reklam
reklam
reklam
reklam

Kapalıçarşı...

Köşe Yazısı - 21 Haziran 2010, Pazartesi
Bir Buket İletişim: Buket Yaman

Kadıköy’den vapura binip Eminönü’ne ulaştıktan sonra 10 dakika yürüyün ve kendinizi tarihin kucağına bırakın. Yaptığımız bu yolculuğun, yurtdışında bilmediğiniz bir meydanda gezmekten bir farkı yok bizim için.. aynı büyüleyici etkiyi yaratıyor.. Çünkü Kapalıçarşı hem her zaman bildiğimiz gibi hiç değişmiyor hemde hiç bilmediğimiz bir yer gibi sürekli değişiyor.. Büyüleyici, etkileyici, yaşayan, hareketli, geçmişten gelen, geleceğiyle bütünleşen bir yer burası.
Her yer turist kaynıyor. Fotoğraf makineleri, rehberleri, kitapları ile Japonlar, Almanlar ve İngilizler ağırlıkta ve aktarların, kuyumcuların, her bir taşın, kapının, yolların fotoğraflarını çekiyorlar.Sırt çantamız ile kendimizi turist kalabalığının içine bırakıyoruz. Fotoğraflar çekiyoruz, vitrinleri inceliyoruz, bir aktardan alışveriş yapıyoruz, Kurukahveci Mehmet Efendi’nin sırasına giriyoruz ve kahvelerimizi alıyoruz, ıvır- zıvır bulabileceğimiz ne varsa pazarlık yapıp, almasakta insanlarla sohbet ediyoruz. Kapalıçarşı bizi alıyor ve bizimle bütünleşiyor. Tüm gününü buraya ayıran turistlerde de aynı etkiyi yarattığını düşünüyoruz. Bir kapıdan içeriye giriyorsunuz ve uzun süre çıkışı düşünmek bile aklınıza gelmiyor. Gözüme bir dükkan çarpıyor. Tüm dükkanlar gibi tarihi ama bir o kadarda modern duruyor. Farklı bir tasarımı, vitrini, kendine özgü bir duruşu var. Önce adını not ediyorum zihnime; Stonebul. Sonra başlıyorum fotoğraflarını çekmeye. Vitrinde birbirinden güzel parçalar gözlerimi alıyor, orada çalışmak istiyorum. O havanın bir parçası olabilir ve sabahtan akşama kadar o dükkanda kalabilirim, hergün aynı şeyi yapabilirim diye hayal ediyorum. Çünkü ben ruhu olan yerleri, ruhu olan bedenleri, ruhu olan işleri seviyorum. Birşey tasarlamak hem onu yaratan bedende özgün bir ruh, hem sergilendiği yerde farklı bir hava, hemde bütünde bir etki gerektiriyor. Bu dükkan bende tamamını yaratıyor.Osmanlı tuğralı kol düğmeleri, işli motifli yüzükler, geleneksel çalışmalar görüyorsunuz ve kafanızı çevirdiğinizde bulunduğunuz zamanın en nadide parçalarıyla bütünleşiyorsunuz. Klasik yada modern, seçim size kalmış.
Bu büyüden kurtulmaya çalışıyor ve kendimi yemeye veriyorum. Yoldaki bir satıcıdan, bir turist ile birlikte elma ve salatalık alıyoruz. Sevgilimle elmanın kabuğunu soyan ve içini çıkaran enteresan, büyük makinanın kesinlikle Türkler tarafından bulunduğunu düşünüyoruz. Sonra aldığım sakinleştirici çay tarifini uygulamak için Arifoğlu’na uğruyorum ve tarçın alıyorum. Dışarı çıkıp yürümeye başlıyoruz.
Bir sonraki durağımız Galata Köprüsü. Saat 18.00 dolayları ve kalabalık hiç azalmamış. Galata köprüsünün altındaki balıkçıların önünden yürümeyi teklif ediyorum, malum balık yemeyi çok seviyorum. Aç olmadığımı iddia etsemde kokuyu duyar duymaz kendimi ilk lokantaya atıyor, balık ekmeğimi yerken biramı yudumluyorum. Daha öncede söylediğim gibi ben, özgün ruhlu yerlerde, özgür ruhlu kişilerle olmayı seviyorum.
Kapalıçarşı özgürlükler diyarı, ihtiyacınız olan birazcık hayalgücüyse, geçmişse, gelecekse sizde bizim gibi arada ziyaret edin. Merak ediyorum turistler tarafından bu kadar çok ziyaret edilen bir yerde neden kendi yaşımızda insan bulmakta zorlanıyoruz?
Kapalıçarşı’nın PR’ını kendi halkımız için yapmalıyız diye düşünüyorum..

5755 kez okunmuş Buket Yaman

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
• Kapalıçarşı...   2443 gün önce eklendi

Yorumlar

Pınar Göktaş Özkan   24 Haziran 2010, Perşembe

Çok keyifli bir yazı olmuş. Okurken Kapalıçarşı'da güzel bir tur attım:)
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.