reklam
reklam

Markaların Gezi Parkı ile imtihanı...

Makaleler - 13 Haziran 2013, Perşembe
"C-LİNE'dan iletişimci bakışıyla Gezi Parkı direnişi... 

Sabahları artık televizyonu açmıyoruz. Hepimiz sabaha kadar neler olduğunu öğrenmek için Facebook ve Twitter’a bakıyoruz. Akıllı telefonlarla sorunları olan anne-babalarımız, komşularımız bizi arayıp ne var ne yok diye soruyor. Türkiye’nin eli yüreğinde. Herkesin bir nedeni var elbet. Hepimizin korkuları, sevinçleri, isyanları farklı nedenlerle.

Yeni iletişim ağları ve medyanın değişen güç mecraları biz PR’cılar için yadsınamaz bir gerçek. Ancak tüm bu tartışmaların içinde bu kez başka bir konunun da altının çizilmesi gerektiğine inanıyorum. Gezi Parkı olayları ve sokaklara dökülen 100 binler kimler ve neden önemliler?

15 yıl boyunca ekonomi alanında çalışan eski bir gazeteci ve son 5 yıldır PR sektöründe medya danışmanı olarak görev yapan biri olarak elbette toplum bilim ve siyaset ahkâmı kesmeyeceğim. Çünkü benim olaylara bakarken hislerim farklı, mesleki reflekslerim farklı…

Gezi Parkı’ndaki gelişmelere bir bakalım. 31 Mayıs günü sabaha karşı direnişçilere gaz bombası ile yapılan müdahale ile pimi çekilmiş bomba gibi tırmanan olaylarla birlikte neler oldu? Daha doğrusu kimler sokaklara çıktı? Eski eylemlerden farkı neydi meydanlardaki gelişmelerin?

İşte bu bölümde ne de olsa 15 yıllık mesleğin alışkanlıkları devreye giriyor. Ve arka arkaya firmalardan gelen açıklamalar dikkatinizi çekmeye başlıyor. Önce Ümit Boyner’den geldi açıklama. Onu ünlü konfeksiyon markaları izledi. Starbucks,Mado gibi markalar İstiklal Caddesi’ndeki mağaza müdürlerinin verdiği yanlış kararların kurbanı oldular. Divan Hotel ise ya gece müdürünün doğru inisiyatifinin, ya da yönetimin hızlı karar alma yeteneği sayesinde bu krizden karlı çıktı.

Ancak bu hızlı reflekslere nasıl ve neden tanık olduk. Türkiye’nin en büyük bankası Garanti Bankası Genel Müdürü Ergun Özen’in 20-30 eylemcinin önüne çıkarak “Ben de çapulcuyum” demesinin nedeni ne?

Birçok şirketin reklamlarını kesmesi gerçekten eylemcilere destek vermek için mi gerçekleşti? Gezi Parkı’ndaki ağaçlar çok mu umurunda acaba markaların?

Benim gazetecilik yaptığım 1993-2007 yılları arasında bu gibi boykot ve açıklamalar ancak devletlerarası restleşmelerde karşımıza çıkardı. Hükümet bir ülke ile kapıştı mı, başta THY olmak üzere özellikle Türk firmalarından sert açıklamalar, halkın bu ülkenin markalarını boykot etme eylemleri gerçekleşirdi. Diplomatik kriz bitip de, iki ülke başbakanının yan yana fotoğrafı çekilince ise tüm sorunlar çözülürdü. Hatta özellikle THY ihaleleri ile diplomatik ilişkiler kurulur-bozulabilirdi.

Diplomatik krizlerde Devlet ile yan yana hareket eden markalar ve firmalar yurtiçinde gerçekleşen eylemlerin ise farkında bile olmazdı… Zaten hala da olmuyor…

Çünkü bu eylemler özellikle memur ve işçi sendikaları önderliğinde çalışan kesimler tarafından gerçekleştiriliyor. Meydanlar ya örgütlerin ya da sendikaların gücü ile doluyor.

