YEREL BASIN DOSYASI: Orada Bir Köy Var Uzakta!

Platform Söyleşileri - 2 Şubat 2010, Salı

Mürsel Sezen Halklailiskiler.com.trHalkla ilişkiler çalışanları olarak, yerel basın ile ilişkimiz “orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür ” düzeyinde mi? Yoksa yerel basın ile efektif bir şekilde çalışabiliyor muyuz? Bu sorunun cevabı maalesef evet değil. Bir iletişimci olarak bizler öncelikle yerel basının önemini ve işlevini anlamak zorundayız. 

Türkiye sadece İstanbul’dan oluşmuyor. Oysa Marmaris gibi Türkiye’nin en önemli 3 turizm beldesinden biri sayılan Marmaris’te bile hala halkla ilişkiler kavramı oturmamış. Yerel basın ise çok güç koşullarda varlığını sürdürüyor. Aslında hedef kitlesine en efektif şekilde ulaşmayı başaran yerel basın, halkla ilişkiler sektörü için keşfedilmemiş bakir bir alan gibi. Türkiye’nin değişik yöreleri ile yerel basın aracılığı ile iletişime geçmek, onlarla birebir iletişim kurmak demek. Dünya devleri “dünyanın yerel markası” olmaya yarışına girmişken sizce yerel basını keşfetmenin zamanı gelmedi mi? 

Bu dosyamızda Marmaris’teki yerel basını mercek altına aldık. 3 gazete ve 1 TV kanalı yöneticisi ile röportaj yaptık. Umuyorum bu röportajlar serimiz yerel basınla aramızdaki mesafeyi biraz da olsa kısaltır.

Mürsel Sezen
Halklailiskiler.com.tr 

 

 

Marmaris TV ve Radyo Marmaris Genel Müdürü Gökmen Ulu;

“Yerel medya sosyal, kentsel ve toplumsal gelişimi sağlar”

“Özellikle Batı Avrupa’ya, Amerika’ya, Avusturalya’ya baktığınızda yerel medyanın ne kadar güçlü olduğunu görürsünüz. Yerel medyanın güçlü olması, onların demokrasileri için, sosyal, kentsel ve toplumsal gelişimleri için çok önemli. Bunun Türkiye’de firmalar ne kadar bilincinde? Ajanslara tüm yetkiyi devrediyorlar ve inisiyatif kullanmıyorlar ama aslında yerel basını kullanarak bu yörelere çok daha iyi bir şekilde ulaşabilirler.”


Marmaris TV yeni ve çok başarılı bir yerel kanal. Bize kanaldan biraz bahseder misiniz?

Televizyonumuz profesyonel pek çok arkadaşımızın bir araya gelmesiyle kuruldu. 23 Mart 2008’de yayın hayatına merhaba dedik. Kurguda, montajda, rejide, aralarında TRT, Star, NTV, ATV, Ege TV gibi ulusal ve bölgesel kanallarda görev yapmış arkadaşlarımız çalışıyor.

Ben de Ege TV’de gerek ekranda, gerekse kamera arkasında çeşitli kademelerde görev yaptım. 5 Kasım 2007’de Marmaris’e geldim. Kurucu genel müdür olarak işe başladım ve yaklaşık 5 aylık bir çalışma ile başta Şahap Hepaksoy ve Ümit Ertemiz ile birlikte ekibimizi oluşturduk, Marmaris TV ile Radyo Marmaris’i kurduk. Kurulduktan sonra medya otoritelerinin Marmaris Televizyonu’nu “en iyi yerel televizyon” olarak nitelemesi bizi mutlu etti. 

Neden özellikle Marmaris’i tercih ettiniz? Bir ihtiyaç mı gördünüz?

