reklam
reklam
reklam
reklam

Yazdığını Okuyamayan 'Mürettip'lerle İş Görmek

Köşe Yazısı - 11 Ekim 2012, Perşembe
İş ve İşletme: Recep Ali Aksoylu

Üniversitede okuduğum yıllarda Rize’ye tatile geldiğimde rahmetli Nihat Karadereli’nin “YENİ RİZE GAZETESİ” nde yazar, gazetenin yayınını yürütürdüm. Tam yılını hatırlayamıyorum, 80’lerin başı gibi. Nihat Beyin odasında bir sonraki gün için yazımı yazarken, yazı işleri sorumlusu (kulakları çınlasın) Fikri MEMİŞOĞLU o günün prova baskısını incelemem, baskı onayı vermem için getirdi.
 
Her zaman düzeltilmesi gereken çok hata olurdu. Olanaklarımız ve dağarcığımızın elverdiği oranda da düzeltirdik. Ama bu kez düzeltilecek gibi değildi. Başlıklar hariç sayfadaki düz metinler komple “bıla bıla” tarzda, anlamsız dolgu harf yığınlarıyla doluydu. Hani asfalt yaparken zemine dolgu olarak döşedikleri mıcır ya da cüruf cinsinden… Okunabilir tek cümle yoktu sayfada.
 
“Fikri” diye seslendim içeriye. Geldi.
“Kim dizdi bu sayfayı, kontrol etmediniz mi?“ diye sordum.
”O sayfayı Salih diziyor, ben de şimdi kontrol edecektim, sorun mu var? “ diye yanıtladı. 
Fikri, şimdilerde ne yapıyor, ne ediyor bilmiyorum. Gözlüklü, minyon tipiyle sevimli, konuşkan bir arkadaştı. Şiire çok meraklıydı; kendi de yazmaya çalışırdı ama daha çok alıntı şiirler de kullanırdı “şiir köşesi”nde. Hatta düzenli şiirlerini yayımladığı öğrenci, öğretmen ve memur dostları da oluşmuştu bu sayede. 
 
“Daha ne olacak?” dedim, “ Anlamsız harfler yan yana getirilerek oluşturulmuş bir sürü abuk subuk harf kümelerinden başka bir şeye benzemeyen yazılar var sayfada. Bunu yazan hadi üç beş harfi, kelimeyi, cümleyi karıştırdı, hiç mi yazdığını okumadı?”
Belli ki Fikri de prova baskıyı baskıdan alıp hiç bakmadan direk bana getirmişti. Ama çok kolay bir soru sormuşum gibi sakince cevapladıydı beni.
“Ama efendim, Salih yazdıklarını okuyamaz ki” cümlesini duyunca kızgınlığım bir anda şaşkınlığa dönüştü.
“Ne demek, nasıl yani?”
“Nasılı yok Recep Ali Abi, bizim mürettip Salih’in okuma yazması yok ki, yazdığını okuyabilsin.”
 
Haydaa!… Yazıyor ama okumayı bilmiyor. Diziyor ama kendi dizdiğini okuyamıyor. Tam Nasrettin Hocalık. Yok yok, tam Karadeniz işi.
 
Efendim, mürettip yani güncel adıyla dizgi elemanı Salih, hiç okula gitmemiş olmasına, okuma yazma bilmemesine rağmen bizim YENİ RİZE’de 3 yıldır çalışıyordu. Daha doğrusu sayfaları diziyordu. Belli ki, yazması için önüne konan yazıyı, yazıdaki harf ve kelimeleri okumadan, anlamadan sadece fotoğraf belleğini kullanarak hurufat kasasından (klavye diye düşünün) harfleri ezbere alarak elindeki kumpasa diziyordu. Ama bu kez öyle olmamış, harflerin yerini belleğinde bir sıra karıştırınca tüm dizdikleri de anlamsız harf kümeleri haline gelmişti. Tamamladığı kumpasları sayfayı bağlamak için mermerin üzerine aktardığında da, harf dizinlerini okuyamadığından karıştırmış olduğunu anlayamamış, düzeltme gereğini de duymadan sayfayı bağlamıştı.
 
Bizim Salih sadece bir örnek. Biz danışmanlar, eğitimciler konuları daha kısa yoldan ve daha iyi belletmek, kavratmak için abartılı örnekleri kullanmayı tercih ettiğimizden bizzat yaşadığım Salih’li örneği paylaşmak istedim. Yoksa, etrafımıza baktığımızda yaptığı işin anlamını, önemini, içeriğini bilmeyen o kadar çok insan var ki…
 
İşinin önemini, detayını bilmeden hatta ne yaptığını, neden yaptığını bilmeden mesaisini tamamlayanlarla görülen iş, ucuz etin yahnisi gibi oluyor. Böyleleri karşılarına azıcık farklı bir konu geldiğinde apışıp kalıyor içinden çıkamıyorlar. Çünkü yaptıkları, yapacakları işin özünü bilemiyorlar. Bu iki nedenden kaynaklanıyor; yaptığı işi benimsememe, ciddiye almama ve eğitim. Bu tarz yaptığı için özünü bilmeyenlerin istihdamı ile işletmeler ciddi anlamda verimlilik kaybına, israfa neden olurlarken, işine vakıf olanlar, benimseyenler ise gördükleri işe hem katma değer sağlayabiliyorlar, hem de kariyer basamaklarını birer birer tırmanabiliyorlar.
 
