reklam

Temizlik Ve Hizmet Sektörüne Bakış...

Platform Söyleşileri - 14 Şubat 2011, Pazartesi
 
Recep Ali Aksoylu… Temizlik iş kolunda farklı bir kimlik.
Recep Ali AksoyluTESHIAD’ın son dönemde düzenlediği başarılı organizasyonların mimarı, sektöre dair yapıcı ve doğru tespitlerini temizlik sektörünün tüm platformlarında net olarak ortaya koyabilen, hitabeti ve duruşuyla sektör mensuplarına güven veren bir profesyonel…
TESHIAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına yeniden seçilen Recep Ali Aksoylu sektöre dair görüşlerini başta TESHIAD’ın yayın organı olan ve 1993’den beri düzenli yayınlanan HİZMET Dergisinde düzenli olarak paylaşıyor. Temizlik ve Tesis Yönetimi sektörü dışında birçok alanda da deneyimi olan ve faaliyetlerini sürdüren Recep Ali Aksoylu geçen ay sektör medyasına bu kez sektöre dair düşüncelerinden çok sektördeki konumunu, geçtiğimiz aylarda hissedarı olduğu şirketin yönetiminden ayrılmasını, deneyim ve hedeflerini aktaran bir röportaj verdi.  Ancak Aksoylu temizlik sektörünün kimlik kazanmasına o denli odaklanmış ki röportajımızda TESHIAD ve sektörü konuşmamak mümkün olmadı.
 
Sayın Aksoylu sektör sizi daha çok sektöre dair görüşleriniz, yorumlarınızla tanıyor. Recep Ali Aksoylu kimdir?
 
Recep Ali Aksoylu, emekli olduktan sonra iş geliştirme, franchising, kurumsal gelişim konularında danışmanlık yaparken bir anda kendisini temizlik sektöründe yönetici ortak olarak bulan bir profesyonel, işletmeci. Elbette dolu dolu bir geçmişi var. Kısaca özetlemeye çalışayım. Babam tüccardı, ilkokul 4. sınıfa geçtiğim yıl, “okuyacaksın ama elinde altın bir bileziğinde olmalı” diyerek beni matbaaya çırak olarak verdi. Liseyi bitirdiğimde iyi bir matbaa kalfasıydım. Bugün medya alanında da aktif olmamı zaten o yıllara borçluyum. Hani bazı konular vardır, bir bulaştınız mı bir daha kopamazsınız. Temizlik içinde öyle deniyor. Benimki de o hesap, İşletme Fakültesinde okurken bir yandan ulusal ve yerel basında mesai yapmaya başladım. Son 15 yıldır da ulusal basın dahil telifli yazar olarak farklı platformlarda spordan tiyatroya, ekonomiden girişimciliğe görüşlerimi paylaşıyorum. Ama hiçbir zaman gazetecilik asıl işim, ekmeğim olmadı.
İLK PROFESYONEL İŞİM TAHTAKALE’DE
İşletme Politikaları ve Organizasyon konusunda yüksek lisansımı yaparken merkezi Tahtakale’de olan Adel Faber’deki satış yöneticiliğim gerçek anlamda ilk profesyonel işim oldu. 1987’de doktorayı bırakıp askere gittiğimde Türkiye’nin en büyük kırtasiye ve hırdavat şirketinin satış müdürüydüm. Bu deneyimimle kurasız atandığım Eskişehir’deki Uçak Fabrikasının Tahakkuk Subaylığı ve Satın Alma Komisyonu Üyeliği pozisyonundaki askerlik görevim sayesinde kendimi kamu maliyesi konusunda geliştirme olanağı buldum. Askerlik sonrası master tezlerimden birinin Reklamcılık olması nedeniyle bu alanda yoğunlaşmayı hedeflerken kendimi EVYAP Grubunun satış ve pazarlama birimlerinin reorganizasyonunu üstlenen ekibin içinde buldum. Gruptaki üçüncü yılımda Fabrikanın başında görevlendirilerek burada da reorganizasyon sürecini yürütmem, benim mesleki anlamda geleceğimi belirlememde çok etkili oldu. Sonrasında ağırlıklı tekstil, gıda ve perakende sektörlerinde bir çok firmanın yönetici veya danışman olarak yeniden yapılanmasını üstlendim. Kervan Çeyiz’den Linda’ya, Altınmekik’ten Mudurnu’ya, Ev Tekstilinden Ayakkabıya çok geniş bir yelpazede çok başarılı organizasyonlar yürüttüm, verimli sonuçlar aldım. Sagra’da franchising sistemiyle tanıştım; Türkiye’nin en yaygın franchise zincirini oluştururken iş kolunun STK’sı UFRAD’da başkan vekilliği dahil 6 yıl yönetim kurulu üyeliği yaptım, üniversitelerde misafir olarak derslere katıldım, bir çok akademisyenin tezine katkıda bulundum. Ülke genelinde çok sayıda seminer verdim. Danonesa’ya satılma sürecinde başkan danışmanı olduğum Tikveşli’de iken de emekli oldum. Mef Eğitim Kurumları bünyesinde Türkiye’nin en kapsamlı yayıncılık şirketini kurdum, 3 yıllık süreçte yayıncılık yanında eğitimci kimliğimi de geliştirdim.
 
