reklam

Nermin Bezmen'le Hayal, Hayat, İletişim...

Platform Söyleşileri - 8 Ocak 2014, Çarşamba

Platform Söyleşileri'nde 2014yılının ilk konuğu; Kurt Seyt & Shura gibi tarihi roamanlarıyla tanıdığımız, şiirden resme, Türk süsleme sanatlarından yazarlığa tüm hobilerini işe dönüştürmeyi başarmış ender insanlardan Nermin Bezmen oldu.
Halklailiskiler.com.TR okuyucuları için Gezi'den iletişime kadar sorularımızı içtenlikle yanıtlayan Bezmen, yeni yıl için de bakın hangi dileklerde bulundu...


Halklailiskiler.com.tr




"Kütüphanemizde çocuklarıma bırakacağım bir bilgi diye başladım ama bir destana dönüştü"

​Yazmaya nasıl başladınız?
 
Yazmak, yazmayı öğrendiğim günden itibaren benim hayatımın parçasıydı. Ama profesyonel anlamda beni okurla buluşturacak olan ilk nehir romanlarım ‘Kurt Seyt & Shura’, ‘Kurt Seyt & Murka’ ve ‘Mengene Göçmenleri’ üçlemesi, tamamen, aile geçmişim ile geleceğim arasında son köprü sorumluluğumu yerine getirmek amacıyla başladığım çalışmalardı. Kütüphanemizde çocuklarıma bırakacağım bir bilgi diye başladım ama bir destana dönüştü.
 
İlk kitap ilk heyecan… İlk kitabınız çıktığında neler hissettiniz?
 
Her kitabım kendi yaşattığı serüvene göre farklı bir duyguyla heyecan verir bana. Ama ‘Kurt Seyt & Shura’yı çok özel yapan farklı detaylar var. Biri; beni ilk kez bir yazar kimliğiyle okura tanıştırması ve ‘best seller’ olup yazım dünyasında kalıcı yapması. Ayrıca, ardından gelecek diğer iki romanımda da takip edeceği şekilde; çok kanımdan, canımdan, genlerime işlemiş insanlardan oluşan bir öykü silsilesi.
Kahramanlarımı anlamaya çalışmak üzere yazarken fark etmeden kendimde olan ve o güne dek fark edemediğim veya fark edip de anlam veremediğim taraflarımı bana göstermesi açısından, karakterimin genetik özellikleriyle bir şekilde sohbet ettiğim romanlar bunlar.

"Her romanım benim için bir üniversitedir"
 
Yazım sürecinizi biraz anlatır mısınız? Küçük bir fikir olarak doğup sonra mı detaylanıyor yoksa hikaye tümüyle beliriyor mu kafanızda?
 
Nermin Bezmen Halklailiskiler.com.TRBaşkaları için çok küçük olabilecek detaylar, benim için daha baktığım, duyduğum, dokunduğum an bir koca hikâye oluşturduğunda, yazılacak romanımın tamamı bana kendini gösterir. Bu daha ilk bakışta, sonsuza kadar beraber olacağıma inanç duyduğum bir sevgiliye duyulan duygu gibidir. Sevdiğim andan itibaren de bağlanır, ona ve kendime inanır, araştırır, çalışır ve yazarım. Bu bir karakter, bir yaşanmışlık, bir mekân olabilir, fark etmez. Önemli olan yüreğime seslenmesi, “Gel! Beni yaz!” demesi.
Araştırma sürecim çok uzun ve sancılı bir süreç. Biraz mazoşistçe içine daldığım bir tuzak, bir labirentler zinciri çalışma sürecim. Bu kaotik süreçte nerede durup, öğrendiklerimin ne kadarını süzüp, ne kadarını süsleyeceğimi çok iyi dengelemeyi bilmek nisbeten rahatlatıyor.

Aynen âşık olduğumda yaşadığım gibi, romanımın öyküsü ve kahramanlarıyla da zihnen, ruhen, yürekten bağlanmam lâzım. Şayet bunları hissedemiyorsam zaten, onu/onları yazmayı seçmem.
Kahramanlarımın ve figüranlarının, rolleri, cinsiyetleri, kültürleri, kökenleri, yaşları, karakterleri ne olursa olsun, hepsinin psikolojik tahlilini hazırlarım. Ruh halleri bütün romandaki yolculuklarını belirleyecektir zira. Karakterlerime rollerini giydirdikten sonra her birinin ruh halini bedenimde misafir ettiğimi düşünerek onların ağzından konuşabilmenin, onların zihninde düşünce olabilmenin yolunu hazırlarım.

