Tasarım Hayatın Ta Kendisidir!

Köşe Yazısı - 4 Haziran 2014, Çarşamba
Pazarlama&Marka: Yelda İpekli

Hayata bir sanatçı duyarlılığıyla yaklaşmaya var mısınız?
O zaman siz de benim gibi yapın ve tasarımı hayatınıza dâhil edin.
Her konuda işinize yaradığınızı göreceksiniz. 


1863 yılında usta yazar Jules Verne belki de eserlerinin içinde en fazla tutkuyla bağlanacağı romanının büyüsünde kayboldu. Romanın konusu 20’inci yüzyılda yaşanacak bir Paris tasviriydi. Bence çağımızın en iyi gelecek bilimcisi Jules Verne’in tanrısal temalarla destekleyerek geliştirdiği bir başka kehanetiydi. Ne yazık ki; (kim bilir, belki de zamanı doğru olmadığından…) el yazısı eser tarihin gizemi içerisinde kayboldu. Tam 130 yıl sonra torunlarından biri, tamamen şans eseri el yazısının izine eski bir kasada ulaşıncaya kadar roman kendi gizemini yaşadı. Jules Verne ki sadece bir yazar, bir hayalperest değil, eserlerinde ayrıntılarıyla tarif ettiği buluşların ve makinelerin o sıralarda gelişmekte olan Avrupa sanayisi ve teknolojisine ilham kaynağı olduğu düşünülen biridir. Bu yüzyılda yaşasaydı muhtemelen fütürist olarak tanımlanacaktı. Bu yüzden ben de Jules Verne’i hep bir yaşam tasarımcısı olarak görmüşümdür. Aynı Leonardo Da Vinci, Mozart, Zaha El Hadid, Tom Peters, Henry Dreyfuss ve Almodovar gibi.
 
Paris in the Twentieth CenturyVerne bu romanında sanatın, edebiyatın dışlandığı, insani duyguların bastırılmasının temel hedef olduğu bir Paris’ten bahsediyor. Kapitalizmin ve endüstrinin, tüketim odaklı bir hayatta duyguları nasıl değersiz kıldığını adeta kıyamet ile ilişkilendirerek anlatıyor. Paris ki ihtişamın başkentiyken, bu duygularla nasıl da yaşanmaz hale geldiği Verne’nin kaleminden okuyucuya ulaşıyor.

Romanın kahramanı genci işe alan zengin aile dostu ona şöyle der: “Mösyö, şimdi işiteceğiniz sözleri hafızanıza iyice kazımanızı rica ederim. Babanız sanatkârın biriydi; bu söz her şeyi anlatıyor. Onun o kötü ve sapkın içgüdülerinin mirasçısı olmadığınızı ummak istiyorum. Ne var ki sizde öyle birtakım tohumlar keşfettim ki bunları mutlaka yok etmek gerekiyor. İdeallik aleminin kum çöllerinde yüzmeye her şeyden çok isteklisiniz; çabalarınızın bugüne dek verdiği en gözle görülür ürün de, dün kazanmak ayıbını işlediğiniz o Latince şiir ödülüdür. Durumu rakamlara dökelim: Servetiniz yok, ki bu bir beceriksizliktir; biraz daha şanssızlıkla ailesiz de kalabilirdiniz. Şimdi, ben ailemde şair istemiyorum, tamam mı? Dediklerime bir mim koyun: İnsanların suratına ölçülü uyaklı tüküren o herifleri çevremde istemiyorum” (s.35). 
 
Tam da “Tasarım Hayatın Ta Kendisidir” diye bir yazı yazacakken elime bu kitabın geçmesi heyecanlandırdı beni. Nedeni şu: Tasarım sadece bir sanat olarak adlandırılmaktan çoktan çıktı, tasarım sadece sanatçının inisiyatifinde değil günümüzde. Zaman, şirket yönetimi, üretim modelleri, her şey yaşanmaya dair olabilmek için insana göre, duyguya göre tasarlanmak zorunda. Bu konuda Roger Martin’nin “The Design of Business: Why Design Thinking is the Next Competitive Advantage” (İş Tasarımı: Tasarımsal Düşünce Neden Bir Sonraki Rekabet Avantajı Olacak?) adlı kitabını okumakta fayda var.
 
