TURKCELL'LE HAYATA BAĞLANMAK ...

Platform Söyleşileri - 4 Nisan 2007, Çarşamba
 border=Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu

31.8 milyon insan düşünün! Tamamı dolu 400 Adet Atatürk Olimpiyat Stadı, 4 tane Bulgaristan’ın nüfusu , her birinde 4 kişinin oturduğu 8 milyon otomobil . Avrupa da 11 ülkenin toplam nüfusu eder. Oldukça büyük değil mi ? Bir de bu insanlara dokunmayı ve bir şeyler pazarlamayı düşünün…. Bu söyleşide pazarlamanın sihirli dokunuşları ile 31.8 milyon insanla iletişim kuran bir profesyoneli sizlerle buluşturmanın keyfini yaşıyoruz.

Kariyerindeki başarılarını takip ettiğimiz Turkcell Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Lale Saral Develioğlu ile Teknoloji, Hedef Kitle, İletişim Pazarlama ve Duygular konulu biraz uzun ama oldukça detaylı bir söyleşi gerçekleştirdik.

Gelen sorularınız ve yorumlarınız üzerine değerlendirmeler yaparken gördüğümüz beklentiler üzerine, bir pazarlama stratejisinin oluşmasındaki kritik başarı faktörlerinden, iletişimin iş dünyasına yansımasına kadar ihtiyaç duyacağınız birçok bilgiyi Sayın Lale Saral Develioğlu’nun vasıtasıyla sizlere aktarma şansı bulduk...

Her zamanki gibi genç iletişimcilerimizin bu başarılı kariyerden çok şeyler öğreneceğini umuyoruz …

Halklailiskiler.com.tr


Türkiye’nin iletişim ihtiyacının büyük bir kısmını karşılayan Turkcell’in bu başarıya nasıl ulaştığı hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

Yapılanların ve gelişmelerin tesadüfle olmadığını düşünüyorum. Çok ciddi, istikrarlı bir çalışmanın, sağlam bir insan kaynağının ve sağlam bir vizyonun parçası olduğunu görüyorum.

Bu süreci geçmişten başlayarak özetlersek ; Şubat 1994’te Turkcell ile birlikte mobil iletişim Türkiye’nin gündemine ve hayatına girdi. Bundan sonraki gelişmelere baktığımızda şunu görüyor olacağız ki, Turkcell her zaman, en iyiyi , en hızlıyı , en başarılıyı yapmak için yatırımlar yapmaktan ve istikrarla müşterisine en iyiyi sunmaktan hiç geri kalmadı.

Bence aslında bizim gibi ve bütün büyük markaların başarılarının arkasına baktığımızda çok net bir hedef , çok net bir vizyon ve bunları istikrarla hayata geçmesini görüyorum. Birçok marka bahsettiğim süreci iyi yönetemezse ilerleme yolunda kaybolabiliyor .

Turkcell 1994’te yola çıktığında mobil iletişimi yaygınlaştırmak adına yapılan birçok kampanyalarla hızla abone alımlarına başladık. Önce sadece faturalı hat sistemi vardı. 1996 yılında SMS hizmetini başlattık ve iletişim dünyamıza yeni bir boyut geldi.

1999’da ön ödemeli hat markamız olan Hazır Kart’ın lansmanını yaptık. Hazır Kartın devreye girmesiyle birlikte ön ödemeli sistem çok daha pratik olarak gündeme geldi .Türk halkına pratik gelen bu sistemle birlikte çok hızlı bir büyüme başladı. Ekim 2001’de Turkcell abonelerine yönelik GPRS servislerini biraraya getiren GPRSLand’in lansmanını yaptık. Temmuz 2002’de MaxiMesaj’ın lansmanıyla MMS (Multimedya Mesajlaşma Servisi) hizmetlerini sunmaya başladık.

Turkcell olarak bu ürün ve hizmetleri Türk insanı ile buluşturmakla kalmayarak katma değerli servisleri genişletmek için teknolojik ekosistem kurma yoluna gittik. Birçok firmayla iş birlikleri yapıp bu dünyayı geliştirerek. başarılı olduk ve kazandırdık. .

Gelişen mobil iletişim dünyasına baktığımızda geçen sene Ağustos ayında bütün katma değerli servislerimizi tek bir çatı altında topladığımız turkcell-im’i lanse ettik.. Turkcell-im, zengin içeriğiyle ve kullanım kolaylığıyla mobil internetin yaygınlaşmasında ve pazarın gelişiminde itici bir güç oldu. Henüz çok yeni olmasına rağmen 6 ay içerisinde Turkcell-im’e 6 milyon değişik insan çok fazla defalar girdi. Bu sayıyı tüm dünyada mobil iletişim sektöründeki firmaların oranları ile kıyasladığımızda çok ciddi bir rakam olarak görüyoruz.

Bu doğrultuda baktığımızda yapılanların ve gelişmelerin tesadüfi olmadığını düşünüyorum. Çok ciddi, istikrarlı bir çalışmanın, sağlam bir insan kaynağının ve sağlam bir vizyonun parçası olduğunu görüyorum.

Ben Turkcell ailesine 3 yıl önce katıldım. Katıldığım süreçte yapılanları gördüğümde gerçekten geçmişe dönük bir gururu paylaştığımı da görüyorum. Hep çok sağlam adımlar, çok cesur bir şekilde atılmış ve bizler de aynı çizgide devam ettirmeye çalışıyoruz.

Adında Türk geçen değerli bir marka ve siz bu değerli markanın sorumluluğu altında yönetim sergileyen birisiniz… Bir Türk markasını Türkiye’ye ve dünyaya sunarken bu sorumlulukla beraber neler hissediyorsunuz?

Türk isminin geçtiği bir Türkiye markasıyla dünya çapındaki varlığımızın ülkemize katkısı ile gurur duyuyoruz

Bence bu gerçekten çok büyük bir sorumluluk ama bir yandan da bana ve bütün çalışan arkadaşlara çok büyük bir haz veriyor.

Her sene dünya çapında açıklanan Standard & Poor's’un yaptığı İnfotech 100 araştırmasında birçok kritere göre teknoloji anlamında dünyadaki en başarılı 100 firma listeleniyor. Turkcell 4 yıldır bu listede üst üste yer alan tek Türk firması. Bunun yanı sıra “New York Borsası’na kote olan ilk ve tek Türk şirketiyiz.

