reklam
reklam
reklam
reklam

Karadeniz Kadını İfakat

Köşe Yazısı - 12 Mart 2010, Cuma
İş ve İşletme: Recep Ali Aksoylu
Karadeniz’de aslında çok bilindik bir isim değildir “İfakat”. Ama Trabzon'un Çaykara ilçesinin Taşören Köyü'nde doğup büyümüş gazeteci kökenli Orhan Tekeoğlu’nun 25 yıllık hayal sürecinden sonra bir yılda çektiği ve geçtiğimiz ay Cemal Reşit Rey’de görkemli bir galayla entelektüel kesim ve Trabzon protokolüne gösterimi yapılan “İfakat” belgeselinde bir anlamda Karadeniz kadınını simgelediği için ben de başlığıma aldım.  
 
Tekeoğlu belgesele İfakat’ın hikayesiyle başladı, akıbetini izleyicinin hayal dünyasına bıraktı. Ben de 8 Mart Kadınlar Gününü geride bıraktığımız bir günde İfakat ekseninde bu belgeselin Karadeniz kadınını yansıtmaktan uzak olduğu ve komşumuz Trabzon’un değerlerine sahip çıkmadaki farklılığını bir nebze olsun vurgulamaya çalışacağım.
 
Belgesel, belgesele adını veren Taşören Bayraklı Yaylası’nda 1991 yılında cinayete kurban giden İfakat ve kızlarının öyküsü ile başlıyor. Sonra İfakat’ın akıbetine bir daha dönmeden Karadeniz kadınının yaşadığı zorlu hayat anlatılıyor. Çünkü yönetmenin amacı İfakat’ın neden cinayete kurban gittiği veya katillerinin yakalanıp yakalanmadığı değil; İfakat yaşıyor olsaydı bu kurgu belgeseldeki kadınlardan her hangi biri olacaktı duygusunu izleyene hissettirmek. Aynı şekilde belgeselin tanımlayıcı başlığı olan "Uçuruma Yürüyen Kadınlar"ın da içerikle çok örtüştüğü kanaatinde değilim. Çünkü, 30-40 yıl önceki gibi artık yar’ların kıyısında yürünmüyor, artık en ucra yere kadar araçlarla gidiliyor, telefonlar da üstelik kapsama alanında. O yılların tekleyen, makasları her an fırlayacak kamyonları ve az da olsa var olan kıvrım kıvrım yolları da bugün yok artık. Ve abarttığı kadar ot balyalarının üstünde pin-pong topu gibi savrulanlarda yok. 
 
Tekeoğlu’nun çekimleri gerçekleştirdiği Taşören’de bize izlettirdiği tarzda bugün medeniyetten uzak bir hayatın yaşandığını düşünemiyorum. Karadeniz kadını elbette bugünde zorlu bir yaşam mücadelesi veriyor. Dün erkeğinin gurbete (göç değil gurbet) gitmesi nedeniyle hanesinin hem erkeği, hem kadını olarak mücadele veren bölge kadını bugünde ekonomik nedenlerle erkeğiyle omuz omuza mücadelesini sürdürüyor. Diğer yörelerin kadını gibi devlet baksın da demiyor. Miras bölüşmesi nedeniyle bir avuca düşen toprağında sebzesini yapıp, ahırında evcil hayvanını besleyip, çayını yapıp kimselere el açmadan ailesinin yaşamını sürdürtüyor, kendi okuyamamış olsa da çocuğunun eğitimini sağlıyor. Yoksa yönetmenin İfakat Belgeselinde paylaştığı 30 - 40 yıl öncesinin Karadeniz kadınının zorlu yaşamını bugün değil doğu’da İstanbul un varoşundaki kadında yaşıyor. Zaten belgeselin çatısını, nerede hangi koşulda olursa olsun kadınların bu değişmez kaderi oluşturuyor. 
 
Orhan Tekeoğlu’nun Taşören’li kadınları işleyerek aslında Karadeniz in kadınlarını ele aldığını vurguladığı belgeseli çekmede avantajı, kendi gençliğinin de bu topraklarda geçmiş olması. Yolların henüz yapılmadığı, elektriğin henüz köye gelmediği, çalışmanın sadece insan gücüne dayandığı dönemlerde Tekeoğlu da sürekli yaşamın ağır yükünü taşımak zorunda kalan köylüsü kadınların hayatlarına bizzat tanıklık eder. Belleğinde kalmış o kadınların yaşamlarını hep bir gün kayıtlamayı düşünür. Çocukluluğundan emekliliğine uzanan süreçte gözlemlediklerinden yola çıkarak da belgeseli hazırlar. İfakat belgeseliyle bir anlamda artık yok olmaya yüz tutan o hayat, kültür kayıt altına alınır.  
 
