Türkiye kendini tanıtmayı öğreniyor mu?

Köşe Yazısı - 12 Temmuz 2005, Salı
İletİşim: Aret Vartanyan
New York, Tokyo, Paris… İsviçre, İskoçya, İspanya… Üç şehir, üç ülke… Bu örnekler ülke ve şehirlerin markalaşma süreçlerinin de başarılı örnekleri. Günümüzde ülkelerin ve şehirlerin markalaşma çalışmaları dikkat çekici boyutlarda artış gösteriyor. Çünkü artık hem iş hem de iletişim dünyası bir şeyin farkına varıyor: Markalaşmış bir bölgeden, daha kolay marka çıkıyor. Ülkelerin markalaşma süreçlerinde görev alan uzmanlar her ne kadar ülkelerin markalaşmasının, bir ürün veya hizmetin markalaştırılmasından farklı olduğunu söyleseler de birçok temel öğe ortaklık gösteriyor. Ülkelerin markalaşma sürecinde de, sürekliliğe, tutarlılığa, kriz yönetimine, proaktif olmaya, lobiciliğe yer var. Ülkelerin de uzun soluklu, kendini yenileyen pazarlama ve iletişim stratejilerine ihtiyaçları var. Türkiye markalaşma sürecinin neresinde yer alıyor? Türkiye kendini yeterince tanıtıyor, ifade edebiliyor mu? Türkiye’nin tanıtım çalışmaları, uzun yıllar deniz, güneş, kumsal görsellerinden ibaret kalmıştır. Dönemsel reklam çalışmalarıyla turist çekilmeye çalışılmış, bacasız fabrika turizm “belly dancing” ile güçlendirilmeye çalışılmıştır. Ancak 80’lerde başlayan ve 90’larda hız kazanan bir ivmeyle Türkiye, turizmi güçlendirmenin evrensel gerekliliklerini yavaş da olsa uygulamaya aldı. Altyapının güçlendirilmesi, turizm yatırımlarına sağlanan teşvikler, turizme yönelik eğitim veren kurumların çoğalması, kongre turizmi gibi kavramların benimsenmesi, farklı sektörlerin kendi alanlarında gerçekleştirdikleri uluslararası etkinliklerin katkısının anlaşılması turizm adına iyi işler yapılmasının önünü açtı. İletişim boyutunda da paralel bir değişim yaşandı. Türkiye’yi rekabete sokacak değil, rekabet üstü özelliklerini kullanarak öne çıkartacak stratejiler geliştirildi. Ki, hala bu noktada zayıf olduğumuzu söyleyebiliriz. Türkiye’ye baktığımızda neredeyse sayısız değeri, iletişim fırsatını görüyoruz. Medeniyetlerin buluşma noktası olmasından tarihi eserlerine, doğal güzelliklerinden sahip olduğu kaynaklara kadar binlerce enstrüman, yüzlerce hikaye var. Ancak, halen yapmayı başaramadığımız, bu zenginlikten bir Türkiye öyküsü oluşturabilmek. Önemli olan, bu değerleri, bir çatı, bir eksen altında ilişkilendirebilmek, güçlü ve etkili bir tema ile öne çıkmak. Rakiplerin “me, too” diyemeyeceği değerleri kullanmak. (Mesela Türkiye’yi Avrupa’da, Amerika’da tanıtmaya çalışırken, Anadolu’nun Hristiyanlık için önemini ne kadar vurguladık? Hristiyanlar için kutsal olan ne kadar çok değere sahip olduğumuzun farkında mıyız?) Bir sonraki adım ise, bu ana hikayenin iletişimini yıllarca, profesyonellerin yönetiminde bıkmadan usanmadan sürdürebilmek. Habitat, Nato Zirvesi, Eurovision, Şampiyonlar Ligi Finali, Formula 1, Universide 2005 ve diğerleri… Bunların her biri Türkiye’nin tanıtımı için önemli fırsatlar ve başarılı etkinlikler. Ancak, tüm bu başarılı etkinliklerde ortak bir mesajı vurgulayabiliyor muyuz? Bunları bir stratejinin, bir bütünün parçaları olarak kullanabiliyor muyuz? Yoksa tek mermilik atışlar mı? Korkarım henüz bir stratejinin parçaları olarak kullanamıyoruz. Oysaki bu fırsatlar, mesaj iletmek için altın değerindeler. Türkiye’nin kendini ifade etmekte zorlandığından söz ederken bir marka olduğunu savunmamız pek mümkün değil. Hükümetleriyle, siyasetçileriyle, kamu ve özel sektörüyle, ürün ve hizmet markalarıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, sanatçılarıyla, eğitim kurumlarıyla, medyasıyla top yekün uzun soluklu bir işbirliğinde marka olmak için çalışmak zorundayız. Ülke tanıtımında ve markalaşma sürecinde uzmanlaşmış iletişimcilere daha fazla sorumluluk vermeyi, güvenmeyi de öğrenmek zorundayız. Elimizde o kadar güçlü araçlar var ki, bugüne kadar ki tüm kötü yönetimlere, acemi işi restorasyonlara, yağmalamaya, iletişim kazalarına rağmen halen kendi tanıtımlarını kendi var oluşlarıyla yapıyorlar. Bu yıl ülkemizde gerçekleştirilen bir başka önemli etkinlik de Uluslararası Halkla İlişkiler Derneği’nin Dünya Kongresi IPRA 2005 oldu. Bu organizasyona 2008 yılında ev sahipliği yapacak Çin’in açtığı standa yerel kıyafetleri içinde bir bayanla sohbet fırsatı buldum. Temsilcinin aşağıdaki cümleleri bu yazının son cümleleri olmayı fazlasıyla hak ediyor. “Türkiye’ye gelmeden Türkiye hakkında çok şey duymuştum. Ancak gelince anladığım şey Türkiye’nin Anadolu gibi bir coğrafyaya sahip olduğu ve bir anlamda medeniyetlere ev sahipliği yaptığıydı. Bizim de çok fazla sayıda öne çıkartabileceğimiz zenginliklerimiz var. Ama biz, bunların bizi getirdiği noktayı kullanıyoruz. Biz Doğu’nun parlayan Güneş’i, Doğu’nun kökleriyiz. Yemeklerimiz, danslarımız, coğrafi güzelliklerimiz bu ana temaya hizmet eder. Sizde çok seslilik var. Açıkçası, sağlam ve inandığınız bir stratejiniz olduğunu düşünmüyorum Antalya’yı çok duymuştum. Deniz, lüks oteller, kumsal… Irak savaşı Antalya’nın imajını bir anda silebilirdi.* Oysa, medeniyetlerin beşiği olduğu gerçeğini değiştiremezdi. İnsanlar tatil planlarını kolaylıkla değiştirebilirlerdi ama tarihin izlerini görmekten vazgeçemezlerdi. Açıkçası, sizin insanları Türkiye’ye davet ederken, Türkiye’yi anlatırken neyi vaat ettiğiniz kesinlikle net değil”