 
Farklı sektörler, farklı pozisyonlarda dolu dolu bir iş yaşamı. Temizlik konusuyla yolunuz nasıl kesişti, sektöre nasıl dahil oldunuz?
 
Hizmet iş kolunda danışmanlık hizmeti verdiğim firma olmuştu ama temizlik konusunda deneyimim sadece 2001 yılında Amerika’da bir yatırımcı müşterim adına araştırma yapmamla sınırlıydı. Almanya’da 30 yıldır temizlik konusunda başarılı bir geçmişi olan kuzenimin 2006 yılında şirketini satıp 2007 yılında Türkiye’de yatırım yapmak istemesiyle bende bir anda kendimi sektörde buldum. Hesabımda, kitabımda yoktu ama kısmet işte. Girişim danışmanlığı yapıyordum, kuzen de Türkiye’de temizlik şirketi kurması için Almanya’dan görevlendirdiği kişiye destek olmamı istemişti. Pazarı çarçabuk inceledim ve Türkiye pazarını ve burada sıfırdan bir temizlik şirketi tesis etmenin rasyonel olmadığını rapor ettim. Kuzen kendi şirketi olan Theissen Co.’i sattığı Jens Zabel’e bu raporumu aktardığında, Jens’de Türkiye pazarına ilgi duyabileceğini söylemiş. Benden de kredibilitesi yüksek ancak yorulmuş bir şirket bulmamı istediler. Şubat ayında kuzenimle Jens Zabel İstanbul’a geldiler. Doğu Alman kökenli, temizlik işçiliğinden facility management yapan bir grubun patronluğu seviyesine gelen Bay Zabel şantiye görünümündeki İstanbul’dan çok etkilendi. Almanya’da yeni proje üremediğini, firmaların fiyat kırarak ancak proje kazanıp ayakta durmaya çalıştığını, Türkiye’de bu iş kolunun istikbalinin çok açık olduğunu vurgulayarak Zabel Group olarak birden çok firma alarak Türkiye’de yapılanacağını, benimde diğer danışmanlık işlerimi bırakarak sadece kendisiyle çalışmamı, Türkiye temsilcisi olmamı istedi. Yatırımlarını kuzenimle beraber yapacak olması ve vaatleri bana da cazip gelmiş olacak ki, her hangi bir sözleşme dahi yapmadan onlar adına araştırma yapmaya başladım. Hisseleri alınan ilk şirket olan ENHAS’ta danışmanlık hizmetime karşı bana da hisse verdiler. Toplu yemek, teknik bakım, güvenlik vb konularda yeni şirket görüşmelerini sürdürürken profesyonel yönetici olarak da ENHAS’ı reorganize etmemi, ardından yeni bir yöneticiye teslim ederek oluşacak tüm grubunun yönetimini koordine etmemi istediler.
 
Zabel Group’un Türkiye’de ENHAS’tan başka yatırımları oldu mu?
 
Hayır olamadı. Esasen benim ayrılma sürecimin temelinde de bu husus yatar. Hizmet sektöründe farklı alanlardan 20 kadar firmada ön incelemede bulundum. Bunlardan 8 ile ilgilendiler, due dilligence yaptırdılar. Ancak bir türlü mesafe alamadılar. Bunda ilgilendiğimiz firmaların karlılıklarına oranla yüksek bedel talep etmelerinin yanında birkaç faktör daha etkili oldu. Enhas’ta hisse devrinden sonra kayıtlarda olmayan bir çok mali sorumluluk karşımıza çıktı, daha işe başlar başlamaz Uzel projesinde çok ciddi bir tahsilat sorunuyla karşılaştık. Buna birde Zabel Group’un Münih’teki şirketinde bir Türk yöneticinin dolandırıcılığı eklenince Bay Zabel birden Türkiye’den soğudu. Sonrasında tekrar şirket alma kararı aldıysa da, bu amaçla 15 milyon Euroluk yeni yatırımda bulunacağını belirttiyse de, 2009’un global finans krizi araya girince Türkiye’yi yine unuttu. Yeni yatırım, yeni şirket hisseleri alma bir yana ENHAS’a daha ilk gün koymayı taahhüt ettiği, zarurettir dediği işletme sermayesini dahi koymadı. Daha büyümek için potansiyelimiz vardı ama yeni projeler ve büyümek için her seferinde ek sermaye gerekiyordu. Taşıma suyla çarkı döndürmekten açıkçası sağlığımı kaybetme noktasına geldimdi. Çok önceleri ayrılmayı kuzenime açtım ama şirketi kendime bir emanet olarak gördüğümden bırakamadım.
 
