 birim bri değer üretim 5 birim bu değerin salt tanıtımına, “ben bunu yaptım” demeye harcarsanız orda sorgulanmaya da başlarsınız.

Artık tüketici gözünde, rekabetin akılları zorladığı ortamda sosyal sorumluluk bilinci de bir karar verme unsuru. Hem de sıcak satış anında doğrudan etkileyici bir unsur. Global şirketler yeşil politikalar üretip, bunları kamuoyuyla paylaşıyor ve sıkı bir şekilde takip ediyorlar. Yandaşları, paydaşları ikna ederek, projeye çekerek dalga yaratıyorlar.

Kurumsal sosyal sorumluluk adına birçok alanda farklı faaliyetler yürütülebilir. .Şirketler, çevre, eğitim, ortaklıklar, iş ilişkileri, sponsorluklar, insan hakları, ürün kalitesi gibi pek çok alanda duyarlı davranarak kendi varlıklarına ve karlılıklarına zarar vermeden topluma karşı olan sorumluklarını yerine getirebilirler. Dünyadaki örneklerine baktığımızda firmaların kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin tüm bu saydığımız alanların hepsinde yer alabildiğini yada birkaç alanda yoğunlaşabildiğini görüyoruz. Örneğin sağlık, çevre ve eğitim konularında duyarlılık gösteren firmaların yanısıra sadece çalışanların eğitimine ve çalışma koşullarını iyileştirmeye yönelik duyarlılık faaliyetlerinde bulunan firmalar da var. Kimi firmalar ürettikleri ürüne ya da hizmete özel sosyal sorumluluk atılımlarında bulunurken kimi firmalar bulundukları yerel bölgeye ve burada yaşayan insanlara yapacakları katkı ile sorumluklarını yerine getiriyorlar.

AB ise, kurumsal sosyal sorumluluğu, şirketlerin sosyal ve çevresel kaygıları kendi istekleriyle faaliyetlerinin ve tüm paydaşlarıyla ilişkilerinin bir parçası haline getirmesi olarak açıklıyor. Paydaşlar, alışanlar, tedarikçiler, müşteriler, ortaklar, kredi verenler ve toplumu kapsıyor. Şirketlerin var oldukları bölge ve bu bölgede yaşayan insanlarla, kendi bünyesinde çalışan ve firma ile temasta bulunan insanlarla bütünleşmesi gereği, şirketlerin onlar için geliştirebileceği katkıları ortaya koyuyor.

Artık sosyal sorumluluk bizimle beraber yaşayacak veyaşamak zorunda. Samimiyet, süreklilik ve şeffaflık belki de en temel unsurlar. Bunlar olmadan başarılı bi rpoje hayata geçirmek de mümkün değil.

Son söz: Yeşil pazarlama çocuklarımıza daha güzel bir dünya, daha yaşanılır bir toplum bırakmak için bir fırsat, belki de son fırsat.

7299 kez okunmuş Aret Vartanyan

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Klişelerden sıkıldım...   3923 gün önce eklendi
"İnsan" olduğumuzu unutmadan   4006 gün önce eklendi
Mobbing iletişim sektörünü de tehdit ediyor   4239 gün önce eklendi
Hoş Bulduk...   4263 gün önce eklendi
Sosyal mecralar, blog yazarları, ve ötesi...   4275 gün önce eklendi
Gündemimiz çok net: Dijital PR, dijital iletişim, dijital medya...   4490 gün önce eklendi
Başarılı mülakatın sırrı: Kendin olmak   4567 gün önce eklendi
Sen ve Ben’de buluşmak...   4745 gün önce eklendi
• Dünyamız için belki de son fırsat: `Yeşil Pazarlama`   4842 gün önce eklendi
Kimin Kime İhtiyacı var?   4973 gün önce eklendi
Dersimiz Dijital İletişim / Dijital PR...   5120 gün önce eklendi
Gerçek haberi, doğru aktarabilmek   5126 gün önce eklendi
PR and PUBLICITY bir ilki deniyor   5174 gün önce eklendi
Sponsorluk, salt görünürlük demek değildir   5231 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 3   5286 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 2   5352 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak - 1   5380 gün önce eklendi
Başarılı bir kariyer için...   5393 gün önce eklendi
Yunan Tanrıları ve PR Şirketleri   5441 gün önce eklendi
Araştırmalar ne diyor?   5469 gün önce eklendi
PR Eşit Değildir Medya İlişkileri / Kısa egzersiz ve e-pr   5507 gün önce eklendi
Yaşın Önüne Geçilemeyen Kaderi   5546 gün önce eklendi
TESCO Mucizesi…   5595 gün önce eklendi
Sosyal Sorumluluk Derken...   5615 gün önce eklendi
PR Sektöründe Performans Değerlendirmesi   5652 gün önce eklendi
500 YTL fee ile 50 müşteri   5693 gün önce eklendi
Volvo Örneğinde Halkla İlişkiler Sektöründe Benchmarking…   5722 gün önce eklendi
Soruları Yanıtlamak ya da Yanıtlamamak   5749 gün önce eklendi
PR Nedir? / PR ve Pazarlama İletişimi I   5791 gün önce eklendi
PR Nedir? Ne değildir?   5826 gün önce eklendi
Kamu Hizmeti Medyaları Nasıl Olacak?   5842 gün önce eklendi
MEDYA ve DEMOKRASİ   5874 gün önce eklendi
Mesaj Bombardımanı Altında Yaşamak   5890 gün önce eklendi
Kurumsal Sorumluluk ve CSR Report   5901 gün önce eklendi
YORUMSUZ   5915 gün önce eklendi
…Önce “Güven”   5925 gün önce eklendi
Çöpe Giden Sunumlar İmha Ünitesi   5936 gün önce eklendi
Türkiye kendini tanıtmayı öğreniyor mu?   5945 gün önce eklendi
Global Pazarlama Anlayışı ve Pazarlama İletişimine Etkileri   5957 gün önce eklendi
Virgin Flight’dan güncel bir iletişim dersi   5964 gün önce eklendi
Buzz...   5966 gün önce eklendi
Müşterilerinizin Gen Haritalarına Sahip misiniz?   5970 gün önce eklendi