Gökmen Ulu Marmaris TVBen kuruluşumuzun ortaklarından değilim. Genel müdürü olarak vazifeliyim. Marmarisli seçkin, nitelikli, duyarlı ve idealist bir grup işadamı, burada faaliyeti durmuş olan bir televizyon kuruluşunu yeniden canlandırmayı kararlaştırmışlar. Bunu gerçekleştirmek için yaptıkları araştırmalar sonucunda benim adımı duymuşlar. Teklif ilk geldiği zaman kabul etmedim. Çünkü daha önce böyle zorlu bir görev üstlenmemiştim. Karmaşık bir mekanizma, bakkal dükkanı açmıyorsunuz. Ayrıca İzmir’de mutluluğun formülü diye niteleyebileceğim şöyle bir yaşantım vardı: “Sevdiğin yerde, sevdiklerinle birlikte, sevdiğin işi yapmak.” Bir süre sonra yönetim kurulu üyelerimizle tanışan ortak dostumuz tekrar ısrar etti; “Hafta sonu Marmaris’e gidelim, görüş, tanış, dinle” dedi. Atladık geldik Marmaris’e. Bu kentte, bu cennet coğrafyaya bir kez daha vuruldum. Ayrıca kuruluşumuzun yönetim kurulu üyeleri ile çok güzel bir frekans yakaladık. Kendilerine çalışma prensiplerimi, ideolojik görüşlerimin (Atatürkçülük ideolojisi) zaman zaman mesleğimde ağır bastığını anlattım. Onları dinledim. Tamamen hem fikir olduk. Bana “mesleğinizin gereğini yapın, kafi” dediler. Ne personel yapılanmasına müdahale ettiler, ne de yayın politikasına. Marmaris’te yayın iznine sahip iki kanal vardı. Biri Sun TV’dir. Bu kanal faaliyetlerini durdurmuştu, ortaklarımız bunun yayın iznini satın alarak yeniden canlandırmak istedi. Eldeki sadece lisans, yani yayın izniydi. Başka ne bir ekip, ne bir ekipman. Sıfırdan başladık. Marmaris’e özgü bir şey yapmak istedik.

Marmaris benim için de heyecan vericiydi, daha 31 yaşındayken baştan aşağı yeni bir TV ve radyo kurmak ilk kez gerçekleştireceğim bir şeydi. 

Genelde küçük beldelerde dışarıdan gelenlerin benimsenmesi zaman alır. Size Marmaris halkının yaklaşımı nasıl?

Hiç zorlanmadık. Marmaris halkı bizi çok çabuk benimsedi ve sahiplendi. Hatta önemli bir boşluk ve halkta açlık varmış ki, bizimle özlem giderdiler. Ancak bazı meslektaşlarımızla aynı oranda sağlıklı iletişim kuramadık. Bunun elbette nedenleri var. En başta yeni yerel televizyonla birlikte çok seslilik geldi. Kartelci anlayış bitti. Bununla birlikte, küçük bir pazar da olmasına karşın, reklam piyasasına yeni bir rakip geldi. En dikkat çekici ve vahim olansa, bazı yerel basın yayın kuruluşları ile iç içe olarak siyasi ve ticari çıkarları peşinde koşan kimselerin bizden duyduğu rahatsızlıktı. 

Neden-sonuç ilişkisi içinde değerlendirip, Türkiye’deki yerel gazete ve TV’lerin sosyo-ekonomik yapısına bakarsanız, onların ne kadar güç koşullarda çalıştığını görürsünüz. Meşakkatli ve masraflı bir iş yapıyorlar. Yerel medya beklenen geliri hiçbir zaman elde edemiyor. Bu zor koşullarda da meslek etiğine aykırı yollara sapanlar oluyor. Zaten ülke genelinde bir kutuplaşma var, buna bir de yereldeki çekişmeler eklenince, üstelik bu olumsuz tablo, yerel medya üzerinden topluma yansıyınca, işin tadı kaçıyor. Ülke medyasında var olan kirliliğin daniskası yerelde de yaşanıyor. Çünkü yerelde eğitim eksikliği var ve fütursuzca saldırılar oluyor. Üslup sorunu var. Sağlıklı bir tartışma zemini yakalamak çok zor. Demokrasi kültürü, saygı, hoşgörü ve tahammül anlayışı, olması gereken düzeyde değil. Tüm bu durum vaziyet içinde, biz yepyeni ve bembeyaz bir sayfa açtık, ama birinciliği bize vermeye çalıştılar. Önceden meydan boştu, bizle birlikte Marmaris çok sesliliğe kavuştu. Artık manipülasyon ve yönlendirme çabaları kar etmemeye başladı.