2007 Şubat ayında Dünya GSM Birliği tarafından bu yıl 12.’si düzenlenen “2007 Global Mobile Awards’’ yarışmasında “Turkcell-im geldi sıkıntı gitti’’ reklamımızla, “En iyi Televizyon ve Radyo Reklam Yayını” ödülüne layık görüldük. Turkcell adına ve Türkiye adına gurur duyduğumuz bu tabloda, böyle bir şirkette çalışmanın hem gururu hem de sorumluluğu kendini fazlasıyla hissettiriyor. Bunlara bağlı olarak da her şeyi doğru düzgün yapıp elimizdeki fırsatları kaynakları en etkin şekilde kullanıyoruz.

Bütün bunlar çok gurur verici olaylar . Bir yandan da büyük bir sorumluluk. Bu sorumluluk bilinci sadece Türkiye’ye değil , tüm dünyaya ve tüm dünyadaki yatırımcılara karşı sorumluluğu da kapsıyor. Kısacası Türk isminin geçtiği bir Türkiye markasıyla dünya çapındaki varlığımızın ülkemize katkısı ile gurur duyuyoruz.

Pazarın içindeki yerinizi oluştururken artan rekabet şartlarında sürekli yenilik ve sürekli gelişmenin tüketiciye katma değerleri hakkında neler söyleyeceksiniz?

Biz maratoncular arkadan kim geliyor, aramızda ne kadar fark kaldı değil de ben daha ne kadar ileriye gideceğim, ne kadar önde gideceğime bakıyoruz. Arkamıza ya da yanımıza bakmıyoruz.

Turkcell olarak biz hep şöyle diyoruz : amacımız müşterilerimizin hayatını kolaylaştırmak ve zenginleştirmek. Buna baktığımız zaman aslında rekabeti böyle tanımlıyoruz. Biz müşterimize vereceğimiz servislerimiz ve hizmetlerimizle rekabet ediyoruz. Müşterilerimizin hayatına daha fazla değer sağlamak ve daha fazla hayatlarını kolaylaştırabilmek için kendimizle rekabet ediyoruz.

Sonuçta lider bir firmayız ve uzun bir maraton koşuyoruz. Bu yüzden bu uzun maratonda nefesimizi ve kaynağımızı iyi kullanarak hep başarılı olmamız gerekli. Biz maratoncular arkadan kim geliyor, aramızda ne kadar fark kaldı değil de ben daha ne kadar ileriye gideceğim, ne kadar önde gideceğime bakıyoruz. Arkamıza ya da yanımıza bakmıyoruz.

Oluşan ve oluşacak yeni GSM iletişimi trendlerinden biraz bahsedelim? Önümüzdeki 10 yılda neler olacak?

Gelişmelere bakarsak 10 yıl içinde bence cep telefonlarının isimlerinin bile yeniden tanımlaması gerekliliği gündeme gelecek.

Teknolojide 10 yıl çok uzun bir süre. Bu on yılda birçok hayal edebileceğimiz şey var . Geçmiş 10 yıla baktığımızda belli yerlerde belli koşullarda zar zor konuşabiliyorduk. Şimdi konuşmanın ötesinde telefonunuzla resim,video gönderebiliyorsunuz , mesajlarınızı anında okuyup cevaplayabiliyorsunuz internete girebiliyorsunuz. Bunu 10 yıl önce hayal bile edemezdik. Şimdi 3G yi konuşuyoruz.

Böyle teknolojilerin tüketicinin hayatına girmesi tabii zaman alıyor. Bir yandan bu teknolojilerin uygulanabilmesi için uygun cihazların olması gerekiyor . Bu cihazlar piyasa girdiğinde alım gücü olan insanların bunları alıp eskileri yerine bunları hayatlarına sokabilmeleri gerekiyor. Sonra o teknolojilerin üstünde yavaş yavaş uygulamaların gelişmesi gerekiyor.

3G de böyle bir teknoloji. 3G nedir? Aslında kullanıcının mobil iletişimini ve data iletişimini çok daha hızlı verimli bir hale getirecek olan bir teknoloji diyebiliriz. Her şeyi çok daha kolay ve hızlı yapabileceğimiz bu teknoloji ile; eskiden 3 - 5 dakikada indirdiğimiz şarkıyı, saniyeler içinde telefonumuza indirebileceğiz. Tabii bu sadece eğlence kısmı. Bu teknolojinin sosyal anlamda hayatımıza ve ayrıca e-devlet uygulamalarına girdiğini düşündüğümüzde cep telefonumuzla olabilecek bilgi alışverişi çok daha fazla artıyor olacak.

Önümüzdeki dönemde ne var derseniz 3G var diyebiliriz. Biz Turkcell olarak yaklaşık iki yıldır 3G, hatta daha da hızlı ve daha ileri bir teknoloji olan 3.5G üzerinde hazırlık ve test çalışmalarımızı sürdürüyoruz. AB üyesi 25 ülke ve yeni katılacak aday ülkeler içinde şu an için 3 G lisansı verilmemiş tek ülke Türkiye. Şubat ayında 3G yetkilendirme planının açıklanmasıyla ülkemizde de lisans ihalesi süreci başladı. 3G servislerini mümkün olan en kısa sürede müşterilerimizin kullanımına sunmayı istiyoruz.

Bu gelişmelerin yanı sıra yeni bir teknoloji olan mobil imzayı lanse ettik. Artık bir yere gidip imzanızı atmanıza gerek kalmayacak. Cep telefonunuzdan internette bankacılık işlemlerini yaparken, e-devlet uygulamalarında pasaportunuzu alırken artık sizin ıslak imzanızı cep telefonunuz atacak.

Bu gelişmelere bakarsak 10 yıl içinde bence cep telefonlarının isimlerinin bile yeniden tanımlaması gerektiği gündeme gelecek. Hayatımızın çok daha önemli bir parçası haline geleceklerini düşünüyorum.

Yüksek teknolojiyi tüketici ile buluştururken bir yandan da teknolojinin soğuk yüzünü çok sıcak sunmayı başardınız . Bununla birlikte prestijli ve saygın hissettiren bir algınız var bunu oluştururken altını çizdiğiniz vazgeçilmezleriniz neler?

İnsanları birbirine bağlayan bir iş yapıyoruz ve iletişimin duygusal yönüne önem veriyoruz...

