OYUNUN YENİ ADI: `STRATEJİK MUĞLAK İLETİŞİM`

Köşe Yazısı - 17 Aralık 2007, Pazartesi
Aklıma Düşenler: Ali Cem İlhan
Şu aralar, Türkiye ve olası sınır ötesi müdahalesi ile ilgili gazeteleri okuyan, TV’lerde yayınlanan resmi açıklamaları izleyen ve bunları kendince anlamlandırmaya çalışanların başı dönüyor olmalı. Kime inanmalı, neye inanmalı?

PKK’lıları teslim edebiliriz diyen Talabani, aynı gün içerisinde “bir tek Kürt kedisini bile teslim etmeyiz” diyor. Başbakan Erdoğan ABD Dışişleri Bakanı Rice ile yaptığı görüşmeye istinaden, “Hassasiyetle üzerinde durduklarını ve bu konudaki haklılığımızı vurgulamanın ötesinde `birkaç gün müsaade edin` demek suretiyle bu süreci ne denli ciddiye aldıklarını ifade ettiler” derken, ABD Başkanı, Kuzey Irak’a sınır ötesi operasyon düzenlemenin Türkiye’nin çıkarına olmadığını söylüyor. Keza Başbakan yardımcısı Çiçek, "Silahlı mücadele öncelikli" derken, neden Dışişleri Bakanı Babacan "Önceliğimiz diyalog ve diplomasi" diyor ki?

İşte bunun adı: Stratejik Muğlak İletişim (Strategic Ambiguity Communication).
İletişim disiplinindeki bütün kavramsallaştırmalarda olduğu gibi bunun da patent hakkı Amerikalılara ait. Tabii bana kalsa kavramsallaştırma yanı neyse de aslında, “Amerika’yı yeniden keşfediyorlar” sadece… Bize sorsalar söylerdik; bu Boğaziçi’nden Çin Denizi’ne kadar tüm Asyalıların gayet iyi bildiği bir iletişim stratejisidir. Bu stratejide ne söylendiğinden daha önemlisi hangi amaca hizmet ettiği önemlidir.

Amerikalılar “Stratejik Muğlak İletişim” modelini, ilk olarak iş dünyası ihtiyaçları için 80’li yılların ortasında keşfediyorlar. Bakıyorlar ki, bir yandan şirket organizasyonları yataylaşıyor, iletişim teknolojileri hızla gelişiyor, öte taraftan çok farklı kültürden insanlarla çalışmak zorunda kalmalarına yol açan küreselleşme bastırıyor, eski usul yukarıdan aşağıya, ikna temelli asimetrik iletişim modeli işe yaramıyor. Bunun yerine “mesaj kontrolü” mantığını baştan reddeden bu yeni iletişim stratejisini uygulamaya koyuluyorlar.

Ahlaki açıdan birçok eleştiri alsa da, bu yaklaşımın hâlihazırda en yaygın olarak kullanıldığı iki alandan birisi içi iletişim diğeri de kriz iletişimi. Ama asıl sıçrama yaptığı alan ise kamu diplomasisi alanıdır.

ABD, özellikle Irak’ın işgalinin ardından, bırakın Müslüman toplumları, Batı toplumlarında dahi artan bir olumsuz algılamaya ile yüz yüze kalınca, klasik kamu diplomasisi yöntemlerini bir kenara bırakıp Stratejik Muğlak İletişim alanına adım attı. Burada amaç eskiden olduğu gibi, özgürlük, demokrasi gibi “paylaşılan kavramlar” yaratmak değil “organize eylemlere” ulaşmak.
ABD’li iletişimciler bunun da 5 prensibi olduğunu tespit ettiler:

1- Küresel satış elemanı gibi davranma; başkalarını stratejik birliktelikler konusunda teşvik et.
2- Aynı kanallar üzerinde aynı mesajları tekrar edip durma. Fazla tekrarın güvenilirliğini azaltacağını bil. Bırak başkaları da konuşsun.
3- Tam anlamı ile tanımadığın kültürlerde mesajını kontrol etmeye çalışma.
4- Mesajın açıklığı ve içeriğinin anlaşılması, kullandığın kelimelerin manasından ziyade, ilişkilerinin gücüne bağlıdır.
5- Verdiğin mesajlardan herkesin aynı anlamları çıkartmayacağını baştan kabul et, asıl olarak bu mesajın dayandığı prensipler ve vizyonda birleşmeye bak.

Peki, bu çerçeveden bakılınca, şu an yaşanan gelişmelerde kim önde gözüküyor derseniz? Bence Stratejik Muğlak İletişim’de Türkiye bir adım önde. Kendi içinde – her zaman olduğu gibi- kavgaya düşmezse, müdahale sonrasında da önde olacak.

Konu ile ilgili daha ayrınıtılı bilgi isteyenler için: www.comops.org

4097 kez okunmuş Ali Cem İlhan

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.