Örneğin bir haberin aynısı ikinci ve objektif bir kanalda da tüm çıplaklığıyla yer alıyordu ve gerçekler artık çarpıtılamıyordu. Çareyi alışkın oldukları yöntemle aradılar, bize de beyhude çabalarla haksız, dayanaksız ve hatta akıl almaz iftiralarda bulunmaya çalıştılar. Lakin mücadele ruhuna sahip bir ekibiz, doğru ilkelerle, doğru yerde duruyoruz ve hukukun üstünlüğüne, yasalara, meslek kurallarına olan saygımız, belgesiz, kanıtsız, yalan-yanlış bilgilere yayınımızda asla vermememizle birlikte toplum nezdinde kazandığımız güven ve saygınlık bizim için koruma kalkanı oluyor. Dünümüz de tertemizdi, bugünümüz de… Başımız dik, alnımız ak! İzleyicilerimiz, halkımız bize hakikaten büyük güç veriyor. Bugün hemen herkes “iyi ki Marmaris TV var” diyor. Bunun getirdiği mutluluk ve huzur bizim için paha biçilmez bir duygu.  

Sizin yayın politikanızın temelini ne oluşturuyor?

Marmaris TVEn başta basın meslek ilkelerine sadakatimizi ilan ettik. Ancak, radyo televizyon kuruluşumuzun açılış töreninde; “Eğer cumhuriyetimizin kazanımlarına sahip çıkmak ve Atatürk’ün yolundan sapmadan ilerlemek taraf olmaksa, tarafız” demiştim. Meslek kurallarımızdan biri de tarafsızlık. Ancak tarafsızlık da iyiden ve doğrudan yana, akıl ve bilimden yana taraf olmayı gerektirir. Siz şöyle bir tartışmaya girebilir misiniz? Ağacı kesmeli mi, kesmemeli mi? Ormanı yakmalı mı, yakmamalı mı? Biz ağacı kesmemeli, ormanı yakmamalı diyoruz. 

Marmaris ormanlarının yüzde 52’si madenlere açıldı. Ormanlarda madencilik olmamalı diyoruz ve nedenini de açıklıyoruz. Bilim, ormanın 6500’den fazla yararı var diyor. Sonra burası İstanbul ve Antalya’dan sonra Türkiye’nin en önemli turizm merkezi. Marmaris Akdeniz’in en büyük marinalarına ev sahipliğini yapıyor. Çam balı üretimi çok önemli. Bilim dünyası ise “madenler büyük zarar verir” diyor. Bu eşsiz harikalarla dolu doğanın ve çevrenin korunması doğrultusunda yayın yapıyoruz ve kaçınılmaz olarak bazı çıkar çevrelerinin tepkisini çekiyoruz. Rantçı değiliz. Bize ağaçlar, kuşlar, köylüler para vermiyor ki!

Örneğin seçim dönemleri yerel ve bölgesel televizyonlarda propaganda eşittir reklam diye düşünülür. Biz bunu yapmadık. Bu ilkemiz de bazı meslektaşlarımızı rahatsız etti.

Öte yandan, Marmaris göç alan, kozmopolit bir yapıya sahip olduğu için, insanların kentlilik bilinci ve aidiyet duygusu oluşmasını, yaşadığı yeri sahiplenme anlayışına kavuşmasını önemsiyor ve bunu misyon edinerek yayıncılık yapıyoruz. İzleyicilerimize haber-bilgi akışını sağlamamızın, halkın gerçekleri öğrenme hakkının teslim edilmesinin yanı sıra, toplumsal ve kentsel gelişim adına önemli bir misyon üstleniyoruz. Bu uğurda gözümüzü budaktan, sözümüzü dudaktan esirgemeyen bir anlayışla çalışıyoruz. Ancak her akşam ana haber bültenimizi sonlandırırken ifade etimiz şu kelimeler, arzu ettiğimiz temel anlayışı da anlatıyor: “Sevgi, saygı, beraberlik ve hoşgörü.”  