Teknolojinin soğuk yüzü konusunda çok doğru bir tespitiniz var. Aslında kullanıcılar teknolojiyi çok fazla bilmek istemiyorlar. İnsanlar sadece hayatlarına değer katacak ve hayatlarını kolaylaştıracak bir uygulamayı yaşamak istiyorlar. Örnek verirsek insanlar bir SMS i yollarken onun hangi teknoloji ile gönderildiğini pek de merak etmiyorlar. O mesajın en hızlı ve güvenilir şekilde ulaşması kullanıcı için çok daha önemli.

Biz de müşterilerimizi daha iyi anlamak için müşteri odaklı bir yaklaşımı pazarlama felsefemizin merkezine oturtuyoruz. Müşterimizin ihtiyaçlarını doğru tanımlayabilmek ve beklentilerini anlayıp uygun bir şekilde anlatabilmek en önemli parametremiz.

Müşterilerin ne istediğini anladığınız zaman doğru teknolojileri ve altyapıları geliştirebilirsiniz. Diğer bir yandan da hizmetlerinizi, ürünlerinizi, servislerinizi müşterilerinize en basit ve hissedeceği bir şekilde müşterinize anlatmanız çok önemli.

Bizim gecen yıl yaptığımız araştırmalara baktığımızda; Turkcell’in müşterilerimiz nezdinde; lider, güvenilir,prestijli çok popüler, çok dinamik bir marka olmakla beraber biraz soğuk ve uzak bir marka olarak algılandığını gördük..

Bu tespiti gördüğümüz noktada aslında şunu düşündük; İletişim o kadar büyük bir şey ki, buradan alo diyoruz dünyanın her yerinde en uzak noktalaradaki yakınlarımızın sesini duyuyoruz. Bu aslında öyle sıcak bir şey ki ; insanları birbirine bağlayan bir iş yapıyoruz ve biz bu iletişimi çok duygusal buluyoruz. İnsanlar duygularını aktarıyorlar iletişim kuruyorlar ama altında çok büyük teknoloji var. Biz bunu daha samimi, daha iyi ve en basit nasıl ifade edebiliriz diye düşündüğümüzde o noktada Cellocan’ları devreye soktuk .Herkesin bir Cellocan’ı var. Herkesi hayata onlar bağlıyor. İletişimde Cellocan’lara geçiş ile beraber, marka algısında gerçekten pozitif yönde çok önemli değişiklikler oldu.

Kurumsal itibarınızın için fazlasıyla emek harcadığınızı biliyoruz. Sosyal sorumluluk ve sahiplendiğiniz tüm noktalarda en iyileri hedef kitleniz ile buluşturuyorsunuz. Eğitim-Spor-Kültür-Müzik-Sanat vb.. Bu itibarın pazarlamaya yansıması ve pazarlamada kullanılan duygular hakkındaki fikirleriniz neler?

Herhangi ürün yada hizmeti pazarlarken en önemli şey farklılaştırma sanatıdır.

Ben kesinlikle sosyal sorumluluk çalışmalarını şirketlerin içinde yaşadıkları topluma ve çalışanlarına saygısı olarak görüyorum. Bu anlamda biz Türkiye’nin en önemli sosyal konuları nelerdir diye baktığımızda da, eğitim konusunu gördüğümüz için bizim çorbaya tuzumuz ne olabilir diye düşündük. Bununla birlikte de Kardelenler projesi doğdu.

Her yıl 5000 kızımızı okutuyoruz . Kardelenler projesi kapsamında bugüne kadar yaklaşık 12.300 öğrenciye burs verdik, 6.300 öğrenci liseden mezun olurken, 950 öğrenci üniversiteyi kazandı ve 67’si üniversiteden mezun oldu. Sonrasında da onlara iş dahi buluyoruz.. Dolayısıyla Kardelenlerimiz de aynen ismini aldıkları kardelen çiçeği gibi karı delip çıkmayı başarıyorlar Bizler de onlara baştan sona destek olmaya çalışıyoruz...

Pazarlamadaki duygular kısmına gelirsek. Öncelikle pazarlama nedir diye baktığınızda; benim gözümde herhangi ürün ya da hizmeti pazarlarken en önemli şey farklılaştırma sanatıdır. Siz ürününüzü, hizmetinizi ne kadar farklılaştırabiliyorsanız, o kadar değer yaratıyorsunuz demektir. Yaratılan bu değer hedef kitlenizin daha fazla ürününüzü ve hizmetinizi satın almasına, daha çok kullanmasına etki edecektir .

Pazarlamanın amacı daha çok sattırmak dersek; bu amaca aslında hepimiz iş amacıyla koşuyoruz. Fark yaratıp o farka değer verilmesini sağlıyorsunuz. O fark duygusal mı, fonksiyonel mi olur, bu değişebilir. Ben şöyle düşünüyorum, fonksiyonel olduğu zaman pazarlamacının işi çok daha kolay. Çünkü ortada somut bir olgu varsa yani 3, 2 den büyükse o zaman 3 ü satabilmek daha mantıklı ve anlatabilmek daha kolay olabiliyor. Bununla beraber çoğu zaman da ortada fonksiyonel farklar o kadar olmayabiliyor, ya da bunları algılatmak zor oluyor .

Biz her zaman Turkcell’de önce o fonksiyonel farkları açık tutmaya önem veriyoruz. Yani şöyle; bizim birinci amacımız Türkiye’de en yaygın ve en kaliteli iletişimi sağlamak. Yani en yaygın kapsama alanı bizde olacak ve en kaliteli hizmeti biz sağlayacağız. Bizde telefonda hat almama problemi olmamalı, erişim problemi olmamalı, hattınızı kaybetme problemi olmamalı. Dolayısıyla bunlar temel şartlarımız olacak. Bunun üzerine müşteri hizmetimiz yaygın ve en iyi olmalı, katma değerli servislerimiz en çeşitli, en kolay ulaşılabilir olmalı.. Bunlar bence bizim fonksiyonel farklılıklarımız ve olmazsa olmazlar. Bunlar olmadan diğerlerinin altı çok boş kalabiliyor. Diğer bir taraftan da sadece bunlar da insanların gönlünü yakalamaya yetmiyor tabii ki.

Geçen yıl ‘Love Mark’ marka konferansında bir konuşmamda şunu anlattım;

Biz gnçtrkcell’i neden çıkardık ve ne yapmak istiyoruz? Büyük ve lider markalar bu fonksiyonel faydaları ve farkları zaten yaratabilmiş markalar oluyor. Ama bu markalar aynı zamanda da çok soğuk markalar olabiliyor. İnsanların severek ve daha çok bağlanacağı bir marka olmaya çalışmak gerekiyor, o noktada da yaptığımız sosyal sorumluluk işleri yada insanların hayatına daha duygusal dokunduğunuz noktalar çok önem kazanıyor.