Paylaşabileceğiniz kadarıyla bu kopuş sürecini biraz açabilir misiniz? Zira ENHAS’ın yönetiminden ayrıldıktan sonra, hatta sektöre taraf olan herkese sizin şirketten azledildiğinize dair bir yazı gönderilmesine rağmen çok ketum kaldınız. Açıklama yapmamanızı yadırgayanlar da oldu.
 
Haklısınız. 1 Ekim akşamı ISSA Amsterdam Fuarcılığın direktörü ile sektör olarak yemekli bir toplantımız vardı. TESHIAD’da o dönem başkan olan arkadaşımız yurt dışında olduğundan bir anlamda davet sahibiydim. WOW Otele vardığımda tüm sektör, sektör medyası kapıda “hayrola” diye soruyordu. Çünkü ENHAS’ı nereden alıp nereye çıkardığımız, sektörde konumlandırdığımız saygın noktada kimse ne benim ayrılabileceğimi, ne de bana böyle bir yaklaşımda bulunulabileceğini tahmin edemiyordu. Evet, ticari ve mali açıdan tüm eksikliklerimize oranla müthiş bir performans sergilemiştik ama 3 yıl boyunca izin kullanmadan bazı arkadaşlarımla eksik yanlarımızı da örtecek tarzda nasıl bir mücadele, emek verdiğimi birçok sektör işveren veya yöneticisi de net olarak biliyordu. Daha hemen oracıkta sektörün kıdemli editörlerinden biri röportaj yapmak istemişti. Diğer yandan bazı meslektaşlarımda yönetimden ayrılmam ile ilgili olarak sektördeki saygın kimliğimi rencide edici tarzda o akşam yazıyı yazan personelim hakkında dava açıp açmayacağımı sordu. Ne size röportaj verdim, nede o yazıyı tüm sektöre ileten benim yeğenim sayılabilecek, babasının “küçük kardeşin Adnan’a nasıl sahipsen, oğlum da sana emanet” dediği, ne yapacağını bilmezken şirkete ofis boy olarak alıp 3 yıl boyunca emek verdiğim kişiyi dava ettim. Zira onun olmasa da babasının hatırı vardı, diğer yandan büyük hissedarla güven sorunu yaşamaya başlamış olup şirketin yönetiminden ayrılmış olsam da, kuzenimle beraber hala ENHAS şirketine % 25 oranında ortaktık. En azından aile menfaatlerimiz için şirketin piyasada en küçük bir olumsuz tepki almaması gerekirdi. Bu nedenle şirketin yönetiminden ayrıldığımı dolaylı olarak öğrendiğim 1 Ekim gecesinden itibaren sektörden hizmet şirketi sahibi veya tedarikçi meslektaşlarıma, her biriyle çok samimi diyaloglarımın olduğu müşterilerimize veya yönetici vekillerine beni bu konuda aradıklarında şirketin zarar görmemesi adına kısa ve pozitif ifadeler kullandım. Mevcut projelerin devamı için katkı sağladım. Bu arada belirtmek görevimden azledildiğim şeklinde duyurmuşlar ama böyle bir da durum yok. Limited şirketlerde bu tarz konularda hisse oranları değil, hissedar sayıları karar almada etkili. O kadar yoruldum ve tek başıma sorumlulukları üstlenmiştim ki, taahhütlerini yerine getirmeyenle, güven ilişkisinin zedelendiği bir ortamda devam edebilecek bir karakterde olamazdım. Bıraktım, üzerimden tonlarca yükün kalktığını hissettim. 
 
Genelde bir şirketin yönetiminden ayrılan, hele sizin gibi o sektörde çok da iyi ilişkiler kurmuş biri hemen yeni bir şirket daha kurar. Siz sektörün içerisindesiniz ama böyle bir yaklaşımda bulunmadınız.
 
