reklam

Sağ Olasın İzocam'dan, Teşekkürler Ozi'ye...

Platform Söyleşileri - 21 Haziran 2010, Pazartesi
 
“Üst kattakiler donmuyor,
Alt kattakiler pişmiyor,
Benim de koşuşmaktan tabanlarım şişmiyor,
Sağ olasın İzocam”
İlk gençliğini 70’li yıllarda yaşamış, sobalı evlerde büyümüş olanlar dün gibi hatırlar, çizgi film tadındaki bu meşhur reklamı…
Bu günlerde ise “Siyah Giyen Adamlar”la görenlerde merak uyandırıyorlar…
 Şahnur Karaağaç-Fatih Öktem
Bizim de merakımızı celp eden İzocam Adamlar vesile oldu; Türkiye Yalıtım Sektörü'nün öncü firması İzocam’ın Pazarlamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Fatih Öktem’le Teşvikiye'de keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik. O meşhur reklamla geçmişi yâd edip bugünü ve yalıtımın önemini konuştuk… 

Şahnur Karaağaç
Halklailiskiler.com.tr
 

Neredeyse kült denebilecek o ünlü reklam filminiz bir döneme damgasını vurmuştu. İzocam’ı uzun yıllar TV reklamlarında göremeyişimizi neye bağlıyorsunuz?
 Sağolasın İzocam
İzocam, 1967’de kurulmuş ve yalıtım sektörüne öncelikle ana ürünler üreterek hizmet veren, 45 yıldır marka imajını sürekli yükseltmeye çalışan bir kurum. 70’li yıllarda televizyonun siyah beyaz olduğu dönemde, “Sağ olasın İzocam” sloganıyla biten meşhur kapıcı reklamının çizgisi çok yukarda. Hem tek kanallı bir dönemde olması hem de animasyon konseptiyle hazırlanmış olmasının da bunda etkisi büyük. Uzun yıllar o çizgiyi aşacak bir çalışma olmadı. 80’li yılların sonlarında aynı reklam filmini bozmadan bir kez daha ancak renkli olarak yayınladık. O haliyle de çok ilgi gördü ama ilk yayınlandığında yarattığı etkiyi aşmak kolay değildi.
 
Televizyonda reklam filmi yayınlamasanız da tanıtım faaliyetleriniz farklı mecralarda devam etmiştir sanırım. Bu kapsamda ne tür çalışmalar yaptınız?
Tabii, biz çok çeşitli kanallarda faaliyet gösteriyoruz, eğitimler, fuarlar, basılı medya, görsel medya ama sizin de belirttiğiniz gibi geçtiğimiz yıllara kadar öyle çok ses getirecek, ilgi uyandıracak çalışmalara pek girmemiştik.
 
Çizgi üstü reklama ihtiyaç hissedilmemiş olabilir mi?
Marka gücünün çok yüksek olduğu bir gerçek… Dolayısıyla ihtiyaç hissetmemek derken belki hakikaten o kadar güçlü bir kampanyaya ihtiyaç duyulmamış olabilir. Ancak daha alt segmentlerde tanıtım çalışmaları, fuarlar, sektörel teknik dergiler, vb şeklinde hep devam etti.
 
Örneğin İzocam eğitime büyük önem veren bir firmadır; yaklaşık 12 bin kişinin eğitim aldığı İzocam Yalıtım Eğitim Merkezi (İYEM) 1998’den beri faaliyet gösteriyor. Biraz da lider olmanın getirdiği bir sorumlulukla, yalıtım sektöründe öğreti tarafında, eğitim tarafında çok rol aldık.
 
İYEM ile ilgili biraz daha bilgi verir misiniz?  Kimler yararlanabiliyor?
Bu eğitim merkezi tamamen, İzocam dışından teknik kişilerden kurulu. Profesörler, üniversitelerde eğitim veren; sektörün duayen sayılabilecek oyuncuları artık eğitim kadrosunda rol alıyor. Eğitimcilerin arasında hiçbir İzocam elemanı bulunmuyor. Ders programı tamamen literatürün öngördüğü şekilde hazırlanıyor. En ufak bir reklam kokan tarafı bulunmuyor. Katılımcılar, eğitimin hedef kitlesi; mühendisler, teknik kişiler. İYEM’in kapıları sektörde yalıtım konusuna ilgi duyan tüm oyunculara açık. 3’er 4’er günlük ve yalıtımın tüm temel alanlarını kapsayan eğitim programları var. Bu resmen internet üzerinden ve diğer başvuru yöntemleriyle bir okul gibi yaklaşık 6 ay açık veya 8 aylık bir dönemdir; bir okul gibi faaliyetlerini sürdürüyor.
 