Sizi sevgi markası yapan farklılıklarınız oluyor. Cellocan’lar da bizim için bir damla farklılık. Sosyal sorumluluk projelerimiz ise kesinlikle çok daha büyük damlalar olarak adlandırılabilir. Bu anlamda gnçtrkcell de gençlerin hayatına sadece GSM alanında değil günlük yaşamlarında, sosyal hayatlarında örneğin sinemaya giderken, McDonalds’da otururken dokunan ve ‘ben sana önem veriyorum’ ‘senin hayatındaki önemli şeyleri ben de önemsiyorum’ gibi mesajları verip o duygusal bağı oluşturmak için oluşturulmuş bir kulüp.

Geniş yüz ölçüm ve kalabalık nüfusumuzu göz önüne alırsak ; Bu kadar geniş bir yapıda hedef kitleyi nasıl segmente ediyorsunuz? Bilinen segmentasyon dışında (A+, A, B+, B vb) tüketici gelir seviyesinin dışında bir davranış biçimi sergiliyor bunu nasıl ayırt ediyorsunuz?

Klasik sosyoekonomik, sosyodemografik bir segmentasyonu çok fazla kullanmıyoruz.

Biz aslında baktığınız zaman klasik sosyoekonomik sosyodemografik bir segmentasyonu çok fazla kullanmıyoruz. Bir kaç segmentasyon modelimiz var. Öncelikle müşterilerimizi doğal olarak seçimlerine göre bireysel ve kurumsal müşteriler diye ikiye ayırıyoruz. Çünkü ihtiyaçları çok farklı. Kurumsal müşterileri de kendi içlerinde ayırıyoruz. [büyük şirketler kobiler vs.]
Bireysel müşterilerin geneline dönersek burada birkaç farklı segmentasyonumuz var. Bunlardan bir tanesi değer bazlı bir segmentasyon. Müşterilerimizin farklı özellikleri doğrultusunda oluşturduğumuz bir değer modellememiz var. Dolayısıyla bu değer segmentasyonunda müşterilerimize farklı hizmetleri, farklı kanallardan, farklı ihtiyaçlara göre değer bazlı yönetmeye çalışıyoruz.

Diğer yandan ihtiyaç segmentasyonuna baktığımızda; Türkiye’de iki ana potansiyel grup görüyoruz. Bunlardan biri farklılaşan ve çok büyük bir grup olan gençler, diğeri de çalışan yani profesyoneller grubu.
Bu iki farklı gruba da hitap etmek adına genç segment için 2005 ‘de gnctrkcll’i. kurduk. Şu anda 13 milyonu aşkın üyeye ulaştı. Diğeri de iş dünyasına hitap eden İşTcell. Bu iki gruba farklı teklifler ve farklı alt markalarla yaklaşmaya çalışıyoruz. Çünkü gerçekten beklentileri, ihtiyaçları ve talepleri çok farklı. Bizde çok farklı olan bu iki müşteri gurubunu yönetmek için de kendi içimizde aynı bu şekilde pazarlama organizasyonunda gruplara bölündük.

Bunlar dışında alt gruplara aynı bu şekilde baktığımızda; işçi, memur,orta kesim gibi bir grupla beraber ev hanımları gibi çalışmayan bir grup müşteri profilini de unutmuyoruz. Bu segmentteki ihtiyaçlara baktığımızda ; temel kullanım önem kazanıyor. Bu ihtiyaç için de daha uygun ekonomik fırsatlarla bu kitleye gitmeye çalışıyoruz. Her sene Anadolu’nun her noktasına yönelik bir kampanyamız var. Anadolu’nun birçok şehrini gezdiğimiz bu projede oralarda yerel aktiviteler yapıyoruz. Birebir bu büyük kitlelere dokunmak için çok önemli bir proje diyebilirim.

Tüketicinin teknoloji algısındaki gözlemleriniz neler?

Yeni şeyleri denemeye çok açık bir genç nüfusu düşünürsek ; gençler Türkiye için de, teknoloji içinde büyük bir şans diyebiliriz.

Bu konuda Türkiye’nin genç nüfusu sansımız diye düşünüyorum. Çok genç bir nüfus var. Bu yüzden de teknolojiye ve yeniliklere çok açıklar.Yeni şeyleri denemeye çok açık bir genç nüfusu düşünürsek gençler Türkiye için de teknoloji için de büyük bir şans diyebiliriz.
Türkiye’de cep telefonu penetrasyonu %70 ‘lerde. Nüfusun çoğunluğunu da gençler oluşturuyor. Ayrıca gençler birden fazla hat kullanıyorlar. Çünkü gençler genelde kendilerine en avantajlı tarifenin ve servisin etrafında dönüyorlar. Bu anlamda genç nüfus teknolojinin yaygınlaşması anlamında çok önemli bir itici güç oluyor.

Diğer bir taraftan biz iletişim merkezlerimizle ilgili de revizyon gerçekleştiriyoruz. Cep telefonu almak önceden çok kolaydı. Çünkü sadece konuşturuyordu. Şimdi yüzlerce değişik özelliğe sahipler. Kapasite farklılıkları var, fotoğraf çekeni var, e-mail alanı ve bunlar gibi bir çok özellik. Dolayısıyla bunların tecrübe edilip algılanması gerekiyor. Bu yüzden bizim bu müşteri deneyimini yaşatabilmek, hissettirebilmek, müşterilerimize dokunabilmek için iletişim merkezlerimizdeki felsefemizi de biraz değiştirdik. Bu merkezlerde eskiden dummy ürünlerle gerçek tecrübeyi yasayamıyordunuz. Biz bunun doğru olmadığını düşünüyoruz. Müşterilerimizin hizmetleri, servisleri, ürünleri tecrübe ederek kullanması gerektiğini ve gerçek zamanlı olarak uygulamalar yapılması gerekliliği üzerine yeni çalışmalar yapıyoruz.

Yıllardır bir çok ürünün pazarlamasını yönettiniz … Pazarlamanın sihrini ve size göre bu mesleği uygularken dikkat edilecek temel konuları bize anlatır mısınız?

Doğru hedefi, doğru insanlarla paylaşabilmek onlara doğru anlatabilmek ve onlarla koşabilmek çok önemli

Pazarlamanın en önemli ayaklarından bir tanesi iletişim.
Bir fonksiyonel ya da duygusal farklılığı müşteriye iletmeye çalışıyorsunuz. Bu yüzden pazarlamacıların kendilerini her anlamda iyi yetiştirmiş gözlemciler olması çok önemli.