Çok haklısınız, sektörde kişisel olarak da iyi bir imajımın, mesleki birikimimin olduğunun farkındayım ve bunu kullanabilirdim. Dedim ya, öncelikle hissedarı olduğum EN-HAS’a desteğimin sürmesi bunu düşünmedim, hem de daha öncede profesyonel olarak çalıştığım şirketlerden ayrıldıktan sonra o firma ile rekabet edecek bir başka firmada görev almamaya hep özen göstermişim. Bu aynı sektörde görev almayacağım anlamına gelmiyor ama galiba duygusal yanım ağır basıyor. Zira eski şirketinizden ayrılmış olsanız da, oradaki yönetici veya işverenlerinizle güzel diyaloglarınız oluşmuş, beraber mesafeler kat etmişsiniz. O şirkette sorumlu iken yeni ilişkiler tesis etmişsiniz. Ayrıldığınızda belki müşteri grubunun önemli bir kısmını adınıza kuracağınız yeni şirkete kaydırabilirsiniz. Ama bu benim yapabileceğim bir davranış değil. Bu konuda beni çok eleştirenlerin olduğunu da biliyorum, onlara söyleyebildiğim “ENHAS’ın hala hissedarıyım, rızkımı sektörde başka faaliyetlerden çıkarırım” oldu. Açıkçası ben ayrıldıktan sonra gereken işletme sermayesinin de tamamlanmasıyla ENHAS’ın performansını artırarak sürdürmesini arzu ettim. Ama hizmet işinde para gücünden daha önemlisi takım bilinci, işe ve müşteriye saygı, sorun çözmeye odaklılık ile yetkinliği olanlara yetki devridir. Bu anlayışı sürdürebilmeleri halinde kısa gelecekte çok daha hacimli, başarılı bir şirket konumunda olabileceklerdir. Zira ENHAS’ı sektörün az sayıdaki kurumsallığı büyük ölçüde tamamlanmış, verdiğimiz PR desteğiyle sektörde saygın bir kimliğe sahip tam hizmet verebilecek alt yapısı tamamlanmış çok az sayıdaki nitelikli bir hizmet firması olarak teslim ettim. Ekibimle geride kalan yıllarda sadece fiziki büyümeyi, borç eritme operasyonunu sağlamadık. Başladığımızın haftasında kurumsal kimlik dosyamızı mektup – teklif yazma standardına kadar hazırlamışız. Sektörün pek de alışık olmadığı görsel teklif ve sunumlarla hem mevcut projelerimizde kalıcı olmuşuz, hem de krize ve eksiklerimize rağmen yeni projeler edinmişiz.
 
Ama sektörün içinde kalmayı sürdürüyorsunuz? Dernekte bu dönemde Başkan Yardımcısınız ve neler yapıyorsunuz veya planlıyorsunuz?
 
Son cümlenizden başlayayım. Evet bu dönem TESHIAD’da başkan yardımcısıyım. Ama önceki 2,5 yılda sadece yönetim kurulu üyesi idim. Başkanımız Sayın Cambazoğlu sektör değiştirince TESHIAD’in sorumluluğunu şimdi ki Yönetim Kurulu Başkanımız olan Sevgili Bülent Doğru ile beraber yürütmeye çalışmıştık. Sayın Doğru daha çok mali konularla ilgilendiği, ben de daha çok gözüken konularda aktif olduğumdan sektör sanki dernek başkanıymışım gibi algılanmış olmalı.
 
Neler yaptığıma geline… 3 yıldan sonra ilk kez tatil yaptım ve rüzgarı bekledim. Rüzgar yönümü tayın etsin istedim. Temizlik hizmeti verecek bir şirket kurmayı düşünmediğimi söylemiştim. Profesyonel olarak bu sektörde beni istihdam edebilecek firma sayısı da maalesef çok kısıtlı olduğundan temizlik ve tesis yönetimi alanında birikimimi sektör firmalarına danışman olarak kullandırtmayı düşündüm. Bu amaçla ACOOR İş Geliştirme ve Aracılık Hizmetleri olarak sektör içinden ve dışından birkaç firmaya kurumsal veya yönetim danışmanı olarak yol gösterici olmayı amaçlıyorum. Her hangi bir projenin temizlik, güvenlik veya komple tesis yönetimi işini üstlenmeyi düşünmüyorum ama kendileri için ideal yüklenici firma arayışında olan İşverenlere de firma seçiminde, ihalenin oluşturulmasında, aldıkları tekliflerin değerlendirilmesi aşamasında profesyonel katkı sağlayabiliyorum. Aynı şekilde özellikle AVM ve sitelerde özgün hizmet konsepti ve teklif hazırlama konusunda da oluşturduğum klas ekiple hizmet vermeyi amaçlıyoruz. Sitelerin birçoğu konuya vakıf olmayan site sakinlerince iyi niyetle ama amatörce yönetilmeye çalışılıyor. Bugün olmazsa yarın birçok mali ve hukuki sorunla karşı karşıya kalacaklarının da farkında değiller. Bunu göz önünde bulundurarak siteler konusunda yönetim, yeminli mali müşavir, gayrimenkul hukukçusu, havuz uzmanı gibi deneyimli kişilerden oluşan bir takım oluşturdum. Çok seçici davranarak, ödedikleri aidatların karşılığını almak isteyen site yönetimlerine birebir hizmet vereceğiz. Bir de sadece bu sektöre yönelik iletişim, medya, reklam konularında hizmet verecek bir organizasyonu olgunlaştırmaya çalışıyorum. Ve de Sevgili Bülent başkanıma söz verdiğim üzere bu dönem hedeflerini büyüttüğümüz TESHİAD’a ve aktivitelerine daha çok zaman ayıracağım.
 