Gördüğüm kadarıyla yerel basın ekonomik anlamda çok zor koşullarla mücadele ediyor. Bu koşullar sosyal hakların da korunmasını zorlaştırıyor, sizde durum nasıl?

Doğru bir saptama. Yerel medya çok zorlu ekonomik koşullar altında. Buna karşın bizim bütün arkadaşlarımızın sigortası, sosyal güvencesi vardır. Çalışma arkadaşlarımızın yaşam standardını mümkün olduğunca gözetiyoruz. Uydudan yayın yapan bölgesel kanallardan bile daha yüksek ücret ödüyoruz. Ama ülkenin ve sektörün genel durumu ile paralel olarak, biz de henüz arzu ettiğimiz noktada değiliz. Çünkü bu meslek son derece meşakkatli, fedakarlık gerektiren, her yiğidin harcı olmayan özel bir meslek. Emeklerin tam karşılığını bulması lazım. Ülkemizde medya mensuplarının bir sendikası bile yok. Kent dışından gelen arkadaşlarımızın konaklama (lojman) ihtiyacını karşılıyoruz. Ben ekip çalışmasına çok inanıyorum. Bu doğrultuda takım ruhunu yakaladık. Bu hem huzurlu bir iş ortamını sağlıyor, hem de başarı getiriyor. 


Gelir kaynaklarınız istediğiniz kalitede yayın yapmanıza yeterli mi? 

Yapılanmamız kaliteli yayın yapmamıza olanak sağlıyor. Ama gelir kaynakları artıkça kaliteli yapımlar da artar elbette. Bizim gelir kaynağımız reklam. Reklamda istediğimiz karşılığı bulabiliyor muyuz? Ne yazık ki hayır! Zaten radyo – televizyon kuruluşumuzu açar açmaz kriz patladı. Bunun somut olumsuzlukları hala karşımıza çıkıyor. Burada (yerelde) reklam kavramı çok zayıf, kimi tanıtıma ihtiyacım yok diye düşünüyor, kimi fiyatları yüksek buluyor. Burada birim-saniye tarifesi uygulayamazsınız, çünkü öyle bir yapı yok. 

Büyük reklam verenler, güçlü holdingler reklam bütçelerinin yüzde 7-8’ini yerel medyaya ayırıyorlar. Onların reklam ajansları bu işe bakıyor, biz de onların kapısını çalıyoruz. İstanbul’da iki güçlü müşteri portföyü olan firma ile anlaşmamız var fakat bedelleri çok düşük. Ulusal reklamlara ilk defa merhaba diyeceğiz. Bizi planlamaya dahil ettiler, bakalım rakamlar nasıl gelecek? 


İstanbul’da ulusal basına ağırlık veriliyor ama ihtisas yayınlarına, yerel basına pek ilgi gösterilmiyor. Size PR şirketlerinden, bu anlamda bilgi akışı oluyor mu?

PR şirketlerinin bizimle irtibata geçmesi yok denecek kadar az. Marmaris’te profesyonelce PR yapan şirket yok. Kaymakamlık, valilik gibi yerlerin halkla ilişkiler departmanları var ama onlar bile etkin bir çalışma yapamıyor.

Bilgi akışını sağladığımız kanallar kendi ekibimiz dışında, Anadolu Ajansı gibi ajanslar fakat yerel kanal olduğumuz için, bizi öne çıkaran özelliğimiz yaşadığımız yerden haber ve bilgi toplamamız. Layığıyla yerel haber yaptığımız zaman müthiş bir izlenme oranına ulaşıyoruz. Bizim ana haber bültenlerimiz, ATV, Star, Kanal D gibi ulusal kanallardan daha fazla izlenme oranına sahip burada. 

Özellikle Batı Avrupa’ya, Amerika’ya, Avustralya’ya baktığınızda yerel medyanın ne kadar güçlü olduğunu görürsünüz. Yerel medyanın güçlü olması, demokrasi için, sosyal, kentsel ve toplumsal gelişim için çok önemli. Türkiye’de sektörler bunun ne kadar bilincinde? Aslında yerel basını kullanarak bu yörelere çok daha iyi bir şekilde ulaşabilirler.