Bir başka önemli nokta ise doğru hedefi koymak diyebilirim. Doğru hedefi doğru insanlarla paylaşabilmek onlara doğru anlatabilmek ve onlarla koşabilmek çok önemli diye düşünüyorum. Çünkü hiçbir şeyi tek başınıza yapmıyorsunuz .

Geneline baktığımızda ise; Müşteriyi tanımak, hedef kitleyi doğru algılamak başlangıç noktalarından bir tanesi.

Hedef kitlenizi tanıyıp hedefinizi de büyük koyabiliyorsanız süreç başlıyor..Bir örnek verecek olursam ; Lipton’ da çalışırken yaptığımız en büyük paradigma değişikliği şöyleydi. Lipton bir çaydır ama Lipton bir içecektir . Bütün içeceklerle yarışır. Dolayısıyla bütün içeceklerde olduğu kadar da seksi, cazip ve albenisi olmalıdır. Çay kadar geleneksel bir içecek olmak durumunda değildir. Aynı zamanda Nescafe ile Coca Cola ile Çaykur ile ya da su ile de rekabet eder. Hedefimizi bu vizyona getirdiğimiz zaman daha büyük ve net koymuş ve aynı zamanda rekabeti de onun içine almış oluyorsunuz...

Bizim sektörümüze baktığımız zaman sadece mobil gsm operatörüyüz diye kendimizi tanımlamıyoruz. Biz iletişim ve teknoloji dünyasındayız. Buna bağlı olarak biz müşterilerimizin hayatını iletişim ve teknoloji konularıyla nasıl kolaylaştırabiliriz zenginleştirebiliriz diye konumlanıyoruz. Amacımız sadece gsm teknolojisini kullanarak iki insanı konuşturmak değil. Hedefimizi geniş tutuyoruz. Bu bizim için çok önemli.

Bu hedef yaklaşımlarından sonra aslında birçok şeyde kırılma noktası onu hayata geçirmekte oluyor. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanlarla çalışabilmek çok önemli. Hedefleri hayata geçirebilmek sizin kafanızda olabiliyor ama hayata geçirirken herkesi aynı hedef etrafında koşturabilmek ve herkeste aynı başarı hissini yaratabilmek ayrıca başarının işin parçası olarak hissettirilebilmesini sağlamak da önemli noktalardan bir tanesi diyebilirim .

Bir pazarlama stratejisini oluştururken önem sırasına göre hangi parametrelerin altını çizmek gerekiyor?

Ne yapıyoruz? Niye yapıyoruz? Bunu yapmak istiyor muyuz? Doğru yerde miyiz? Nereye gitmek istiyoruz? Kısaca biz az ve büyük işler yapalım ama fark yaratalım.

Aslında hep hedefi ve amacı sorgulamak en önemlisi. Benim arkadaşlarla çalışırken de söylediğim gibi; Ne yapıyoruz? Niye yapıyoruz? Bunu yapmak istiyor muyuz? Doğru yerde miyiz? Nereye gitmek istiyoruz? Kısaca biz az ve büyük işler yapalım ama fark yaratalım.

Bir de tabii bence insanın işini sevmekle alakalı bir durum da var ortada. Ben hep işini seven arkadaşlarla çalışmaya önem veriyorum. Çünkü ne iş yaparsanız yapın sevginiz önemli. Sokağı da süpürüyorsanız, şirketin genel müdürlüğü de yapıyorsanız o işi severek yapmak ve insana değer vermek çok önemli diye düşünüyorum.

Süreyya Bey, yani genel müdürümüz geldiğinde ilk söylediği şeylerden biriydi; Turkcell binlerce çalışanı olan büyük bir şirket ve ben bu çalışanlar içinde sadece bir kişiyim dedi. Çok doğru bir söz. Hepimiz aslında bir kişiyiz ve hepimizin belli görevleri var. Görevlerimiz daha fazla şeyi etkiliyor olabilir ancak hepimizin sadece bir görevi var. Her şeyi doğru yapabilecek yetkiniz, imkanınız yok, onu anladığınız zaman ben çok doğru insanlarla çalışmalıyım, doğru insanlara doğru mesajlar vermeliyim ki o insanlarla birlikte o farkı yaratalım. Ben her zaman söylediğim gibi hep sorgulamak ve doğru insanlarla çalışmak diyorum.

Teknolojinin soğuk yüzünü samimi ve duygusal bir ton ile tüketiciye anlatırken pazarın mesaj karmaşasında nasıl farklılaşıyorsunuz?

Marka olarak net bir ayrıştırıcınız olmalı

Farklılaşmak gerçekten çok önemli. İnsanların kafasında sadece farklar kalıyor. Bir fark yaratabilmek bir de tabii ki pozitif bir fark yaratabilmek önemli. Sizin marka olarak net bir ayrıştırıcınız olmalı. Bu kendiniz için de, çalıştığınız marka için de geçerli. Bir farklılık yaratırken de kendini tanımak gerekiyor. Ben ne ile fark yaratabilirim’i cevaplamak gerekli.

Genelde toplum olarak bizim sistemimiz şuna yöneliktir; bizim neyimiz eksik? neyimiz zayıf?. Örneğin karne getirirsiniz bütün dersler 9 hayat bilgisi 5..Annesi gelir kızım niye 5 der. Her şey 9 o da 5 olsun. Bakalım 9 u 10 yapabilir miyiz? Beni dünyada en iyi matematikçi yapmaya uğraşın belki ama ben sosyal bilimleri seviyorumdur. Genelde bizim eğitim sistemimizde bakış şeklimizde hep zayıfa odaklanmak var. Aslında hepimizin fark yaratabileceği noktalarına odaklanmak önemli ve ben de arkadaşlarla çalışırken hep buna bakıyorum. Kimin neyi kuvvetli bu ekibe ne katar, olumsuz tarafları neler?gibi. Zayıf yönlere odaklanmak yerine bence asıl yapılması gereken pozitif olarak ne getiriyorsun ona bakmak gerek..

Türk toplumu size göre hangi iletişim tekniği ile markalara daha fazla yaklaşıyor ? Bu konuda gözlemleriniz neler?

Her şeyin bir hikayesi var ve o hikayeyi oluşturabilmek, onu dinletebilmek bizim toplumumuzda çok önemli.