Bu arada, anlattığım devrin tarihsel, sosyal, siyasal, kültürel, coğrafi özelliklerini anlatan, bulabildiğim ne varsa bulur okurum. Sadece okumam, tez hazırlar gibi çalışırım. Her romanım benim için bir üniversitedir.
Bütün bu ön çalışmadan sonra en keyifli kısım; yazma süreci gelir. Avuçlarım kaşınarak, uykularım kaçarak yazarım. Kulağımda anlattığım zamanın müziği, mümkünse elimin altında o zamanlardan veya karakterlerden objeler, fotoğraflar, dokunarak, onlarla konuşarak ve kısa zamanda kahramanlarımın da canlandığı ve kulağıma hikâyelerini fısıldadıkları duygusuyla yazarım.

"Kıvanç Tatlıtuğ ve Farah Zeynep Abdullah baş karakterler için mükemmel bir ikili"
 
Kitabınız ‘Kurt Seyt & Shura’ yakın zamanda izleyicilerle buluşacak. Karakterlerin ete kemiğe bürünecek olması sizde endişe yaratıyor mu? 
 
Kurt Seyt & Shura‘Kurt Seyt & Shura’ için çıktığı yıldan beri muhtelif defalar sinema fimi ve dizi olması konusunda teklifler geldi durdu. Hiçbirine içim ısınmadı. Karakterlerim, hikâyem, romanda verdiğim duygu halleri, kullandığım kelimeler, diyaloglar, hepsinin bende çok özel bir yeri ve benim için çok özel bir anlamı var. Bir senaristin, bir yönetmenin ve yapımcının gözünden, ardından oyuncunun kendi yorumlamasından hep çekindim. Özellikle bu uygulamalarla dedemi kaybedebileceğim hissine kapıldım.
Şimdi ise tamam zamanda ve tamam ekiple yola çıktık. En güzel tarafı, daha en baştan yapım şirketi Ay Yapım’ın patronları Ekrem ve Kerem Çatay, senaristimiz Ece Yörenç, yönetmenimiz Hilâl Saran ve işin mutfağında yer alacak tüm prodüksiyon ekibi romanları çok önceden okumuş ve her biri kendi alanında “bir gün benim projem olsa keşke” diye arzuladığı bir hikâye ‘Kurt Seyt’ dizisi. Yapımcı ve yaratıcı ekip bu kadar büyük aşkla ve inançla sahiplendiği zaman proje başka türlü işliyor. Seçilen oyuncular, ben kendim seçsem bu kadar anlattığım kahramanlarla örtüşebilirdi. Sanırım, onların da, ayrı ayrı, romanlardan çok etkilenmesi, ruh hallerini oynadıkları role teslimiyetlerinde yardımcı oluyor. Kıvanç Tatlıtuğ ve Farah Zeynep Abdullah baş karakterler için mükemmel bir ikili. Şu ana kadar gördüğüm kadarıyla çok mutlu, heyecanlı ve sabırsızım…

Yalnız, sevgili okurlarıma şunu da sürekli belirtiyorum: Dizi ve roman matematiği çok ama çok farklı iki teknikle oluşuyor. Hesapları çok ayrı. Romanda, sayfalarla kelime incelikleriyle anlattığınız sahneler, ekranda ancak görünebildiği takdirde önem kazanıyor. Gösterilemeyen hiç bir şeyi anlatamazsınız ekranda. Ayrıca, dizinin uzun süreceği ümidiyle yola çıktığınızda, bir sene, iki sene sonra, bazı mekânlara tekrar tekrar geri dönebilmek, bazen finansal, bazen de fizikî açıdan mümkün olamayacağından, sahnelerde kısaltma, bazen uzatma, yer değiştirme olabiliyor. Bu çok doğal.
Roman öyle değil. Yazarın kaleminin ucunda, birkaç yüz sayfa ara ile veya aradan geçen elli sene sonra tekrar aynı mekâna, aynı insanlara döndürebilirsiniz. Bu açıdan dizi çok kısıtlayıcı.
Ama Ay Yapım ekibi, her dizi çekiminde başarılamayacakk o kadar ince, hassas ve zor detayı azimle ve büyük bir özveriyle başarıyor ki; çok eminim benim sadık okurum bu diziyi de, dizinin verdiği özel derilikte bir görsel şölen olarak izleyecek.
 
”Acının tadını çıkarmak” diyorsunuz bir kitabınızda; acının tadını çıkarmak nasıl bir şey?
 