Ama Tekeoğlu bunu bugünü, yakın geçmişi es geçerek köyün kadınlarına 40 yıl öncesini canlandırtmak suretiyle yaptı. Belgeselde köyün oldukça yaşlı kadınları adeta mevsimine göre bir günün öyküsünü dağlarda, yayla dönüşünde, mısır tarlasında, ormanda, değirmende, odun kırmada, bahçesinde, ahırında ve nihayetinde evinin, eşinin, çocuklarının hizmetini görmesi noktasında izleyiciye paylaşır. Ancak izleyici satır aralarını okuyamasa; belgeselde Karadeniz kadınının 30-40 yıl öncesinin kendisine sunulduğunun farkında olamıyor.
 
En azından bugün Taşören’de dahi o lehçeyle konuşan belki bir elin parmakları kadar kadın kalmıştır. Belli ki, değişen hayat şartları bölgedeki yaşamı da değiştirmiştir. Bir zamanlar Rumca türküler söyleyen Taşören’in kadınları da neredeyse yok denecek kadar azalmış durumda, harman için uçurum kıyısından geçilen patikalarda artık kullanılmamaktadır. Ama yönetmen sanki o köylerde bugünü yaşayan genç veya orta yaşlı kadın yokmuş gibi Türkçeleri yeterince anlaşılmayan bu üst yaş grubundaki Taşören’li kadınlar üzerine belgeseli kurgulayarak tüm Karadeniz kadınını ve yaşamını bugün olduğundan farklı takdim ediyor. Öyle ki, özellikle orman dönüşü dar ve dik patikalarda sırtlarında tıka basa kuru yaprak dolu sepetleriyle çekilen yürüme görüntülerine dikkatle bakınca yönetmenin beyninde canlı tuttuğu kompozisyona uygun yeterli sayıda kadını köyde bulamadığından kadraja genç neslinde zorunluluktan girdiğini görebiliyoruz.
  
Belgeselin sunumu sonrası Cemal Reşit Rey’in fuayesinde mısır ekmeğiyle açlığımızı bastırırken tanıştığım bazı Trabzonlu hemşerilerimiz ile galaya konuk olan sanat dünyamızın bazı renkli simaları gibi ben de yönetmenin Taşören’in genç kadınlarını konuşturmamasını, yakın çekime almamasını garipsedim. “Yönetmen bugünün Karadeniz kadınındaki değişiminin görülmesini, hissedilmesini istememiş” tarzında düşünmek istemiyorum ama belgeselin hiçbir yerinde günümüz Karadeniz köy veya yaylalarında yaşam nasıl, ne gibi değişimler olduğu konusunda en küçük ipucu da yok. Çelişkiyi yakalayanlardan Sanatçı Günseli Kato gala sonrasında yaptığımız sohbette, “Burada verilen kadın figürüyle bugünün Karadeniz’in kadını arasında ben bağ kuramadım. Doğrusu Orhan’ın bunca emek verdiği bu çalışmasında neyi amaçladığını da anlayamadık” diyebiliyor rahatlıkla.
 
Keşke yönetmen yayla yollarında sırtlarındaki ağır sepetleriyle yürüyen kadınlarla, doğanın muhteşemliğiyle yakaladığı estetiği sadece iç acıtan ibretlik deyişlerle aktarma yerine Karadeniz kadınının neşesini, coşkusunu, samimiyetini, candanlığını, nasıl bir eş olduğunu biraz daha işleyebilseydi.  

Karadeniz yaylarının her mevsimine özgü harika görüntüleriyle adeta büyülendiğimiz belgeselde Türkçe yanında Lazca veya Rumca keyifli müzikler kullanılmış. Ama seçilmiş bu müzikler ve doğal görselliği destekleyecek diğer unsurlar olan röportajlar ve anlatımda bütünlük eksik. Gerçi müzik dahil geçişlerde ki ahenksizlik,  izleyicinin bölgenin muhteşem doğasına odaklanması nedeniyle arada kaynayabiliyor. Ama belli ki yönetmen dünden bugüne bölge kadınının gelişim sürecini yeterince kurgulayamadığı ve buna bağlı olarak daha çok açıdan kadını konuşturmadığından Cüneyt Türel gibi bir ustanın dış sesiyle hamasi sözlerle izleyeni konuya odaklayabilmeyi amaçlamış. Aslında başarıyor da.     
 