Teknikten daha önce bence şu var. İnsanlar hikaye dinlemek istiyorlar. Her şeyin bir hikayesi var ve o hikayeyi oluşturabilmek, onu dinletebilmek bizim toplumumuzda çok önemli. Biz nispeten duygusal bir toplumuz ve bir şeylerin nedenini, niçinini, hikayesini dinletebilmek, ikna edebilmek için çok önemli bir faktör. Bu benim iş hayatımda ilişkiyi yönetirken de bir şeylerin sebebini anlatırken de düşündüğüm bir olgu. Tv’ye bir reklam çekerken de onun doğru bir hikayeye oturmasını sağlamak gerekiyor, Sadece mesajı vermesi değil de, doğru bir içerikle doğru bir yere oturan bir hikaye anlatması da çok önemli diye düşünüyorum.

Toplumumuza iletişimi kurgularken şunu söyleyebilirim. Ne kadar kişiselleştirilmiş bir iletişim yapabiliyorsanız ve o insana kendini ne kadar özel hissettirebiliyorsanız hangi iletişim kanalında olursanız olun kesinlikle daha etkili olacaktır.

Örneğin birçok marka cep telefonuna SMS’ler yolluyor. Bunun çok etkili bir mecra olduğunu düşünüyorum, çünkü çok kişisel. Size özel bir şey ve okuduğunuz taktirde sizi o anda yakalıyor .Bir tv kanalını seyrederken siz o anda yemek yiyebiliyor, temizlik yapabiliyor ya da kafanızda başka bir şey düşünüyor olabilirsiniz ama bir şeyi okurken ona odaklanıp okuyorsunuz. Bu da çok kişisel ve özel bir durum. Mesajda genel bir cümle kurmakla, size hitap eden kişisel bir cümle kurmak arasında aksiyona döndürmek açısından çok büyük bir fark var. Ama Tv reklamı için de aynı şeyi söyleyeceğim. Bizim 31.8 milyon müşterimiz var ama biz her reklamımızda 31.8 milyona hitap etmeye çalışmıyoruz. Mesajlarımızı ne kadar azaltıp, ne kadar kendisine ait hissettirebilirsek bizim için o kadar iyi iletişim oluşuyor.

Teknik olarak bütün mecraları entegre olarak kullanıp insanların kafasında az ve öz etkiyi yaratabilmeyi genelde uyguluyorum. İnsanların hafızasında yer etmek için de hep aynı noktaya mesajı vermek dolayısıyla çok kanalı kullanıp bir etki çıkarmak önemli.

Türkiye’de iletişim sektörünün ilerlemesi hakkında düşünceleriniz neler ? Yeni trendler yeni teknikler ve tüketicinin bunlara karşı geliştirdiği davranış biçimleri hakkındaki düşünceleriniz neler?

Her şey etki, tepki aslında; çeşitlilik arttığı için şimdi tepkisel trend mutlaka seçicilik olacaktır.

İletişim sadece reklam konusunda değil aslında çağın getirdiği bir şey artık . Tv’lerde çok fazla reklam var . Çok fazla mecradan mesaj bombardımanı yapılıyor .Bugün nereye gitsek reklam kullanılıyor. Bir bıkmışlık var. Aynı bıkmışlık ya da doymuşluğu internete girdiğinizde de görebilirsiniz. Neyi seçmek konusunda karar alırken çok fazla zorluk oluyor. Bu çeşitliliği bir trend olarak görebiliriz.
Her şey etki, tepki aslında; çeşitlilik arttığı için şimdi tepkisel trend mutlaka seçicilik olacaktır. Mesaj geliyor ama hangisini okuyorsunuz?, Hangilerini okumuyorsunuz? Hangi siteleri ya da hangi arama motorlarını kullanıyorsunuz? Eskiden kolaylıkla sitelere girerdik. Şimdi ise örneğin favori bir grup bir arama motorunuz var ve oralardan seçip belirli şeylere giriyor ya da filtreler koyuyoruz. Bazı mesajlar ya da istemedikleriniz size ulaşmasın diye. Eskiden sizin ulaşmak için can atacağınız şeyler şimdi size gelmesin diye bilgisayarınıza filtreler koyuyorsunuz. Dolayısı ile yeni trend mutlak seçicilik olacak.

Ürününüz Türkiye olsa nasıl bir pazarlama stratejisi kurgulardınız?

Bir vaat oluşturup bununla beraber ne vaat edeceğimizi tespit etmemiz mutlak gerekli.

Genel bir cevap verebilirim. Sonuç itibariyle az önce sohbetin başlarında konuşmuştuk. Bir ürünü ya da hizmeti pazarlamak için önce neyle farklılaşacağını ortaya çıkarabilmek gerekir ve bunu da o markanın sağlayabilmesi gerekir.Yani siz çok lezzetli bir süt diyorsanız o sütün çok lezzetli olması gerek!..Konukseveriz diyorsanız gerçekten konuksever davranmak zorundasınız... Bir vaat oluşturup bununla beraber ne vaat edeceğimizi tespit etmemiz mutlak gerekli.

Şimdi Turkcell ile ilgili bir sürü hizmet var ama çok karışık karmaşık derseniz, bu algı varsa biz işimizi tam olarak yapmıyoruz demektir. Dolayısıyla da ben önce Türkiye için bakmamız gerekenleri ortaya çıkartıp; Türkiye nasıl pazara hakim, farklılaştıran yönleri neler ve neyi ön plana çıkarmak istediğimizle birlikte onları yapmak için Türkiye’ de neleri değiştirmem gerektiğine çalışır, gerçekleşenlerle
bir pazarlama stratejisi oluştururdum...

Adında Türk geçen bir marka olarak bu konuya baktığımda ; biz yaptıklarımızla dünyaya örnek olacak şeyler yapıyorsak ve herkes kendi sektöründe kendi işinde, en iyisini yapıp bunu dışarıya pazarlayıp başarılı olabiliyorsa bence herkes aslında kendi üstüne düşeni yapıyor demektir. Ben hiç böyle her şeyi devlet yapsın mantığında bir insan değilimdir. Bu yüzden üzerlerine düşeni şirketler mutlaka yapmalı.. Sorumluluk sahibi, vizyoner, atılımcı, yatırımcı şirketler olarak yurtdışına atılıp , yatırımlarını yapsınlar az önce bahsettiğimiz yaratılması gereken değerleri yaratsınlar isterim. Bunun dışında bence Türkiye’yi bir marka olarak yönetebilmek için devletin doğru bütçeyi koyup aynı bir ürün pazarlaması yapar gibi planlaması gerekli. Bu tarafta da maalesef iş sadece şirketlerle de bitmiyor.