Hem bilinçlendirmeye yönelik, hem de işgücünde kaliteyi arttırmaya yönelik diyebilir miyiz?
Tabii ki mesela rakiplerimiz bile işe yeni bir eleman aldığında önce İYEM’e gönderiyorlar. Yalıtımın tüm doğrularını görüyor, teknik anlamda gerçek bilgilerle donatılıyor ve ondan sonra kendi şirketlerinde işe başlıyorlar.
 
Son yıllarda küresel ısınma konusunun öneminin farkına varılmaya başlandı... Enerji tüketiminin azaltılmasında yalıtım önemli bir yer tutuyor. Sizce halk bu konuda yeterince bilinçli mi?
Hayır, yeterince bilinçli değil.
 
Bunda ekonomik şartların etkisi olabilir mi?
Evet, kişi başı gelirle alakalı bunun yanı sıra devletin bu konuya gösterdiği ilgi ve oluşturduğu politikalarla da çok alakalı. Dünyada bizden ileri ülkelere baktığınızda bu konunun gelişimi tamamen devletin getirdiği standartları katı biçimde uygulamasıyla oluşmuş.
 
Türkiye enerji için dışarıya yılda 50 milyar dolar civarında para ödüyor. Bunun yaklaşık %30-35’ini konutlar oluşturuyor. Kalanını sanayi ve taşıtlar için ayırırsak… Konutlarda tüketilen 15-20 milyarlık enerjiyi, doğru bir yalıtımla yarı yarıya azaltmak mümkün. Bir an olayı egzajere ederek bütün binaların yalıtımlı olduğunu varsayalım, ülke olarak 8-10 milyar dolar tasarruf etmek mümkün. Şu anda böyle bir potansiyeli göz göre göre harcıyoruz. Son yıllarda bir takım gelişmeler var; mevcut binalardaki yalıtımsızlığı tekrar ele alan bazı standartlar, bunları 10-15 yıl içinde tümünü yalıtımlı hale getirmeyi vaaz eden “bina enerji performans yönetmeliği” yayınlandı. Bunun bize, sektöre ve dolayısıyla ülke ekonomisine çok büyük katkısı olacağına inanıyorum. Şu anda kişi başı yalıtım kullanımında ülke olarak Avrupa’dan yaklaşık 7-8 kat, Amerika’dan 15 kat civarında daha gerideyiz. Halbuki Türkiye’ye benzeyen iklim kuşağına baktığınızda Türkiye’den 7-8 kat yukarda yalıtım tüketimi var. Yalıtım, halkın seçimine bırakıldığında biraz opsiyonelmiş gibi görülüyor. Oysa binalarda beton, çimento, demir, ahşap gibi vazgeçilmez bir malzeme olması gerekir. Bu yavaş yavaş ve biraz da dediğiniz gibi, ekonominin, kişi başı gelirin de artmasıyla oluşacak.
 
Yalıtım yapmak pahalı mı?
Yeni yapılacak bir binada yalıtım uyguladığınızı düşünürseniz, yalıtımlı bir bina ile yalıtımsız bir bina arasında %3–4 maliyet farkı vardır. Yani yalıtımlı bir bina yapmanın maliyeti; 100 bin liralık bir binada 3–4 bin lirayı geçmiyor.
 
Peki, insanlar yalıtımın ürkütücü bir maliyeti olmadığının farkında mı? Bilinçlendirmeye yönelik ne gibi çalışmalarınız var?
Farkındalık biraz da eğitim seviyesiyle ilgili… Yaşanan ilin sosyal durumuyla ilgili… Ancak son yıllarda Anadolu’da yalıtımda büyük bir patlama, büyük bir hareket olduğunu gözlemliyoruz.  İzocam’ın nerdeyse her bölgede ofisleri var, Erzurum’a, Diyarbakır’a kadar… Oralardan çok sıkı takip ediyoruz. Kampanyalarımızı son dönemde internet üzerinde yoğunlaştırmaya başladık. Mesela geçen yıl “unutulmaz doğalgaz faturaları” adlı bir kampanya yaptık. Olaya biraz farklı bir açıdan yaklaşmak istedik. En yüksek doğalgaz faturasını ödeyen bir kişiyi ödüllendirdik.  Vermek istediğimiz mesaj “Yalıtımsız bir evde yaşarsanız ısınmaya bu kadar yüksek fatura ödersiniz” şeklindeydi. En yüksek doğalgaz faturasını ödeyen vatandaşımız,  o tarihte 100–110 metrekare bir ev için aylık 1000 liraya yakın bir fatura ödemişti. Tabii evin konumu kötüydü ve hiç yalıtım yoktu… Isınabilmek için doğalgazı sürekli yakıyordu
 