Tekeoğlu’nu iki yıl önce medyadan emekli olunca 25 yıllık hayali olan Karadeniz kadınının çileli yaşamını konu alan projesini gerçekleştirmede Trabzon’lu işadamları yalnız bırakmamış. Ağaoğlu Şirketler Grubu, Turk Mall ve TÜRSAK, Memorial Sağlık Grubu, VARYAP, Mak-Yol ve BORSA restoranları projeye maddi destek vermiş. İstanbul’daki Trabzon kökenli İş adamları, bürokratlar, sanayiciler ve sanat camiasının belirli isimleri de, Cemil Reşat Rey salonunda ki galaya katılımlarıyla Karadeniz kadınını anlatan belgesele ilgilerini göstermiş oldular.
 
Kokteyle başlayan, bir birinden şık beylerinin ve hanımlarının katıldığı gecenin sunumunu Yaprak Dökümü dizisinde Fikret rolü ile tanıdığımız Bennu Yıldırımlar yaptı. Filmin ana sponsoru olan Ağaoğlu İnşaat Grubunun Başkanı Trabzonlu işadamı Ali Ağaoğlu’dan sonra söz alan Trabzonlu Bakan Faruk Nafiz Özak, belgeselin Karadeniz kadınlarının çetin doğa koşullarında verdiği hayat mücadelesini anlatan çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi olduğunu,  Yönetmen Tekeoğlu’na verdikleri destekten ötürü de mutlu olduklarını, cennet vatanda adeta cehennem hayatı yaşayan Karadeniz kadınının sorunlarının bitmesi temennisinde bulundu.
 
Gösterim öncesi son konuşmayı yapan belgeselin yapımcısı ve yönetmeni Orhan Tekeoğlu,  “'Ben o yörenin çocuğuyum. Bu kadınların bu zorlu yaşamlarını hep içime atıyordum ve doğanın en güzeli içerisinde olmalarına rağmen çalışmaktan bunun farkına varamayan, yaşamış oldukları onca sıkıntıya rağmen asil duruşlarını asla kaybetmeyen yöremin kadınlarını bir gün geniş kitlelerle paylaşacağımı hep düşünürdüm.” diyerek sözlerine başladı. Tekeoğlu’na göre Karadeniz kadının yazgısı, sanki anadan kızına genlerle geçen bir "yazgı"dır. Kurgusuna göre ne, "zaman", ne "teknoloji" ne de değişen "yaşam biçimleri" bu yazgıyı değiştirememiştir.
 
"Çocukluğumda tanık olduğum görüntülerin hepsi beynime işlemiş" diyen Tekeoğlu’nun bugünü tasvir etme anlamında izleyiciye verdiği bu mesaja belgeseli izleyenlerin çoğunluğu gibi ben de katılamıyorum. Evet, Karadeniz kadını hala fedakardır, hala vericidir ama Karadeniz kadını günü de pekala takip edebilmekte, sosyal yaşama rahatlıkla katılabilmekte, özgürce kendini ifade edebilmektedir. Karadeniz kadının evlendikten sonra kocası artık eski yoğunlukta gurbete de gitmemektedir. Hatta çalışılan yere birlikte gidilebilmekte, kadın bağ – bahçe- yayla mevsimi geldiğinde bazen tek, bazen ailenin diğer fertleriyle köyüne bu kez geçici olarak dönmektedir. Hem çalışma, hem yaz dinlencesi olarak. Yönetmen konuşmasında, "Karadeniz kadını aslında özgürdür. Bunun bedeli de çalışmaktır" diyor. Haklı da. Ancak, bu endüstriyel toplumlarda da farklı değil ki. Çünkü kendi başına üretme yetisi olana özgürlük tanırsınız, beceriksize ya su, taş taşıttırırsınız ya da başında dikilirsiniz. Karadeniz in kadını Tekeoğlu’nun hafızasının takıldığı yıllarda da, bugünde hem şehirde, hem köyde üretime katılmaktadır, özgürlüğünü de gereğince kullanmaktadır. Üstelik 40’indan sonra tam dominant olarak.  
 