Peki bu eylemin farkı ne? Eğer Gezi Parkı’na çıktınızsa; Ankara, İzmir, Antakya, Antalya, Bağdat Caddesi’nde sokaklara fırlayan 10 binleri incelediyseniz, 1 Mayıs’ta Gezi Parkı yürüyüşüne katıldıysanız farkı hissedebilirsiniz.

Tencere-tava çalan semtlere baktıysanız, yüzlerdeki kararlılığı gördüyseniz, markaları endişelendiren gelişmeleri hemen yakalayabilirsiniz.

Gezi ParkıTürkiye’nin değişen yüzü FMCG sektörü dediğimiz hızlı tüketim malları ticaretinde de bizi farklı bir noktaya taşıdı. Yani deterjandan, kozmetiğe, beyaz eşyadan elektroniğe, marketlerin sattığı ürünlerden konfeksiyona, günlük yeme-içme sektörüne uzanan bu firmaların Türkiye’deki son 20 yıllık gelişimlerini incelemek gerekiyor. Reklam sektöründe bu markaların gücü, pazarlama etkinlikleri ile markalaştırdıkları ürünleri ve sokaklara taşan sloganlarına yani Türkiye’yi Dünya’da stratejik öneme götüren tüketici gücüne bakmak gerekiyor.

Tüm yabancı firma ve fonların gözünün üzerinde olduğu FMCG’deki yerli markaları,restaurant zincirlerini, AVM’lerdeki dükkanları bir incelemek şart.

İşte Türk halkının tüketim çılgınlığının bugün geldiği nokta…

İşte zurnanın son noktası…

Birçok markayı üreten sanayici ile FMCG’de iş yapan şirketlerin geçirdiği 15 günlük bu kabusun nedeni de bu galiba.

Bu aşamada işte PR’cı refleksleri ortaya çıkıyor insanın. Sokaklara çıkan, alışverişi kesen, internet sitesinde markaları boykota çağıran kesim kim? Neden bu kadar korktu tüm markalar. Hatta AKP ile büyüyen markalar bile kendilerini ifşa etmemek için eyleme neredeyse destek veriyor.

Bekleyen yatırım izinleri, teşvik belgeleri, ihalelere rağmen neden eyleme gizli ya da açık ya da ince imalar ile destek veriyor… Burada Türkiye’nin tüketici profili gerçeğini incelemek gerekiyor galiba.

Türkiye’de tüketimin yüzde 75’ini ABC SES dediğimiz yüksek-orta düzey geliri olan kesim yapıyor. Bir de internet kullanıcılarına bakalım. Araştırmalara göre Türkiye’de 26 milyon internet kullanıcısı bulunuyor.Takipçilerin yarısı 25 - 44 yaş aralığında ve ABC1 SES grubunda ve hane alışverişinden sorumlu.
Yani sosyal medyadan yayılan ve büyüyen, destek gören bu eyleme katılanların yarısından çoğunu işte bu ABC tüketim grubu oluşturuyor…

Reklam ajansları evrensel iletişim stratejileri ile reklamları kestiklerini söyleseler de, markalar toplumsal duyarlılıktan bahsetse de işte yaşadığımız günün gerçeği bu verilerde gizli.

Bu arada tabii gazetecilerin reflekslerini ve varlıklarını da unutmamak gerekiyor. Her ne kadar patronlar yasaklasa da unutmamak gerekiyor ki; sosyal medyayı da yönetenler bu gazeteciler. Tecrübeleri ve tepkileri ile sosyal medyanın gündemini ve yönünü çok iyi belirleyebilirler!

Önümüzdeki dönem ilginç gelişmelere gebe; ekonominin nabzı olan tüketici ile hükümet arasında kalan firmalar neler yapacak; bu kriz nasıl yönetilecek. İyi ve kötü örnekler neler olacak. Yani bundan sonra verdiğimiz medya eğitimlerinin bir maddesi de toplumsal bir krizde, hükümet ile halk arasında kalan markaların nasıl korunacağı maddesi olacak.

Esra YENER
C-Line İletişim Medya Direktörü

Mehmet Bozalp

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.