Yalıtım sadece soğuğa karşı bir gereklilik midir?
Yalıtımın tek başına soğuğa karşı olduğu düşünülmemeli. Gürültüye karşı, yangına karşı… Soğutma konusunda yazın, özellikle Antalya gibi sıcak bölgelerde, gün boyunca sürekli klima çalıştırılır ama siz hâlâ ferahladığınızı, serinlediğinizi hissetmezsiniz. Soğutmaya harcanan enerji sıcağa göre 3 kat, 4 kat daha pahalıdır ancak insanlarımız bunun farkına varamıyorlar. Tabii bir sonraki ay ölçebileceğiniz bir değere dönüşüyor yalıtım ve yalıtımsızlık arasındaki fark. Kışın normal bir evde 250–300 lira doğalgaz faturası gelirken, evin 15–20 gün içinde yalıtılmasıyla bir sonraki ay bu bedelin, 120 – 130 liraya düştüğü rahatlıkla görülebiliyor.
 
 
“Sağolasın İzocam” reklamı sokaktaki insanı kolayca yakalayabilen bir dile sahipti. Yakınlarda izlediğimiz reklam filminde de anne karnındaki bebeğin doğal bir yalıtıma sahip olduğu vurgulanıyor. Bu da çok ilginç bir konseptti. Peki, yakın dönemde benzeri çalışmalar ya da ilginç tanıtım faaliyetleri var mı?
O reklamla “kapıcı reklamı” devrini kapatmayı hedefledik, farklı bir yöne çevirdik. Dediğiniz gibi yeni film, anne karnındaki bebeğin doğal haliyle yalıtımını, yalıtımla özdeşleştiren güzel bir çalışma oldu ve çok beğenildi.  Şu anda biraz daha farklı mecraları, sektördeki rakiplerimizin hiç uygulamadığı alanları hedefliyoruz. İnterneti kullanmak gibi, saha aktiviteleri ve gerilla marketing gibi… Zihni Sinir Proce Atölyesi
Örneğin 2009 yılındaZihni Sinir Proce Atölyesi ile birlikte halkın anlayacağı örnek ve maketlerle bilinçlendirme kampanyası gerçekleştirdik. “Yalıtım ve enerji tasarrufu” temalı esprili maketler Zihni Sinir Proce Atölyesi tarafından İzocam için hazırlandı. Maketlerin tamamının üretiminde yalıtım malzemeleri kullanıldı ve çeşitli alışveriş merkezlerinde sergilendi.
Yangına karşı önlem için “Ateş söndürücü kibrit” örneğinde kibritin ortasına yerleştirilen camyünüyle ateşin ilerlememesi ve kibritin kendinden sönmesi örnekleniyordu.  Bir başka örnek “Yalıtımlı duvarlarda dinleme deliği” maketi ile ise karşı komşunun dairesini dinlemek isteyen bir ev sahibi örnek alınarak yalıtım ile bu sesleri duymanın mümkün olmadığı örnekleniyordu.
 
İzocam’ın sosyal sorumluluk kapsamında yürüttüğü projeleri var mı?
 
Sosyal sorumluluk kapsamında ilköğretim okullarında yürüttüğümüz bir projemiz var.
 OZİ
Yarattığımız “Ozi” karakteriyle miniklere enerji tasarrufunu öğretmeyi hedeflediğimiz bir proje bu.Ozi şu anda 8–10 yaş grubu çocuklara yalıtımın ve enerji tasarrufunun önemini anlatıyor ve çevre bilincini aşılamaya çalışıyor. Yalıtımla doğayı korumaya, çevreyi kirletmemeye çok büyük katkılarda bulunacaklarını öğreniyorlar.
 
"Yalıtımın Önemi ve Enerji Tasarrufu" konulu projenin ilk etabında eğitimler, Kadıköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı 34 okul hedeflenerek gerçekleştirildi. Geçen 2 ay içinde Kadıköy bölgesinde yaptığımız çalışma sonucu yaklaşık 10 bin çocuğa ulaştık. Okulları ziyaret ediyoruz. İzocam’ın hazırladığı minik hediye setleri veriyoruz. Hazırladığımız bir çizgi filmimiz var; çocuklar onu izliyorlar. Çocuk tiyatrolarında görevli bir tiyatrocu tarafından çocuklara Ozi’nin marifetleri anlatılıyor. Çocukların bilinçlenmesi demek ailelerin de bilinçlenmesi demek. Enerji tasarrufu ve yalıtımın önemini anlattığımız projemiz daha da büyüyerek devam edecek. Bu gibi değişik kanallarda kendimizi, yalıtımı, İzocam ürünlerinin onlara ve dolayısıyla ülke ekonomisine sağlayacağı faydaları anlatmaya çalışıyoruz.
 