Ülkemizde genel eğitim düzeyi düşük, özellikle mesleki eğitim yetersizdir. Öğrencilerin %94’ünün hiçbir meslek sahibi olmadan, çalışma hayatına başladığı raporlara yansımakta. Bu da haliyle mesleki yetersizliği, güvensizliği arttırmakta ve iş kazalarını da beraberinde getirmektedir.
 
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yaptığı denetimlerde belirlenen en büyük eksiklik ve kusurun, işyerlerinde %82.92 gibi büyük bir oranda; gerek işverenin, gerekse işçilerin eğitimsizliğinin olması konunun bir diğer acı boyutudur. Bu bakımdan çalışanları korumada, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğini sağlamada güçlük çekilmesinin altında da eğitim eksikliğinin yattığını görmekteyiz. 
 
Bir de bakar körler var. Bakıp “görmeyen” ya da “göremeyen” olabilen bakar körlerin aslında temel eğitimleri vardır, sorunları ağırlıklı olarak konsantrasyonlarındadır.  Bu grubu yazımın başında örneklediğim ehliyetsizlerle karıştırmamak gerekir. Bakar körler, gözleri normal gibi göründüğü halde göremeyendir. Hesap makinesi tam önündeyken hesap makinesini masanın farklı taraflarında arayan, gözlüğü gözündeyken gözlüğümü gördünüz mü diye soranlardır. Durakta bekleyen kişinin yüzündeki ifadeyi fark edemeyenlerdir. Bakmak için gözün açık olması yeterli iken görmek için bakılanın detaylarına dikkat edilmesi gerekir. Böylelerinin işine katma değer katması veya gördüğü tekdüze işin ötesine geçebilmesi için devamlı birilerinin onu dürtmesi, yönlendirmesi gerekir. Bir de ehil olmalarına rağmen yine de bakar kör’ler vardır ki; bıkkınlık gelmiş, tembelleşmiş kimlikler görebileceklerine sadece bakmakla yetinerek iş ve işletmelerinin ciddi fırsat kayıpları yaşamalarına da neden olurlar.
 
RECEP ALİ AKSOYLU
medya@coor.net
 
(*) Yazdığını Okuyamayan Mürettiplerle İş Görmek” başlıklı yazım, “İşletmelerde Eğitim Sohbetleri e-Kitabı” için yazdığım yazılardan. 

4316 kez okunmuş Recep Ali Aksoylu

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Çayluktan Kürsüye...   317 gün önce eklendi
Ekilen Biçiliyor   644 gün önce eklendi
Bayim olur musun?   706 gün önce eklendi
Marmara depremi daha gerçekleşmedi...   771 gün önce eklendi
Kampanya kime neden yapılır?   787 gün önce eklendi
İthal çay tüketenlere lafım...   806 gün önce eklendi
Hesabı Kitabı, Kuralı Olmayan Futbol Endüstrisi   1050 gün önce eklendi
Alkışta Cimri Olmayalım   1184 gün önce eklendi
Feshane'nin ardından...   1242 gün önce eklendi
Franchising'e bir de bu açıdan bakın...   1310 gün önce eklendi
Temiz gözükmek mi, temiz olmak mı?   1467 gün önce eklendi
Emekleyen didi kiviyi uçurabilir mi?   1517 gün önce eklendi
di di Soğuk çay ve Çaykur   1551 gün önce eklendi
Haçapuranın Taşı, Kayığun Eğmeleri!   1679 gün önce eklendi
Sadık Müşteri Olmamı Sağlayan 3 Örnek   1716 gün önce eklendi
Kuruşumuz Hangi Satıcıya Nasip Oluyor?   1732 gün önce eklendi
Mahsun'un Dizisi Şive'den Çaktı   1782 gün önce eklendi
Tesis Yönetimi - Facility Management Dedikleri...   1792 gün önce eklendi
• Yazdığını Okuyamayan 'Mürettip'lerle İş Görmek   1811 gün önce eklendi
Temizliğin Fuarında Buluşalım mı?   1831 gün önce eklendi
Elini Taş'ın Altına Koyanlarla Başarmak   1837 gün önce eklendi
AYDER'İ KAYIP MI ETTİK?   1856 gün önce eklendi
TAŞERONLUK ÇALIŞANI RİSKE ETMEK MİDİR?   2022 gün önce eklendi
Rize'den Kargonuz Var! 'Green Life'   2178 gün önce eklendi
Erzurum Kongresi Ve Juliet'in Balkonu...   2248 gün önce eklendi
Sınav Yolunda Annelerimizle Beraber   2334 gün önce eklendi
Leyla'nın Evi, Onur'suz Sergilenecek   2493 gün önce eklendi
Yaşamın Her Safhasında Öğretmenlerimiz   2498 gün önce eklendi
Temizlik Sektörünün Kimyası   2573 gün önce eklendi
Rize Bezinin Dayanılmazlığı   2585 gün önce eklendi
Burçak Çöllü... Genç Ve Yetenekli Bir Sanatçı O...   2660 gün önce eklendi
Karadeniz Kadını İfakat   2755 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.