Neticede aldığı sponsorluk ve devlet desteği ile 1 yıllık süreçte hazırlanan, basın gösteriminin ardından ilk kez İstanbul’da protokol izleyicisiyle buluşan,  Ankarada ki “Trabzon Tanıtım Günleri “ ve sonrasında Macaristan’da festival kapsamında gösterilecek olan İFAKAT Belgeselini genelde verdiği mesaj açısından yetersiz bulsam da, günümüz Karadeniz kadınını layık olduğu görüntülerle yansıtmasa da yine de bir dönemi yarınlara taşıması açısından yararlı buluyorum.
 
Yararlı buluyorum da Trabzon iş adamı, siyaset ve bürokrasisinin İFAKAT gibi bir belgesele verdiği omuzu Rize’nin değerli iş adamı, resmi kurum, bürokrat ve siyasilerinin Rize için neden veremediğini o geceden sonra daha bir sorgular oldum. En basitinden Fatih Sultan Kar’ın 15 yılda tamamladığı “Rize Spor Tarihi” isimli ansiklopedik çalışması, İfakat belgeselinden çok çok daha fazla emek ve içeriğe sahip olmasına karşın ne Cemal Reşit Rey, nede benzeri bir platformda bir bakanın, sponsor firmaların desteğine mazhar olamıyor.
 
RECEP ALİ AKSOYLU
raksoylu@gmail.com

2594 kez okunmuş Recep Ali Aksoylu

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Çayluktan Kürsüye...   191 gün önce eklendi
Ekilen Biçiliyor   518 gün önce eklendi
Bayim olur musun?   580 gün önce eklendi
Marmara depremi daha gerçekleşmedi...   645 gün önce eklendi
Kampanya kime neden yapılır?   661 gün önce eklendi
İthal çay tüketenlere lafım...   680 gün önce eklendi
Hesabı Kitabı, Kuralı Olmayan Futbol Endüstrisi   924 gün önce eklendi
Alkışta Cimri Olmayalım   1058 gün önce eklendi
Feshane'nin ardından...   1116 gün önce eklendi
Franchising'e bir de bu açıdan bakın...   1184 gün önce eklendi
Temiz gözükmek mi, temiz olmak mı?   1341 gün önce eklendi
Emekleyen didi kiviyi uçurabilir mi?   1391 gün önce eklendi
di di Soğuk çay ve Çaykur   1425 gün önce eklendi
Haçapuranın Taşı, Kayığun Eğmeleri!   1553 gün önce eklendi
Sadık Müşteri Olmamı Sağlayan 3 Örnek   1590 gün önce eklendi
Kuruşumuz Hangi Satıcıya Nasip Oluyor?   1606 gün önce eklendi
Mahsun'un Dizisi Şive'den Çaktı   1656 gün önce eklendi
Tesis Yönetimi - Facility Management Dedikleri...   1666 gün önce eklendi
Yazdığını Okuyamayan 'Mürettip'lerle İş Görmek   1685 gün önce eklendi
Temizliğin Fuarında Buluşalım mı?   1705 gün önce eklendi
Elini Taş'ın Altına Koyanlarla Başarmak   1711 gün önce eklendi
AYDER'İ KAYIP MI ETTİK?   1730 gün önce eklendi
TAŞERONLUK ÇALIŞANI RİSKE ETMEK MİDİR?   1896 gün önce eklendi
Rize'den Kargonuz Var! 'Green Life'   2052 gün önce eklendi
Erzurum Kongresi Ve Juliet'in Balkonu...   2122 gün önce eklendi
Sınav Yolunda Annelerimizle Beraber   2208 gün önce eklendi
Leyla'nın Evi, Onur'suz Sergilenecek   2367 gün önce eklendi
Yaşamın Her Safhasında Öğretmenlerimiz   2372 gün önce eklendi
Temizlik Sektörünün Kimyası   2447 gün önce eklendi
Rize Bezinin Dayanılmazlığı   2459 gün önce eklendi
Burçak Çöllü... Genç Ve Yetenekli Bir Sanatçı O...   2534 gün önce eklendi
• Karadeniz Kadını İfakat   2629 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.