Sektöre taraf olan herkes TESHIAD’in son dönemde ardı ardına gerçekleştirdiği aktivitelerin farkında. TESHIAD’da ki bu değişimi nasıl gerçekleştirdiniz. Kısaca TESHIAD’dan bahsedebilir misiniz?
 
2008 Haziranında olağanüstü kongreyle yönetimi üstlenen ekipte başlangıçta sektöre umut veriyordu. Ancak hemen patlayan ekonomik krizle yönetimdeki bazı arkadaşlarımız işlerini terk ederken bazıları da ister istemez kendi şirketlerinin faaliyetlerine odaklandılar. Ama 2010’da yönetim kadromuz daralmış olsa da sektöre güzel mesajlar vermiş olmalıyız ki üye sayımız 1992’den beri ilk kez 70’in üzerine çıktı. Eylül ayı sonunda İtalyan Afidamp’ın düzenlediği Temizlik Fuarının son 2 haftada seminerlerini üstlendik. Fuarın çehresi birden değişti. Fuarın ardından İtalyan Grup TESHIAD’la fuar, eğitim vb konularda işbirliği yapmak üzere uzun vadeli bir kontrat önerdi. Sektördeki kıvılcımı Tüyap’ta gördü. Bu yıl Mart sonunda 18. si yapılacak Hastane – Sağlık Fuarının kapsamına Temizliği de eklediler. TESHIAD olarak destek sözü verdiğimiz bu fuardan, özellikle hastane ve sağlık kurumları alanında hedefleri olan hizmet ve tedarikçi firmalarımızın çok yararlanacaklarını düşünüyorum. Sektöre kısa vadede sağlayacağımız bir diğer avantajda Üniversite ile beraber yürüttüğümüz İş Kur projesi. İş kur, TESHIAD üyelerinin istihdam etmeyi taahhüt ettiği işçileri maliyetini karşılayarak eğitiyor, eğitim süresince ücretini ödüyor, ardından bir yıl süreyle de işvenin işçi adına ödeyeceği SGK priminden muaf olmasını sağlıyor. Açıkçası sektör adına atılmakta olan her doğru adımı desteklediğimiz, adımların ortaya çıkmasına katkı sağladığımız için TESHIAD’da daha aktif bir görünüm aldı. Geçmişte birbirlerine kırgınlıkları olanları tekrar kucaklamış olmamızda sektörden karşılığını gördü. Ayrıca yeni dönem için itiraf edeyim her biri birbirinden değerli sektör mensuplarından oluşan bir yönetim kurulu oluşturduk. Toplantılarımızı yedek üyelerimizin de aktif katılımıyla gerçekleştiriyoruz ve büyük hedefler koyduk. Yönetim Kurulu Başkanımız Sevgili Bülent Doğru Bey farklı alanlarda da girişimleri olan başarılı bir işletmeci ve sektör adına TESHIAD’ın hedefleri gerçekleştirmede elini taşın altına koymaktan çekinmiyor. Bazı arkadaşlarımız sektörün etik değerlerini belirlemek için çalışmalara başlarken, diğer bir grup arkadaşımız da İTO, TOOB ve MYK gibi kamu kurumlarında sektör adına düzenlemelerin sağlanması için girişimlerde bulunmaya başladılar bile. Bu hedefleri gerçekleştirmede temsilinde önemli olacağını bildiğimizden ofisimizi daha iyi bir lokasyona ve mülke taşıdık. 68 sayıdır yayınladığımız sektörün referans dergisi olan HİZMET’in yayın periyodunu iki aya düşürdük, daha efektif bir yayın sağlamak için ajans değişikliğine gittik.   
 
Bu arada yeri gelmişken bizde şahsınıza teşekkür etmek isteriz. TESHIAD’ın yayınını yürütürken bize de yol gösteriyorsunuz, hem de yazılarınızla destekliyor, derneğin etkinliklerinde de referans oluyorsunuz.
 
Dedim ya yönetimdeki anlayışımız sektör adına atılan her doğru adımı desteklemek yönündedir. Sektöre omuz veren ulusal gazetelerin eklerini, HİZMETİN ADRESİ. com’u TESHIAD’ın yayınıymışçasına destekliyorum. Çok sık güncellenmesi, TESHIAD’ın sitesiyle beraber sektöre taraf olan tüm kesimlere mesajlarımızı ivedi iletebilmesi bizim için ciddi bir avantaj.
 