TASARIMI YAŞAMINIZA DÂHİL EDİN!
Tasarım sadece estetik donanımı üstün, farklı ve sadece sanatsal bir çalışma olarak adlandırılmanın çok ötesinde bir tanıma sahip. Sadece güzellikle de sınırlı değil. Verimlilik, sürdürülebilirlik, inovatif yaklaşım, fark yaratmak, itibarı güçlendirmek, motivasyon gibi, kurumların ve şahısların var oluşlarının temelinde bulunması gereken bir düşünce şekli, yaşam tarzı.
 
Tasarım; yaşamsal alanımıza ne kadar çok dâhil edersek problem çözmede, çözüm odaklı olmada ve zamanı verimli kullanmada o kadar başarılı oluruz.
Bu çağın en büyük problemi verimlilik…
Zamanı, emeği, hatta heyecanlarımızı bile verimli kullanmak başarının anahtarı. İşte bunun için tasarım yaklaşımını sadece güzellik olarak değil felsefe olarak da içselleştirmek gerekir.
 
Mutluluğun amaç olduğu toplumsal hayatlarda tasarımı içselleştirmek kaçınılmaz. İskandinav ülkelerinin bu konuda uzun zamandan beri yürüttüğü çalışmalar sonuçlarını hissetmeye başladı bile. Mutluluk endekslerine, verimlilik endekslerine bakıldığında İskandinav ülkelerinin açık ara farkla ilk sıralarda olması tesadüf değil.
 
İsveç Hükümeti’nin 1998 yılında “herkes için tasarım” mottosuyla ortaya koyduğu kanun ile tasarım felsefesi ilköğretim itibariyle okullara konuldu. Ve ihtiyaca yönelik her şeyin daha ergonomik, daha fonksiyonel ve daha zevkli olması kriterleriyle birlikte ele alınması gerekliliğini yönetim kadrolarına kadar empoze etti.
 
Günümüzün iş fikirlerine bakınca sokaktaki insana ve hayat dinamiklerine göre tasarlandığını görüyorum.
Haydi şimdi birey olarak masamızı, evimizi, çekmecelerimizi tasarlayarak güne başlayalım mı?
İlişkilerimizi, prensiplerimizi ya da herhangi bir prensip edinmemeyi tasarlayalım mı? Bir sanatçı duyarlılığı ile hayata yaklaşalım mı?
 

3437 kez okunmuş Yelda İpekli

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Çok Şükür...   1761 gün önce eklendi
Hayatın genişliği, uzunluğundan daha önemli...   1793 gün önce eklendi
Moda mı? Pazarlama zekası mı?   1841 gün önce eklendi
Merak...   1870 gün önce eklendi
Hadi karşıya geçelim...   1967 gün önce eklendi
Hangi markalar fark yaratacak?   2019 gün önce eklendi
Daha İyi'nin Sınırları...   2052 gün önce eklendi
Moda GEÇİCİDİR, Stil HER ŞEYDİR...   2069 gün önce eklendi
Koyun/Keçi Yılı... 2015   2092 gün önce eklendi
Nesnelerin interneti...   2108 gün önce eklendi
Özgürlük dijitale kadar...   2116 gün önce eklendi
Yeni bir yıl, yeni bir ajanda...   2149 gün önce eklendi
Marka Olmak, Marka kalmak; 'Türkiye Markası'   2209 gün önce eklendi
Evren; herkes için bir şarkı saklar...   2262 gün önce eklendi
Şimdi parmak izi yaratma zamanı...   2302 gün önce eklendi
12. yüzyıl nasıl MARKA DEĞERİ olur?   2319 gün önce eklendi
• Tasarım Hayatın Ta Kendisidir!   2367 gün önce eklendi
Japon iş kültüründe incelenmesi gereken prensipler...   2454 gün önce eklendi
Her gün yeni bir gün...   2524 gün önce eklendi
Post Modern Çağda Hayatlar   2967 gün önce eklendi
Anadolu'da Üretilir, Dünyada Tüketilir   3099 gün önce eklendi
Markalar da Özür diler... Bir case study :)   3244 gün önce eklendi
ZAMAN YÖNETİMİ Mİ...? MUTLU YILLAR   3517 gün önce eklendi
Hayatın neresinde durmak lazım?   3559 gün önce eklendi
Güneş Doğudan Yükselir   3637 gün önce eklendi
Zannetmek Yasaktır   3720 gün önce eklendi
Tatiller Ne İçindir?   3765 gün önce eklendi
Turizm HEDONİZM'in Hizmetinde   3869 gün önce eklendi
Müşteri Kraliçemdir   3888 gün önce eklendi
Tüm Trendler Out...   3895 gün önce eklendi
Yeni Şeyler Söylemek Lazım...   3923 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.