Türk Siyaseti'nde Üslup Sorunu

Köşe Yazısı - 8 Eylül 2010, Çarşamba
Gülay Akçakoca: Gülay Akçakoca
 
Referanduma sayılı günlerin kaldığı şu zamanda, birkaç günden beri televizyonların haber bültenlerini izlemiyorum artık. Özellikle izlememe kararı aldım. Neden mi? Bitiş çizgisine yaklaşan yarışçıların hırçınlık ve saldırganlığının belki on katını sergileyen siyasi liderlerin miting meydanlarında, gözleri yuvalarından fırlarcasına, damarları yırtılırcasına, boğazları patlarcasına bağırmalarını kaldıramıyorum çünkü. Bu nasıl bir saldırganlık, bu nasıl bir şiddet duygusudur anlamak zor doğrusu.
 
Hatırlıyorum da… Benim çocukluğumda, seçim dönemlerinde siyasi partilerin liderleri, televizyon ekranlarında düzenlenen açık oturum programlarında bir araya gelirler, milyonlarca seçmenin önünde, ellerindeki bilgiler ve belgeler ile karşı karşıya kozlarını paylaşırlardı. Hatırlar mısınız? Demirel ile Özal atışır, Erdal İnönü sakince dinler ve yine sakince karşılık verir, Erbakan her zaman mülayim yüz ifadesi takınır, Türkeş düz bir ses tonu ile konuşurdu. Sonraki dönemlerde de benzer örneklerini gördük. Çiller ve Mesut Yılmaz, Demirel ve Özal’ın atışma geleneğini sürdürdü, Ecevit hiçbir zaman ses tonunu yükseltmedi.
 
Hatta nüktedan bir hava hakim olurdu bu açık oturumlarda. Kimsenin gözleri yuvalarından fırlamaz, ağzından salyalar akarak konuşmazdı. Hatırlasanıza Demirel ve Özal’ın birbirleriyle konuşmalarını. Alaycı ifadeler, bakışlar, biri konuşurken diğerinin gülümsemeleri olurdu. Sabırsızlıkla beklerdik bu açık oturumları. Ben bile o çocuk halimle ekranın karşısına geçer, keyifle izlerdim bu atışmaları. Çocuklar da izleyebilirdi yani. Çünkü hakaret yoktu, küfür yoktu.
 
Ama ülkemizde ne yazık ki birçok şeyde olduğu gibi siyaset de ileri gideceğine aksi yönde seyrediyor. Geçmişte siyasette hakim olan “eleştirel kültür” den eser yok şimdi. Şu anda siyasette hakim olan kültür “çatışmacı kültür”. Tahammül etmeme kültürü, hakaret etme, küfretme kültürü, saldırma kültürü. Yıllar var ki, siyasi liderler bu tarz açık oturumlarda bir araya gelmiyorlar. Mümkün mü onları televizyon ekranlarında karşı karşıya görmek? Birbirlerini sabırla dinlemeleri mümkün mü? Adamların aynı havayı solumaya bile tahammülleri yokken bir araya gelmeleri tabii ki mümkün değil. Televizyon kanalları da korkuyor zaten onları bir araya getirmekten. Maazallah, küfürler havada uçuşur da RTÜK kanalı kapatır.
 
Geçmiş dönemlerdeki siyasilerin hiçbirinin ağzından “Cibilliyetsiz”, “Namert”, “Şerefsiz”, “Soysuz”, “Ulan” tarzı ifadeleri duyduğumu hatırlamıyorum. Düpedüz küfür, düpedüz hakaret değil de ne peki bunlar?
 
İşte toplumun önündeki siyasi liderlerin ağza alınmayacak ifadeler ile toplumda yarattığı kültür bu. “Çatışmacı Kültür”. Kimse kimseyi eleştiremez. Eleştirirsen küfrü yersin. Yani; benim söylediğimin aksini söylersen, benim söylediğimin yanlış olduğunu belirtirsen “şerefsizsin, cibilliyetsizsin vs..vs..vs..”
Toplum da bir güzel benimsedi bu küfür kültürünü. Sosyal medyada bulunan siyasal platformlarda karşıt görüşlerdeki insanların birbirleriyle yazışmalarına tanık oluyorum bir zamandır. Aman Tanrım! Nasıl çirkin, nasıl ağza alınmayacak, nasıl belden aşağı küfürler… Hani imam yanlış yapsa tüm cemaat yanlış yapar misali.
 
Bu mudur siyaset?
Bu mudur iletişim?
Çok çirkinleşti çok!
Hep diyorum, son birkaç yıldır siyasete yeni bir tarz geldi diye.
Ama bu tarz “delikanlılık”, “kabadayılık” , “mangal yüreklilik” falan filan değil.
Bu düpedüz “terbiyesizlik”!
 

5421 kez okunmuş Gülay Akçakoca

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.