Sektöre katkı sağladığına, sağlayacağına inandığım diğer yayınları da destekliyor, katkı sağlıyorum. Örneğin Hizmet Dergisini kopya etmeyin ama sektörün disiplinlerinin olgunlaşmasına katkı sağlayacak bir dergi yaparsanız desteklerim dediğim Cleaner Magazine Dergisi, Almanya üzerinden yayın yapan ETKİLİ-DERGİ portalı. Etkli Dergi enformatik karakteri nedeniyle özellikle sektör profesyonelleri tarafından izlenmesi gereken bir portal. İşin özü sadece HİZMET DERGİSİ ve HİZMETİN ADRESİ.COM’ a değil TESHİAD’ın misyonuna paralel yayın politikası izleyen, sektörün kimlik kazanmasına katkı sağlayacak tüm mecralara aynı desteği vermeye çalışıyorum. 
 
TESHİAD’in toplantılarında sizinde en çok dile getirdiğiniz konuların başında sektörel kimliğin kazanılması ile özellikle eğitim ve nitelikli istihdam geliyor. 2011 yılı içinde MYK ile mesleki standartlar konusunda mesafe alacağınızı, İşkur’la özel proje geliştirdiğinizi, yıl içinde farklı eğitim aktiviteleri gerçekleştireceğinizi üstüne basa basa söylüyorsunuz. Sektörü İK açısından okurlarımıza aktarabilir misiniz?
 
Buna bugün yetmez. Ayrıca konuşmak lazım. Bir kere kaliteli iş ve hizmetin nitelikli kadrolarla sağlanacağına inanırım. Her aşamada eğitim mutlak gerek. Sektörde ücreti maalesef kırıcı fiyatlara dayalı ihaleler belirliyor. Mümkün olsa çalışana asgari ücret altında ödeme yapılacak. Böyle olunca da sokaktaki insan iş bulana kadar temizlik işini yaparım diyor. Bulduğunda da haber bile vermeden gidiyor. Ara kademeler için de sorunlar aynı, Hereke’deki okulu bu açıdan önemsiyor, destekliyoruz, ilerde çözüme katkı sağlayacak ama yeterli değil. Durum bu çerçevede olunca temizlik, hizmet, tesis yönetimi iş kolunda genel anlamda İK politikalarından bahsetmek pek de mümkün değil. Yaşadıklarımdan örnekleyerek izah etmeye çalışayım. Kadromuza iyi bir operasyoncu almamız gerekiyor. Eş – dost kanalıyla, internet ilanlarıyla başvuran epeyce adayla görüştüm. Uygun aday yok. Eğitimli olanlar turizm otelcilikten geliyor ve sadece ağırlıklı otel deneyimleri var, diğerleri de temizlik işçiliğinden sivrilenler… Özellikle ikinci gruptan olanlar sorumluluklarını üstlendikleri projeleri nasıl uçurduklarını öyle bir anlatıyorlar ki, ağzınız açık dinliyorsunuz. Biraz deşiyorsunuz ve asla kurumsal bir yapıda çalışabileceklerini tasavvur edemiyorsunuz. Elbette istisnaları var. Zaten o istisna olanlar bir şekilde kendi şirketlerini kurmuşlar, birçoğu da başarıyla hizmet verebiliyor. Ama bu da garip zira her başarılı istihdam kendi işini kurduğunda oluşan şirket enflasyonu fiyata dayalı rekabeti körükler, hem de sektörde nitelikli yönetici oluşmaz. Diğer sektörlerde de deneyimi olan bir girişimci ve profesyonel olarak bu dengeyi Temizlik, Hizmet iş kolunda çok daha abartılı bulduğumu söyleyebilirim. Bu noktada izin verirseniz yaşadığım, tuhaf bulduğum ve de sektör adına ümitsizliğe kapıldığım bir anekdotumu paylaşayım.
 
Görüştüğüm Operasyon Müdürü adayı 3 yılda tam 7 kez iş değiştirmiş. Ama 7 farklı şirket değil, toplan 3 şirket arasında gidip gelmiş. B şirketi yeni proje almış, az fark vermiş, gel demiş gitmiş. A şirketi sen bize lazımsın demiş, geri dönmüş. Böyle devam etmiş, başı da dönmüş. Peki haksız mı? Haksız ama sektör işverenlerinin daha yakından tanımaya başladığımda üzülerek ifade edeyim, hak vermeye de başladım. Zira şirketler yöneticileri dahil tüm personeline muvakkat gözüyle bakıyor. Kıdem tazminatı da oluşmasın, sürekli değişip dursun. Olacak iş değil. İşverenin böyle düşündüğünü bilen çalışanında şirket bağımlılığı olmuyor elbette. Hele projelerde. Maaşını aldığı şirketi değil, oradaki işvereni tamamen önemseyen bir anlayış hakim. Sonraki ihalede şirketim gitse de ben nasılsa yeni gelecek olanla devam ederim düşüncesi aslında şirketlerin İK politikalarının olmadığı, olmasını da engelleyen bir durum olarak karşımıza çıkıyor.  
 