 

Yerel basın olmanın dezavantajları neler?

Yerel kanalların dezavantajı hak ettiği ekonomik gelire sahip olamaması. Bir de haber kaynakları ile iç içe olmamız. Mesela bir haber oluyor, vermezseniz olmaz ama verdiğinizde de o kişi size küsüyor. Halbuki biz toplumun aynasıyız. Örneğin dünyanın pek çok turizm merkezinde olduğu gibi burada da zaman zaman güvenlik sorunları olabiliyor. Taciz en baştaki problem mesela... Biz bu konuları detaylarıyla, görüntülerle, belgelerle ortaya koyduk, çözüme giden yolu açmak istedik. Gerçeklerle yüzleşmek gerekir. Lakin yetkililer “yoğurdum ekşi” dememeyi tercih ettiler. Bunu fırsat bilen bazı basın yayın kuruluşları ise bizi “polis düşmanı” ilan etme gibi etik dışı ve tuhaf çabalara bile giriştiler. Oysa ben İzmir’de de bu yönde televizyon haberciliği yaptığım zaman, dönemin valisi (şimdiki Emniyet Genel Müdürü) Oğuz Kağan Köksal ve dönemin il emniyet müdürü (şimdi İstanbul’da) Hüseyin Çapkın, son derece olgun ve gerçekçi bir yaklaşım gösterdi. Duyarlı oldular, iyi çalıştılar ve İzmir’in asayiş sorunlarında yakalanan çözüm oranı Türkiye’ye model oldu. Burada da polisin özlük haklarının iyileştirilmesi, lojman ihtiyacı, yaz ve kış sezonu arasındaki nüfus farklılığı nedeniyle turizm sezonunda gereken emniyet personeli takviyesi gibi konuları getirdik gündeme. Sonuçta ilerleme sağladık. Tartışa tartışa, anlata anlata iyi bir noktaya vardık ve yetkilileri harekete geçirmeyi başardık. 

Bir başka örnek de devlet birimlerinde ilçe düzeyinde görev yapan yetkililerin bilgi ve deneyim seviyesinden kaynaklanan sorun olabilir. Geçen yıl Kaymakam cumhuriyet yürüyüşünü iptal etti. Bu beklenmedik durum haber değeri taşıyordu. Sorduk, yanıt alamadık. Sonunda resmi belgelere ulaştık, yağmur yağabilir gerekçesiyle iptal edildiğini ekranımızdan duyurduk. Türkiye’nin konjonktürel durumunu ve Marmaris’in cumhuriyetçi yapısını göz önünde tuttuğumuzda toplumun tepkisinin ne kadar sert olduğunu tahmin edebilirsiniz. Sonra ne oldu? Kaymakam rahatsız oldu. Oysa gerçeği duyurduk sadece. O da sansür yöntemine başvurdu ve haber ekiplerimizin Kaymakamlık Hizmet Binası’ndaki etkinliklere girmesini, hem yasal dayanaktan yoksun, hem de haksız biçimde engellemeye başladı. Burada maalesef bu tür sorunlarla baş etmek zorunda kalıyoruz.

 

Ana haber bülteni dışında, kanalınızda en çok neler ilgi çekiyor?

Biz tematik bir kanal değiliz. Bizi ayrıcalıklı kılan başlı başına bir yayın akışımızın olması. Mesela sözlü tarih çalışması olan “Bir Zamanlar Marmaris” adlı programımızda konuklarımız, geçmiş zamanlardaki yaşanmışlıklarından, dedelerinden duyduklarından bugüne kadar Marmaris’i anlatıyor ve bu programımız çok izleniyor.