Siyah Giyen Adamlar’dan biraz söz eder misiniz?İzocam Adamlar Bebek

Ajansımızın da önerileriyle farklı fikirler uyguluyoruz. İzocam olarak yeni mecralar denemeye en azından korkmamaya, cesaret göstermeye yenilikçi yüzümüzü ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Ajansımızla toplantılarda pek çok fikir çıktı ama bu etkinlik fikri bizi çok heyecanlandırdı. Böyle bir sokak aktivitesinde karar kıldık. Kurumsal renklerimizden hareketle simsiyah giyimli bir ekip hazırladık; İzocam Adamlar… Onlar caddelerde dolaşırken İzocam promotör kızlarının dağıttıkları hediyelerle de bu sıcak günlerde biraz serinlik vermeye çalıyoruz. Bu aktivitede insanlarda merak uyandırmayı ve minik hediyelerle de onları markamızla bütünleşmeyi amaçladık.
 
Ürünleriniz aslında bir anlamda teknik bilgi isteyen bir ürünler yani nihai tüketicinin kendisinin karar verip satın alabileceği ürünler değil.
Bu anlamda tüketiciyi bilgilendirmek ve yönlendirmek için ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Teknik kişilere hitaben çalışmalar yapıyoruz; çünkü yalıtımı daha kalın kullandırmaya yönelik bir çabamız var. Bunu nihai tüketicinin de anlayıp; usta ya da mühendisin, mimarın tavsiye ettiğiyle yetinmeyip “Ben orada duydum; daha kalın yaparsak daha fazla ekonomi sağlarız”ı dedirtmeye çalışıyoruz. Çünkü insanlarda özellikle yüklenici kesimde “Tamam, yalıtım yapalım. En ucuz nasıl halledebiliriz?” şeklinde bir düşünce var maalesef. Oysa diğer malzemeleri aynı kullanıp sadece yalıtım plakası daha kalınlaştırmak suretiyle bile ekonomiye daha çok katkı sağlanır.
 Pasif Ev
Son dönemde dünyada “pasif evler” dediğimiz yeni bir konsept gelişiyor. Avrupa’da başladı, biz de Nisan ayında uluslar arası katılımla büyük bir kongre yaptık. Mimar ve mühendislerden kurulu yaklaşık 500 kişinin bulunduğu bir kongreydi.  
 
“Pasif ev” mantığı şu şekilde: Ev, dışarıdan hiçbir enerjiye ihtiyacı olmadan kendi kendine ısınıyor, kendine yetiyor Soğutmaya da gerek kalmıyor ısıtmaya da, çünkü çok kalın yalıtım kullanılarak, bedava olan enerjiden faydalanarak ev, pasif ev haline dönüşüyor. Bu konsept Danimarka, Fransa, Almanya gibi gelir düzeyi çok yüksek ülkelerde hızla yayılırken, biz daha geriden seyrediyoruz. İşte bu sebeple projeye öncülük etmeye çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde İstanbul’da ve Diğer illerde örnek pasif evler yaparak, bu fikrin tanıtılmasını sağlayacağız. 
 
Sizce İzocam’ın toplumda nasıl bir imajı var? 
2006 yılına kadar Koç Grubu şirketi olmasının da etkisiyle İzocam, kurum kültürü çok gelişmiş bir marka. 4 yıl kadar önce Fransız ve Kuveytli iki firmanın joint venture olarak kurduğu bir şirkete satıldı. Dediğim gibi, İzocam kültürü, Koç Grubu kültürü birlikte gelişti. İzocam için en önemli nokta, kaliteden ödün vermemek. Hem ürün, hem hizmet kalitesinden...
 
Onun dışında mali ve sosyal kurallar, etik kuralların tamamına uyan bir yapısı olması, verdiği sözlerin bedeli ne olursa olsun arkasında durması nedeniyle güvenilir bir imajı var. İzocam doğrudan satış yapmayıp ürünü nihai bayileri üzerinden tüketiciye ulaştırır. Bayilerimizle çalışma ömrümüz ortalama 25 yıldır. Öyle ki artık, ikinci hatta üçüncü jenerasyona geçen bayilerimiz var. İzocam’la birlikte bu bayiler de aynı kurum kültürüyle gelişiyor.
 