Aret Vartanyan

* Londra’daki son patlamalarda yaşanan kriz iletişimciler tarafından nasıl yönetiliyor? Londra’nın algılamasına ne kadar zarar verecek? İlk andan başlayarak medyada, Türkiye’deki patlamalardan sonra gördüğümüz kopmuş organ, kan, ceset görüntülerini görmememiz bir ipucu olabilir mi?

5502 kez okunmuş Aret Vartanyan

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Klişelerden sıkıldım...   3694 gün önce eklendi
"İnsan" olduğumuzu unutmadan   3777 gün önce eklendi
Mobbing iletişim sektörünü de tehdit ediyor   4010 gün önce eklendi
Hoş Bulduk...   4034 gün önce eklendi
Sosyal mecralar, blog yazarları, ve ötesi...   4046 gün önce eklendi
Gündemimiz çok net: Dijital PR, dijital iletişim, dijital medya...   4261 gün önce eklendi
Başarılı mülakatın sırrı: Kendin olmak   4338 gün önce eklendi
Sen ve Ben’de buluşmak...   4516 gün önce eklendi
Dünyamız için belki de son fırsat: `Yeşil Pazarlama`   4613 gün önce eklendi
Kimin Kime İhtiyacı var?   4744 gün önce eklendi
Dersimiz Dijital İletişim / Dijital PR...   4891 gün önce eklendi
Gerçek haberi, doğru aktarabilmek   4897 gün önce eklendi
PR and PUBLICITY bir ilki deniyor   4945 gün önce eklendi
Sponsorluk, salt görünürlük demek değildir   5002 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 3   5057 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak 2   5123 gün önce eklendi
PR`nin Parlayan Yıldızı Olmak - 1   5151 gün önce eklendi
Başarılı bir kariyer için...   5164 gün önce eklendi
Yunan Tanrıları ve PR Şirketleri   5212 gün önce eklendi
Araştırmalar ne diyor?   5240 gün önce eklendi
PR Eşit Değildir Medya İlişkileri / Kısa egzersiz ve e-pr   5278 gün önce eklendi
Yaşın Önüne Geçilemeyen Kaderi   5317 gün önce eklendi
TESCO Mucizesi…   5366 gün önce eklendi
Sosyal Sorumluluk Derken...   5386 gün önce eklendi
PR Sektöründe Performans Değerlendirmesi   5423 gün önce eklendi
500 YTL fee ile 50 müşteri   5464 gün önce eklendi
Volvo Örneğinde Halkla İlişkiler Sektöründe Benchmarking…   5493 gün önce eklendi
Soruları Yanıtlamak ya da Yanıtlamamak   5520 gün önce eklendi
PR Nedir? / PR ve Pazarlama İletişimi I   5562 gün önce eklendi
PR Nedir? Ne değildir?   5597 gün önce eklendi
Kamu Hizmeti Medyaları Nasıl Olacak?   5613 gün önce eklendi
MEDYA ve DEMOKRASİ   5645 gün önce eklendi
Mesaj Bombardımanı Altında Yaşamak   5661 gün önce eklendi
Kurumsal Sorumluluk ve CSR Report   5672 gün önce eklendi
YORUMSUZ   5686 gün önce eklendi
…Önce “Güven”   5696 gün önce eklendi
Çöpe Giden Sunumlar İmha Ünitesi   5707 gün önce eklendi
• Türkiye kendini tanıtmayı öğreniyor mu?   5716 gün önce eklendi
Global Pazarlama Anlayışı ve Pazarlama İletişimine Etkileri   5728 gün önce eklendi
Virgin Flight’dan güncel bir iletişim dersi   5735 gün önce eklendi
Buzz...   5737 gün önce eklendi
Müşterilerinizin Gen Haritalarına Sahip misiniz?   5741 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.