Evet, bu tabiri, sevgili Pamir’ciğimi sonsuza yolcu ettikten sonra yazdığım ‘Bizim Gizli Bahçemizden’ kitabımda kullanmıştım. Yaşamın mucize olduğuna inanıyorum. Bu mucizevî zaman dilimi içinde bana verilen her nefes an’ının kutsal olduğunu hissediyor ve bu an, acı, hasret, keder, hüzün, keyif, varlık, yoksunluk… ne getirirse getirsin bana ait olduğu için seviyorum. Madem ki benim, yaşanası diyorum. Ama dibe çeken hiçbir duyguya da sürekli teslim olmayı sevmiyorum. Uyuşmadan, uyutulmadan, beni acıtabildiği kadar acıtıp, üzebildiği kadar üzmesine izin veriyorum. Sonra da yeniden yaşama asılmak için o acıyı, o kederi nasıl pozitife yönlendireceğimi düşünerek, bir topuk vurup tekrar kanatlanıyorum. İşte, acının tadını çıkarmak böyle bir şey. Acıyı, kimseye asılıp, kimseye avuç açmadan, kendi içimde doya doya yaşayıp, yanmak ve sonra tekrar küllerimden doğmak…
 
Romanlarınızda karakterlerinizi sonlandırmıyor, okuyucuya bırakıyorsunuz. Bunun özel bir sebebi var mı?
 
: ) Fark edilmiş demek. Çok güzel! Ben az önce anlattığım sebeplerden karakterlerimle, yaşadıkları zamanla ve yaşantılarıyla o kadar bütünleşiyorum ki; bir zamanlar yaşamış olanlar da; kurgu olanlar da hepsi ete, kana, cana bulanıyor benim için. Ses tonları, duygu halleri, mimleri, mimikleri, beden dilleri ile etrafımda dolaşıp duruyorlar. Romanı bitirdiğimde bütün bu insanlardan ve zamandaki yolculuğumdan geri gelmem gerekiyor ama ayrılmak da istemiyorum… ve bir gün onları çok özlersem tekrar buluşabilmek üzere romanlarımı hem bitiriyor, hem devam etmeye açık kapı bırakıyorum.
 
Okurlarınızla aranızdaki güçlü iletişimi nasıl sağlıyorsunuz?
 
Romanlarımı yüreğimin sesiyle yazdığım ve karakterlerimi az önce anlattığım şekilde çalışıp yazdığım için her bir sayfada ruhumdan ve düşlerimden bir şeyler kalıyor. Sanırım bu kadar samimiyetle, inanarak yazınca, okurlarım satır aralarından bunu algılıyorlar. Benim okurumla aramdaki duygu bağı her hangi bir yazarınkinden, hâtta birçok daha ‘best seller’ yazarınınkinden farklı. Ben imza günlerinde sırada bekleyen okurlarımla göz göze geldiğim zaman, çoğunun gözünde sevgi, şefkât gözyaşı oluyor. Ya yeni okumuş oldukları romanımdaki kahramanlarımdan birine, ya bana karşı muhakkak böyle özel duygularla dolmuş oluyorlar.
Benim de bu sevgili okurlarıma verebileceğim en güzel teşekkür yolu, mail, facebook veya mektup yoluyla bana ulaştıkları zaman, aynı şekilde hemen ve şahsen cevap vermek oluyor. Olabildiğince çok imza ve sohbet gününe katılıyorum. Okurumun sadece kütüphanesine ve dağarcığına girmeyip aynı zamanda yüreklerinde, ruhlarında yer edebilmek çok büyük bir mutluluk.
Nermin Bezmen 
Sosyal mecralar hakkında ne düşünüyorsunuz? Kelimeler arasında hep özgürce dolaşmış biri için 140 karakter sınırı zorlayıcı mıdır?
 
Sosyal mecrada en yoğun olduğum yer ‘facebook’. Her gün aşağı yukarı üç saatimi alıyor. Özellikle sosyal sorumluluk olarak gördüğüm bilgileri veya yeni bir faaliyetimi duyurmak, yorumları paylaşmak için çok gerekli görüyorum. Twitter’da ise çok nadiren bir ana mesaj atıyorum. Sosyal mecranın hayatımı esir almasından çekindiğim için sınırlı kalıyorum. Oralarda yazacağım her fazladan kelime, çalıştığım romanda o gün için bir kelime eksik yazacağım demek. Bunu istemiyorum.

"Hayâllerini kullanmak isteyene tavırlı, hürriyetine bağlı ve müdanaasız!"
 