Yorumlar

önder kiremitçi   5 Ağustos 2008, Salı

Sevgili Aret, çevre ile ilgili kaygılarımız ülkemizde hava sıcaklığının artışı ve suyumuzun bitmesiyle bizim de nihayet gündemimize girdi. Bizim için bu bile büyük bir gelişme. Özellikle NTV´nin de yakın zamanda Yeşil Ekran uygulamasıyla kamuoyunda hızla gelişen bir farkındalık var. Dikkat edersen bizlerdeki ve kamuoyundaki algı ve bilgi düzeyi sadece farkındalık seviyesinde. Bunun hızla bilgi ve davranış değişikliğine dönüşmesi için STK´ların ve kanun yapıcıların da etkisiyle belki 10 yıl sonra ülkemizdeki sorunların giderilmeye başlanacağını göreceğiz. Bu maalesef böylesine uzun bir süreç.

Bir örnek bugün ülkemizde bulunan Organize Sanayii Bölgelerinin yarısından fazlasının atık üniteleri yok. Burada devreye yasa yapıcı ve onun denetim gücü ortaya çıkıyor. Melen Çayı´na neler karıştığını Kanal D ana haberde izledik. Temizlemeye, doğadaki ayak izlerimizin etkilerini azaltmaya çalışırken bir yandan da kirletmemeyi öğrenmemiz gerekiyor.

Şirketlerin çevre ile ilgiyi yaptığı pek çok projeyi ben kişisel olarak sosyal sorumluluk projesi olarak görmediğimi ifade etmek isterim. Bence bu şuna benziyor, "şu adam varya çok iyi biri, kimseyi incitmez, kötü söz söylemez, herkese yardımcı olmaya çalışır, asla bir yalanını, uygunsuz bir hareketini göremezsiniz". Hepimizin olması gereken özellikler değil mi bunlar? Bir şirket ihtiyacı olan elektrik enerjisini çatısına kurduğu güneş panellerinden ya da bahçesine diktiği rüzgar tribününden elde ediyorsa bu biraz da maliyetlerini düşürmek için yaptığı bir yatırım değil midir? Sonra lütfen bunu bana ben KSS yapıyorum diye söylemesin. Hem nalına hem mıhına durumu biraz benim gözümde komik oluyor.

Ben birey olarak evimde ve iş yerimde doğadaki ayak izlerimi gidermek için tüm önlemleri alıyorsam, büyük şirketler hayli hayli fazlasını yapmak zorundalar.

Son olarak bir tavsiyede bulunacağım. Geçtiğimiz aylarda TEMA Vakfı´nın davetlisi olarak Türkiye´ye gelen Earth Policy Enstitute (www.earth-policy.org) Başkanı Lester Brown´un yazdığı Plan 3.0 isimli kitabı okumanız ve verdiğim siteyi ziyaret etmeniz yönünde olacak. Sitede Brown´un yazdığı pek çok kitaba ücretsiz olarak ulaşmak mümkün. Brown´un farkı çevre hakkında yapılan o kadar konuşmalar ve iyileştirme önerilerinin hayata geçirilmesi konusunda somut EKONOMİK GELİŞİM VE DEĞİŞİM nasıl olacak bu sorunun cevabını arıyor olması. Çünkü bu değişim ve gelişim önemli bir yatırım gerektiriyor. Herşey para demek aslında!

Çok uzattım, keyifli okumalar.

Sevgilerimle

Önder Kiremitçi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.