Bu arada herhalde birçok pazarlamacının hayalinde ve içinde keşke fırsatlar olsa da güzel Türkiye’mizi en layık olduğu şekilde tanıtabilmek arzusu vardır .

İletişimcilerin yaradılışlarının, markalara ve kurumlara yansıması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Genel değerlere baktığımızda liderlerin vizyon sahibi olabilmesi çok önemli

Sonuçta şirketin üst yönetiminde olan kişiler lider diye bakılan kişilerdir. Bu profesyoneller şirketlerin kişiliklerini yansıtıyor olabilir. Genel değerlere baktığımızda liderlerin vizyon sahibi olabilmesi çok önemli…Az önce bahsettiğimiz gibi ben sadece bir taneyim diyebilmesi ve işini bir takım oyununa bir bütünselliğe bağlayabilmesi de ayrıca çok önem kazanıyor. Lider belki bir kişi gibi duruyor ama,o ekibi seçen ve yönlendiren kişi lider. Siz iletişimci diye sordunuz ama ben onu biraz lidere çektim. Çünkü her lider teknik bölüm içinde olsa da aynı zamanda bence iletişimci de olmalı. Ayrıca sadece kurumsal iletişim değil pazarlamanın ve satışın başında da bence birer iletişimci olmalı.

Başarılı bir kariyeriniz var bu kariyeri oluştururken iletişim gücünüzün etkisini ve yansımalarını bize aktarır mısınız?
İyi iletişimciysek sosyal hayatımızda da, iş hayatımızda da başarılı oluyoruz.

Sonuç itibariyle belli bir noktada görevinizi zaten iletişimci olarak tanımlıyorsunuz. Benim en çok yapmaya çalıştığım şey arkadaşlarla birlikte doğru hedefi koymak ,doğru insanları doğru noktalara yönlendirmek ve onlarla doğru hedefe koşturabilmek. Bu her yerde böyle. Eşinizle, çocuğunuzla arkadaşlarınızla da böyle. Aslına bakarsanız iyi iletişimciysek sosyal hayatımızda da, iş hayatımızda da başarılı oluyoruz.

İletişimci modeliniz kimdir?

İnsanların farklı görüşlerini yaklaşımlarını anlamaya önem veriyorum.

Genelde rol modelim yoktur ama insanları izleyip herkesten iyi ya da kötü şeyleri alırım ve kendime bir pay çıkartırım. Gözlemlerime göre ; evet bu kişi şunu çok iyi yapıyor, onu ben de çok iyi yapayım ya da ne kadar kötü bir iletişim örneği oldu bunu ben hiç yapmayayım diye çıkarımlarda bulunurum. İnsanların farklı görüşlerini yaklaşımlarını anlamaya önem veriyorum. Sonuç olarak belli bir modelim yok.

Büyük bir takım yönetiyorsunuz.. Bu takımın başarısı büyük ölçüde size de bağlı … Ekibinizi yönetirkenki hassasiyetleriniz neler?

İyi paslaşarak, takım çalışması yaparak, hiçbir zaman tek bir kişi değil de hep birlikte azimle hedeflerimize ulaşacağız.

Öncelikle ‘biz nasıl başarılı olacağız ve bu nasıl hep birlikte olacak’ düşüncesiyle ekibimle yola çıktık. Golü düşünüceğiz ve hep paslaşacağız önemli olan budur.
Bir şeyi hep birlikte yapabilmek ve hep sonuç odaklı olabilmek çok önemli bir eylem. Ne yapıyoruz? Niye yapıyoruz? Fark yaratacak mı? vs. İyi paslaşarak, takım çalışması yaparak, hiçbir zaman tek bir kişi değil de hep birlikte azimle hedeflerimize ulaşacağız. Düşeriz, kalkarız ya da gol yeriz ama önemli olan maçı kazanmak ve bunun için azmimizi kaybetmemektir.

Genç iletişimcilere kariyer önerileriniz ve tavsiyeleriniz neler?

Doğru yerde, doğru insanlarla çalışmaya özen göstermeleri gerekmektedir.

Mümkün olduğu kadar bu işi isteyip istemediklerini ve kişiliklerinin bu işe uyup uymadığını anlasınlar. Çünkü eğer iyi bir iletişimci değillerse bu işi iyi yapamazlar. Diğer bir önemli konu da karşısındakini iyi anlayabilmek ve empati yapabilmek. Karşısındakilerin nasıl düşünüp hareket edeceğine önem vermek, öncelikler nedir anlamak ve kendini buna göre ifade edebilmek çok önemlidir. Baktığımızda bu olguların tamamı kendini tanımakla doğrudan ilişkilidir.

İş dünyasına başlarken mümkün olduğu kadar kariyerlerinin ilk aşamasında işi öğrenebilecekleri doğru yerde, doğru insanlarla çalışmaya özen göstermeleri gerekmektedir. Doğru şirkette, doğru yöneticilerle çalışmaları derken, eğitimine de değer veren bir kişi olmak da önem kazanıyor. Kişisel kariyer eğitiminde doğru desteği alabileceklerine inandıkları ve bu konuyla ilgili sistemleri programları olan şirketlere önem vermeleri bence maaş vs den daha önemlidir.

İlk aşamada doğru eğitimleri almak; yapacakları işin fırsat verici, öğretici bir iş olup olmadığını algılamaları gerekmektedir. Yöneticilerini gözlemlemeleri de oldukça önemlidir. Bence insan yöneticisinden de çok şeyler öğrenebiliyor. Kötüden de, iyiden de öğreniyorsunuz. Sonuç olarak işlerini daha zevkli ve verimli yapmaya da çaba göstersinler.

Lale Saral Develioğlu Kimdir?

Lale Saral Develioğlu lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde tamamladıktan sonra, lisansüstü eğitimini New York’ta Rensselear Polytechnic Institute’ta Yönetim Mühendisliği üzerine yaptı.

Profesyonel iş hayatına 1992’de Unilever’de başlayan Lale Saral Develioğlu, aynı şirkette pazarlama konusunda birçok marka, pozisyon ve ülke gruplarında görev aldı, 1998-2003 yılları arasında Unilever Gıda’da Pazarlama Müdürü olarak çalıştı. Aralık 2003’de Turkcell’e katılan Lale Saral Develioğlu, Haziran 2006’da Turkcell Pazarlamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı görevine atanmadan önce Pazarlama Direktörlüğü görevini yürütmekteydi.
Lale Saral Develioğlu Reklamverenler Derneği ve IAA Uluslararası Reklamcılık Derneği üyesi.