Siz EN-HAS’ta nasıl bir İK politikası izliyordunuz?
 
Başarılı, devamlılığı olan projeler için iyi iletişimde bulunabilecek, kurumu temsil edebilecek, şirketinin kendine sahip çıktığını bilecek ve devamlılığı olan personelle çalışmayı daima benimsemişimdir. Hazır personel yerine kendi tarzımıza uygun personeli yetiştirmek uzun vadede daima şirketin lehine olur. Bu yaklaşımla sektöre uyum sağlayabilecek, sektörden etkilenmemiş, operasyonel konular dışında sektör dışından eğitebileceğimiz kimlikleri istihdam ettik. Başarımızın altında da bu faktörün çok büyük önemi vardır. Operasyon Yöneticisi konusunda ise AVM ve Siteler konusunda farklı sektörlerde deneyimi olmuş, başarılı bir arkadaşımız vardı. Endüstriyel alanda ise çözümü İstanbul’dan uygun adayı bulmadığımdan Almanya’dan uzman getirtmekle buldum. 2007’de EnHas’a yönetici ortak olduğumda birkaç kez farklı yöneticisi arkadaşlaımla Almanya da eğitimlere katıldığımda Almanya da iş kolumuzda bir çok uzmanın işsiz olduğunu fark etmiştim. Malum Pazar bizde henüz başlarken onlarda doyum noktasına gelinmişti. Hemen kuzenime, “Türkiye’de endüstriyel temizlikten anlayacak, yaptığı işi raporlayabilecek, proje hazırlayabilecek kurumsal yapıda çalışabilecek uzman bulmakta zorlanıyoruz, buradaki Türklerden referanslı bir operasyoncuyu Türkiye ye görevlendirsen” dedim. Kolay dedi. Haftaya da Nuri arkadaşımız geldiydi.
 
Amacımız sadece sizi konuşmaktı ama sizin olduğunuz yerde Temizlik ve Hizmet Sektörünün sorunlarından bahsetmemek de mümkün değil. Biraz daha detaylandırabilir miyiz?
 
Sektörün çok sayıdaki sorunundan bir kaçını özellikle çok daha fazla önemsiyorum. Elbette istihdamın temini, nitelikli istihdam, özellikle iş makineleri konusunda hala operasyonel kiralama konusunda mesafe alınamamış olması, yapılan işin çalışanlarca meslek olarak benimsenmemiş olması, kamunun hak edilen değeri takdir etmemesi, ihale mevzuatı vs çok önemli ama tüm bunları sağlayabilmek için sektörün, daha doğrusu sektörü oluşturan firmaların ekonomik açıdan daha güçlü olmaları gerekiyor. Ekonomik açıdan güçlü olabilmek, ekonomik değeri olan fiyatla teklif verebilmek, iş alabilmekten geçiyor. Kısacası bilinçdışı rekabetle hizmet firmaları fiyatları öylesine dibe vurduruyorlar ki, eğer başka hesapları, hedefleri yok ise bunu aklın, mantığın alması mümkün değil. İkincisi de satın alma noktasında olan ana işveren temsilcisinin tutumu. Dış kaynak kullanımını salt fiyata taban yaptırmak olarak algılamayı sürdürdükleri sürece uzun vadede sağlıklı hizmet alabilmeleri mümkün olamayacağı gibi tesislerini de ehliyetsiz istihdam ve yetersiz- yanlış malzeme kullanmaya sevk ettiklerinden aşırı yıprattıklarının farkına varmalılar.
 
TESHİAD olarak bu noktada rolünüz nedir? Çözüme dönük düşünceleriniz var mi?
 
TESHIAD, sektörü temsil eden bir STK. Herhangi bir yaptırımı, direktifi olması mümkün değil. Gönüllülük esasıyla sektörün daha iyi olması, disiplinlerinin oluşması, sektörel birlik ve motivasyonun sağlanması için çaba gösteriyor. Kanun koyucuya yol gösterebiliyor, sektöre taraf olanlara çağrıda bulunabiliyor. Örneğin ihalelerde düşük fiyat verebilmede en çok üzerinde spekülasyon yapılan konu kamu paylarıdır. Yanı KDV ve SGK primleri. Bu iki kalemi devlete ödememeyi göze alarak her zaman düşük fiyatla iş almayı, birkaç yılda bir unvan değiştirmeyi hedefleyen firmalar hep olmuştur. Demek ki, bu musluğu kontrol edemiyorsanız, kapatacaksınız. Kapatacaksınız derken, kimse susuz kalmayacak, aksine hazine payını eksiksiz de alacak. Nasıl alacak? Tevkifat uygulamasını yaygınlaştırarak. Halen KDV konusunda kimsen tevkifat uygulanıyor, hizmet firması genel ifadeyle KDV’nin yüzde doksanını faturasına, maliyetine yansıtmıyor. Ana İşveren direk Maliye ile muhatap oluyor. KDV deki bu uygulamayı genişletmek, hatta SGK primlerinde de uygulamak kamu açısından kaçağı önleyeceği gibi, buçuk firmalarında kamu payını ödememeyi kar payı olarak düşünenlerin sektörden çekilmesini sağlayacaktır.
 