Gece Ateşi programımız Marmaris’in eğlence sektöründeki geceleri aktarıyor. Kentsel sit alanında, atmosferi bu kadar güzel olan ve teknolojik altyapısı sağlam sektördeki gösterileri ve profesyonel DJ’leri ile hizmet veren barlar sokağımızdaki eğlence ne Bodrum’da, ne de dünyanın herhangi bir yerinde örneğine rastlanmayacak güzellikte… Spor programlarımız bir hayli izlenir. “Mikrofon sende” programımızda ise sokaktaki herkese mikrofon uzatıyoruz ve herkes içini döküyor. Stüdyoda yapılan ve zengin bir konuk portföyü olan aktüel yaşam programı Yaşamın Renkleri ile kentteki meseleleri masaya yatırdığımız güncel söyleşi programlarımız da ilgiyle izleniyor.

 

Teliflerle ilgili nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Telifler elbette önemli! Bu konuda duyarlı ve emeğe, fikir ve sanat eseri emekçilerine saygılıyız. Meslektaşlarımız sektörümüzde telif konusunda pek bilinçli veya duyarlı değillerdi ama her türlü müziği kullanırlardı. Bunun en temel nedeni ise müzik dünyasındaki meslek kuruluşlarının ortaya koydukları fahiş rakamlardı. Pek çok kişi ve kuruluş bu yüzden mahkemelik oldu. Bizim Radyo ve Televizyon Meslek Birliğimiz var. Onlar bu müzik birlikleriyle oturup konuştular, telif ücretlerini paket olarak makul seviyelere çektiler.  

 

İleride nasıl bir yapılanma düşünüyorsunuz? Planlarınız neler?

Burada yerel basın nitelikli personel çalıştıramıyor, eline kalemi alan çakma Hıncal Uluç, çakma Emin Çölaşan, çakma Yılmaz Özdil oluyor. Eğitimli, nitelikli personel konusunda bir sorunumuz yok. Ama bunun bir bedeli var. Türkiye’de para kazanan yerel televizyon da yok. Biz şimdilik kendi yağımızla kavrulalım yeter, diyoruz. Daha fazla üreterek bu sorunun üstesinden gelebileceğimizi görüyoruz. Şu an açıklamayı erken bulduğum, orta ve uzun vadede güzel hedeflerimiz ve hayallerimiz var. Bunlardan biri uydu yayıncılığı. Ancak uydu kuruluşlarının (Türksat, Eurosat vs.) kapasite kiraları yerel televizyonların istediği düzeye inmiş değil.

 

Meslek birlikleri ile hareket edip paket satın almayı denediniz mi?

Bunlar çok konuşuldu, seçim öncesi sözler verildi. İki yıl önce, Ulaştırma Bakanı ve Türksat Genel Müdürü’nün de katıldığı bir toplantıda verilen vaatlerden biri Türksat’ın bir sistem kurmasıydı, bu sistem geliştirdi. Buna göre yerel televizyonlar up-link alt yapı masrafından kurtuldu, Telekom’un fiber kabloları ile ses-görüntü kaybı olmadan uyduya erişim yolu sağlandı. Türksat bunu yaptı ama aylık kapasite kirası beklenen seviyeye inmedi. Biraz zamana ihtiyacımız var.

 

Gökmen Ulu kimdir?

 9 Temmuz 1976’da İzmir, Dikili’de doğdu. Ege Televizyonu’nda ekranda ve kamera arkasında değişik görevler üstlendi. 'En iyi televizyon haber spikeri' ödülü aldı. Kasım 2007'de Marmaris'e yerleşti, Marmaris TV’nin kurucu genel müdürlüğü görevini üstlendi. 23 Mart 2008'de yayına başlayan Marmaris TV, ülkedeki 232 kanal arasında 'Türkiye'nin en iyi yerel televizyonu' olarak niteleniyor. Halen Marmaris TV'deki genel müdürlük görevini sürdürüyor.

 

Büyük Marmaris Radyo Televizyon Reklam ve Yayıncılık A.Ş.
Ulusal Egemenlik Caddesi Erden İş Merkezi No:6 /3 48700 Marmaris / MUĞLA

Tel: +90 (252) 412 1919
Fax : +90 (252) 412 1881
E-posta: mtv@marmaristv.com.tr
Web: www.marmaristv.com.tr

Röportaj:
Mürsel Sezen
Halklailiskiler.com.tr

5941 kez okunmuş

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.