TURKCELL HAKKINDA

• Müşteri sayısı, bir önceki yıla kıyasla yüzde 14 oranında artırarak 31 Aralık 2006 itibarıyla 31,8 milyon kişiye ulaştı. Bir yılda 3.9 milyon yeni net abone oldu. Abone sayısı bazında Türkiye’de lider olmasının yanı sıra Avrupa’nın da 2. büyük GSM operatörü konumunda.

• Türkiye nüfusunun bugün yüzde 97’sini kapsama altına alıyor. Bu konudaki öncülüğü sadece kapsama alanı ile sınırlı değil. Türkiye’nin dört bir yanındaki müşterilerini kesintisiz ve kaliteli bir şekilde konuşturuyor. Bugüne kadar yaptığı lisans bedeli hariç 6,2 milyar dolar yatırımın bir sonucu olarak hem kapsamada hem de kalitede açık ara ile lider. Konuşmanın yanı sıra, müşterilerine mobil data iletişimini ve internet erişimini de en yaygın ve en az 2 kat hızlı sunuyor.

• Türkiye’nin adını dünyaya duyuran birçok uluslararası ödülün de sahibi oldu.
Son olarak Dünya GSM Birliği tarafından bu yıl 12.’si düzenlenen “2007 Global Mobile Awards’’ yarışmasında “Turkcell-im geldi sıkıntı gitti’’ reklamı ile, “En iyi Televizyon ve Radyo Reklam Yayını” ödülüne layık görüldü. 2007 Global Mobile Awards yarışmasında ödül sahiplerini belirleyen jüri; “Turkcell-im geldi sıkıntı gitti’’ reklamı “zekice, akılda kalıcı ve müthiş başarılı bir kampanya” olarak nitelendirdi

• Turkcell, “Müşteriy(l)e Yolculuk” adı altında yürüttüğü CRM programı ile dünyanın en prestijli CRM ödüllerinden birinin dağıtıldığı “Gartner EMEA CRM Excellence Awards” yarışmasında finale kalmayı başaran “ilk” ve “tek” Türk şirketi oldu. 7 Mart’ta da ödülü kazanan tek Türk şirketi ünvanına ulaştı.

30061 kez okunmuş

Yorumlar

DEMET ARTUÇ   5 Nisan 2007, Perşembe

Son derece kapsamlı, iletişimin gücüne ve strateji geliştirmenin önemine değinen bir röportaj olmuş.
Rekabet konusuna, sadece maratona atıfta bulunarak cevap verilerek değinilmiş. Bu tarz bir röportaj aynı seviyedeki bir yönetici tarafından AVEA ve VODAFONE için de yapılabilirse, süper bir kıyaslama imkanı olur. Hem rekabetsel yaklaşım, hem de şirketin iletişim bazında temsili açılarından.

Mobil iletişimin tarihçesini özetlemesi ve ilgili piyasa liderinin Gen. Md. Yrd´si tarafından direkt cevaplar verilmesi açısından son derece tatminkar.

Teşekkürler !

safiye yıldız   9 Nisan 2007, Pazartesi

tcell hedef kitlesine en basarılı ulaşan ve dinamiğini her zaman canlı tutan pazarlama sektörünün nadir şirketlerinden biri.röportajın içeriği ve kapsamı dünden bugüne ve yarına uzanan dilimleri içermesi nedeniyle beni cok etkiledi.rekabetin hızlı olduğu ve olacağı bu alanda diğer şirketlerin projelerini merak etmemek elde değil..onalrıda bekliyoruz.saygılar.

belgin usanmaz   19 Nisan 2007, Perşembe

Turkcell´in Türkiye´deki yapılanmasına yönelik Marka Stratejileri ve Hedef kitle tespiti ve uygulamaları, hayata dokunma ve hayatı her kanattan paylaşacak iletilşim araçlarını, teknolojiyi kullanma başarısını Marka 2005´de sözlü olarak Lale hnm´dan dinlemiş ve çok şey öğrenmiştik. Bu roportaj 1 yıl aradan sonra gelinen noktada bilgilerimizi tamamladı ve yenilerini zihnimize ekledi. Bu imkanı sağlayanlar ve kendisine bu kanaldan teşekkür etmek istiyorum. Yolunuz açık olsun. Türkiye Turcell ile gurur duyuyor ve sanırım daha uzun yıllarda duymaya devam edecek.

Bilal   21 Nisan 2007, Cumartesi

Turkcell Türkiye´nin gururu olarak yükseliyor hatta bunu çok seviyorum.Ama neden Vodafone gibi görüşmeleri ucuz yapıpda abone sayısını artırmıyor bunu anlamıyorum.Ben Vodafone kullanıyorum ve param İngiltereye gidiyor neden türkiye´yi temsil eden türkcell´e gitmesin işte bunun tek açıklaması var iletişimdeki ücret yüksekliği. O yüzden Türkcell kullananlar genelde zengin kesimi oluyor. Çünkü çok kontür gidiyor görüşme yaparken. Sınırsız ücreti düşük kampanya istiyoruz.Paramız Türkiye´ye gitsin.

saygılarımla ÜNİVERSİTELİ GENÇ

Kemal BALIKUV   29 Nisan 2007, Pazar

Turkcell bizi her yerde en iyi şekilde temsil ediyor.Ancak son yıllarda diğer operatörlerin yaptığı ataklar onları biraz ileriye götürdü.Özellikle öğrenciye yönelik yapılan çalışmalar Turkcell in abone saysında düşüşe sebep oldu.Ve sonunda Turkcell kampuscelle bu konuya çözüm getirdi.Bir turkcell kullanıcısı olarak yapılan çalışmaların daha ileriye gitmesini temenni ediyorum.

Faydalı bir röportaj.Teşekkürler...

merve can   13 Temmuz 2007, Cuma

gerçekten de türkcell türkiyenin bir bakıma gururu diyebilirim. Ben vodafone kullanıyorum ancak türkcell´i kullanmamamın tek sebebi olarak da türkcell´in pahalılığını gösteriyorum. Haklı olaraktan tanıtımını çok iyi yapıyor ve birçok güzellikleri de hak ediyor ama maalesef çok pahalı... Taktir edersiniz ki bu mazeret hiç de yabana atılır türden değil, hele biz öğrenciler için. Saygılarımla...
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.