İlk anda aklıma gelen bir başka çözüm modelimizde, sektörün ehliyetli kişileri ile mali ve hukuki konularda donanımlı uzmanların yer alacağı “Üst İşverenlerle İlişkiler” isimli bir kurulu oluşturarak sektör firmalarının hizmet vermede işverenlerle ilişkilerinde olası sorunların çözümünde yol göstermeyi hedeflememiz.  
 
Anlamakta zorlanıyorum, bir firma neden zararına iş yapmak ister?
 
Bir firma zararına da iş alabilir. Bilinçli olarak zarar bütçeleyebilir. Ancak hizmet sektörü insan faktörü ağırlıklı olduğundan reel sektörün bu zarar bütçeleyebilme mantıyla pek uyuşmuyor. En basitinden tutundurma faaliyetleriyle pazara nüfuz ettikten sonra nasılsa açığı kapatırım mantığı bu iş kolunda geçerli değil. Örneğin Alman DW Grubu 5 yıl önce Türkiye’ye geldi, referans olsun, hele bir başlayalım nasılsa arkası gelir diye zararına projeler aldı. Projede İşverenin gözünde bir taban fiyat oluştuğundan ertesi yıllar hiçbir işi normal fiyatla alamadılar. Zararına da devam edemediler, çekildiler. Hizmet, temizlik iş kolunda referans olsun diye zararına iş alınmaz, zira ertesi yıl normal fiyata dönerim diye hesap ederken işveren o yılda başka bir referans sevdalısı ahmak a verir projeyi. Verirde iyi yapar mi? Aslında o da kendine zarar verir. İşi maliyetinin altına almış olan taşeron firma (bunlara yüklenici veya hizmet firması demeye dilim varmıyor) zarar etmemek veya zararını düşürmek için bir takım atraksiyonlar yapacak, tesis bundan zarar görecek, hizmet kalitesinin düşmesiyle reelde daha pahalı hizmet almış olacaktır. Ancak bunun istisnası da olabilir. KDV’yı yurt dışı işlemlerinde mahsup edeceğinden gelir olarak görenler vardır. Bu sektörde daha çok yurt dışından bildiğim bir örnek de, firmanın içerde ki ekstra iş olanakları hedefleyerek ana proje sözleşmesini karsız almaktan kaçınmamasıdır. Bu bizde bazı siteler, rezidanslar haricinde henüz mümkün değildir. Örneğin hizmet firması olarak 500 daireli bir sitenin temizlik, servis işini az buçuk zararına alıp, o 500 daireden 200’üne üretimiz veya hizmetiniz olan elektronik güvenlik sistemi veya başka bir ürünü, hizmeti satmayı amaçlıyorsanız, projeden zarar etmeniz sizi çok etkilemez. Ama bu yaklaşım bile sektörde fiyatların olgunlaşmasına olumsuz tesir edeceğinden bütüne zarar verir.     
 
Sektörün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
 
Tek kelime ile yanıt vereceksem, “olumlu”. Ama bu olumluluk pek de kolay olmayacak. Olumlu yanı, sektör her geçen gün hacmini büyütüyor. Karlılık anlamında olmasa bile son yaşadığımız global finans krizinde bile şirketler maliyetlerini düşürmek adına daha çok dış kaynak kullanımına yöneldiler. Batıda temizlenecek, hizmet verilecek alanlar büyüme bir yana küçülürken biz de her gün yeni bir proje doğuyor. Pazar büyüyor. Burada önemli olan işverenlerin dış kaynak kullanımının temel esprisi olan, “ben kendi aslı işimi yaparken, aslı işimin dışında bazı destek hizmetlerini benden daha iyi ve uzmanlığı olduğu için daha ekonomik maliyetle yapabilecek firmalara iş teslimi” anlayışına hakim olabilmeleri noktasına gelebilmesi olacaktır. Sektör hak ettiği yeri,  işverenlerin temizlik işini sadece genel alanların temizliğinde değil, üretim alanları hatta üretim enstrümanlarının da temizliğinde dış kaynaktan tedarik edebileceği bilincini taşıma aşamasına geldiğinde alacaktır. Zira hiçbir üretim işçisi, ustası, uzmanı profesyonel temizlik işçisi kadar o milyonluk makineleri doğru ve zamanlı, hem de ekonomik temizleyemez. Ekonomik derken asgari ücreti kastetmiyorum. Nitelikli işe nitelikli ödeme işverenler için maliyet değil, kazançtır.        

22026 kez okunmuş

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.