Bugün övünerek söyleyebilirim ki, yalıtım pazarında %100 güven duyulan “İzocam ne dediyse kesinlikle yapar” denilen bir yere sahibiz. Elbette bunda tüm çalışanların emeği ve payı var.
 
İtibar yönetimi dendiğinde genellikle hedef kitlenin gözündeki itibar anlaşılır. Oysa markanın kurum içindeki itibarı da bir o kadar önemlidir. İzocam’ın kurum içi iletişimine yönelik ne anlatabilir siniz?
İzocam çok büyük ciroları yöneten, çok büyük bir şirket değildir. Küçük ve uzun yıllardır birlikte çalışan bir ekibe sahibiz. İzocam’da çokça insan sirkülâsyonu olmaz. Kurum içi eğitim hedefleri her yıl titizlikle takip ediliyor.
Mesleki eğitimlerin dışında, kurum kültürünü yaymaya, İzocam’ın doğrularını anlatmaya yönelik eğitimler gerçekleştiriliyor. Her bölüm yaptığı işler açısından birbirini de müşteri olarak algılar. Şirket içinde diğer bölümleri kendilerinin birer müşterisi olarak kabul eder. İzocam’ın çok erken dönemlerde başlayan bir standartlaşma çalışması var. Uluslararası ISO standartlarını, CE belgesini, işçi sağlığı, iş güvenliği gibi standartları sektöründe ilk elde eden firmadır. Müşterinin mutlaka haklı olduğu ve müşteri memnuniyeti için elimizden gelenin yapılması gerektiği şeklinde bir prensibe sahibiz. Başarılı olmamızın bunun doğal bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
 
İzocam’ın bir Koç Grubu şirketiyken, yabancı bir firmaya satılması hedef kitlenizde olumsuz bir algı yarattı mı?
Hayır, aslında hiç fark yaratmadı. Çok fark edilmedi çünkü. Ne üst yönetim kadrosunda, ne orta kademede ne de diğer çalışanlarda işten çıkarma, ayrılma veya bir görev değişikliği oluşmadı. Sadece Yönetim Kurulu değişti; onu da zaten ilişkide olduğumuz üçüncü kişiler sadece yazılı kayıtlarda takip edebiliyorlar. Onun dışında tüm karar alma mekanizmaları, politikaları, şirketin üretim, satış, yatırım politikaları aynen eskisi gibi devam ediyor. O sebepledir ki hiçbir fark yaşanmadı.
 
Genelde bazı markalar “ürün markası” bazı markalar ise “kurum markası” şeklinde bilinir. Yine Koç Grubu’ndan örnek verirsek Arçelik ve Beko “Koç Grubu Markası” olarak bilinir ve böyle de vurgulanır. Oysa ki İzocam’ın bir Koç Grubu markası olduğunu çok az kişi bilir çünkü hiç vurgulanmamıştır. Bu, özellikle tercih ettiğiniz, belirlediğiniz bir strateji miydi?
Geçmişte de Koç Grubu’nun, pek çok alanda yatırım yapmasına rağmen öne çıkmayan bir yapısı vardı. İzocam jenerik bir marka haline geldi. Bugün rakiplerimizin sattığı camyünü de, İzocam ismiyle alınıp satılıyor: “Bana ordan 10 rulo İzocam ver, bir kamyon İzocam ver.” şeklinde…
Hâlbuki İzocam özel isim, bizim tescilli markamız, o ürününse uluslararası literatürdeki ismi “camyünü” ama “İzocam” olarak yerleşmiş. Dolayısıyla bence İzocam,  ürün markası olarak çok öne çıkmış. Bunu takip eden bir dönem de ayrı bir kurum gibi, ayrı bir şirket gibi algı yaratmış durumda. Dediğiniz gibi pek çok kişi Koç şirketi olduğumuzu ancak Koç logosunu gördüklerinde bilebilirdi. O da belki İzocam’ın yıllardır kendi kurum kültürüne, kendi markasına yaptığı doğru yatırımların sonucudur.
 
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Teşekkür ediyorum. Bugünkü söyleşimize vesile olan çalışmanın ve tüm faaliyetlerin mutlaka yalıtım sektörüne ve Türkiye ekonomisine faydalı olacağını düşünüyorum.
 
Ben teşekkür ederim, çok keyifli bir sohbet oldu.

17661 kez okunmuş

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.