Gezi Parkı ile gençliğin inanılmaz yaratıcılığına tanık olduk. Kâh güldüren, kâh ağlatan yaratıcı dövizler ve 'tweet'ler hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Ben, belki kimileri için iddialı gelebilecek bir inancımı söyleyeceğim: Dünyanın ‘aydınlanma çağı’ için beklediği gençlik bizim Gezi hareketi sırasında Türkiyemizde kendini gösterdi. Bilgili ama iyi bir dinleyici, paylaşımcı ama hakkını yedirmeyen, müzakereci, barış yanlısı ama varlığını korumayı bilen, fiziken sakin ama düşünsel ve ideal olarak fırtına yaratabilen, esprili, anlayışlı ama tavizsiz, dürüst, hakka ve emeğe saygılı, huzurlu, hayâlleri çok ama hayâllerini kullanmak isteyene tavırlı, hürriyetine bağlı ve müdanaasız...” daha sayabileceğim nice ‘Kristâl çocuk’ niteliğini bünyesinde barındıran ışık gençliğinin bizde vâr olduğunu ortaya çıkardı Gezi hareketi. Gurur duyuyorum.
Çok sabote etmek, araya karışıp farklı yönlendirmek için uğraşıldı ama Gezi’yi başlatan ve sonuna kadar uysal bir vakurla kendisine sahip kalan gençler benim bahsettiklerim.
 
Halkla İlişkiler mesleğinde yazılı iletişim büyük önem taşıyor; proje yaratımından basın bültenlerine, müşteri ilişkilerinden kurum içi iletişime kadar tüm disiplinlerinde...
Yazılı iletişim konusunda iletişimcilere neler tavsiye edersiniz?

 
Senelerle sanayi dünyasında yönetici asistanlığı, ardından satın alma, pazarlama, sonra halkla ilişkiler gibi görevleri yürüttüm. Yazılı iletişimi her zaman sözlü iletişime nazaran daha dikkâtli yorumlamak ve sunmak gerektiğine inanmışımdır. Bu, özel ve sosyal hayatımdaki bağlantılar için de geçerli.

Çok sertleştiğiniz bir ifadeyi bile sözlü olarak belirtirken ses tonunuz ve bakışınızla yumuşacık sunma şansınız vardır. Yani demir yumruğunuzu kadife eldivenle sunabilir, kâlp kırmadan mesajınızı verebilirsiniz.
Yazıda ise, çok nazik bir uyarı bile, muhatabının, okuduğu an içinde bulunduğu ruh hali, sizinle olan daha önceki ilişkisi ve işindeki başarısı ile bağlantılı olarak çok sert, çok icitici olabilir. Bu sebeple, ben hep ya kişisel ya da gruplara hitap edilecekse grup halinde karşı karşıya görüşmelerden yanayımdır.

Ancak ne var ki er veya geç; muhakkak yazılı bir metinle ulaşmak zorunda kalacağınız durumlar vardır. Burada psikoloji bilgisi özellikle çok büyük önem kazanıyor. Tek tek yöneleceğiniz elemanlarınızda her birinin geçmişi, aile yaşantısı, öz kültürü, yazılı bir metni duygusal ve/veya zekâ algılama seviyesi, işine olan sevgisi, hayâlleri gibi öz hayatıyla ilgili detayları bilmek bazen en içinden çıkılmaz işi kolay çözülür hale getirebilir.
Gruba genel olarak yönlendirilecek olan bir yazılı metinde de, o grubu motive edecek ortak paydadaki değerlerin ve hayâllerin ortaya çıkarılıp, satır aralarından bunlarla işaret verilebilmesi önem kazanır.
Bir de benimle çalışanlarla ilgili her zaman dikkât ettiğim konu; övgülerini kalabalık içinde ama serzenişlerimi başbaşa iken yapmak olmuştur.
 
Son olarak yeni yıl için dileklerinizi de alabilir miyiz?

Yeni yılda,tüm insanoğlunun; kâinata, dünyanın varlığına, tabiata, tüm canlılara ve diğer insana, hepsinin ‘kutsal’lığına inanarak, sayarak, severek bakmayı öğrenmesini ve bu hayatta sadece emanetçi olduğunun farkına varmasını diliyorum…
Bunları bilenlere de her zamankinden fazla iş düşüyor…
Hepinizin yolu açık, şeytandan ırak, koruyucucu melekleriniz çok olsun.
 
Röportaj: 
Kaan Öztamur
Çırak İletişimci
Halklailiskiler.com.TR

Fotoğraflar:
Semih Gürmen

5207 kez okunmuş Kaan Öztamur

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.