reklam

KRALLAR KRALLARLA DANS EDER!

Platform Söyleşileri - 4 Kasım 2013, Pazartesi

Prof. Dr. Erol Nezih Orhon - Kaan Öztamur"Artık meşe palamudu filizlenecek, genç bir fidan olacak Eskişehir’de,
Kökleri toprağa sıkıca tutunan bir meşe olarak aramızda yerini alacağı güne kadar…
 
Kaan Öztamur, Eskişehir’de genç bir iletişimci olacak;
İlk tercih ettiği okulda, Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi'nde…
Kutlu olsun sevgili Kaan…" demişti Genel Yayın yönetmenimiz Şahnur Karaağaç.
Bu yazının üzerinden tam 3 yıl geçti ve ben bugün gerçek bir aile olduğumuzu düşündüğüm fakültemde, dekanımız Prof. Dr. Erol Nezih Orhon ile ilk röportajımı gerçekleştirdim. Kendisiyle A’dan Z’ye Anadolu İletişim hakkında “A-İLE”mizi konuştuk…
 
Kaan Öztamur
Çırak İletişimci
Anadolu Üniversitesi
İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümü
Halklailiskiler.com.tr



"KÖTÜ BİR LİSE ÖĞRENCİSİYDİM"

Hocam bize biraz kendinizden bahseder misiniz, sizi mesleğinize yönlendiren neydi?
Çok güzel bir anne ile çok güzel bir babanın oğluyum. Her ikisinin hayatı da çok farklı deneyimlerle geçmiş. Bu deneyimlerini bana da aktardılar. Ankara’da Çankaya’da doğdum ve büyüdüm. Çocukluğum Çankaya’da büyükelçilik bahçesinde meyvelere dalarak geçti. Ankara’da olmak hayatımın tenisle dolu geçmesine de neden oldu. Hayatım ‘bir işi nasıl yapmalıyım’ diyerek geçti. Daha 10 yaşındayken ramazan pidesi ve limon sattım. Hiç unutmam bir keresinde babam bana harçlığın yetmiyor mu diye sordu? Yetiyor ama yapmak istiyorum dedim. O zaman yap dedi. Onun için hep yapabileceklerim konusunda teşvik edilerek büyüdüm. Annemle babam ben küçükken ayrıldılar. Her ikisinin de her zaman hem fikir olduğu konu benim yurtdışına gitmemdi. Babamın deyimiyle beşeri münasebetlerimi hep geliştirmeye çalıştım. Kötü bir lise öğrencisiydim.
Sonrasında üniversiteyi kazandığımda –sanırım başarı bir insanın istediğini okuması ve yapmasıyla değişiyor- buradaki ve ABD’deki okulumu 1.ve 2.liklerle bitirdim. İneklik yapmadım, okullarımı keyifle ve mutlulukla okudum. Dünyada Sinema-TV ile ilgili ne kadar saygın kurum varsa hepsinde çalıştım. Kim, bu nasıl olmaz diyorsa ben hep nasıl olur diye uğraştım ve sanırım bugün oturduğum dekanlık koltuğunu hak ettim. Kendi okuduğum ve içerisinde yeşerdiğim bir okulda bunu yapmak daha da mutlu etti beni.

Bunlar bana yetmiyor, daha fazla iş yapmak uluslararası alanda daha fazla işe imza atmak istiyorum. Uluslararası anlamda Türk-Yunan ilişkilerini geliştirmek adına ‘Dialog’ Türk-Yunan kısa film festivalini başlattık. Bir sonraki projemizde de Ermenistan’dan sinemacıları ağırlayacağız. Nerede sıkıntılı bir kapı olduğu düşünülüyorsa ben o kapıyı güler yüz ve mutlulukla açma taraftarıyım. Tabulara karşıyım ve her türlü tabunun sorgulanması gerektiğine inanıyorum. Dokunulmaması gerekenlere dokunulması gerektiği düşüncesindeyim. Bunları gerçekleştirirken canım da yanıyor. Bu meseleler beni dövebilir ancak beni dövdüklerinde canlarının yanacaklarını da unutmamalılar.

Şimdi iki tane çocuğum ve bir de sevgili eşim var. Bir tanesi bugün röportaj itibarıyla 1 yaş 5 günlük kızım Bona Dea Orhon diğeri de 7 yaşını tamamlamak üzere olan Labrador cinsi Bonbon Orhon. Ben canlılar arasında da ayrım yapmayı seven biri değilim, koşulsuz eşitlikten yanayım.
 
“ODAMIN KAPILARININ TOPLANTILAR DIŞINDA KAPANDIĞINI GÖREMEZSİNİZ”
 
Öğrencilerinizle aranızdaki pozitif bağı ve güçlü iletişimi nasıl açıklarsınız?
Bunu babamın bana gösterdiği cesareti sevgililerim olan sizlerle paylaşmama bağlıyorum öncelikle. Hepiniz benim sevgililerimsiniz. Bazıları çok şekilci bulsa da size ‘ciğerim’ darken bunu çok samimi bulduğum için söylüyorum. Bir insanın ciğeri o insan için ne kadar değerliyse o kadar anlamlı bir ifade bu.
Ankara’da Tenis Kulübünde yaşadıklarımdan çok şey öğrendim. Tenis kulübünde Cuma ve Cumartesi akşamları dans geceleri düzenlenirdi. Düzenlenen bu gecelere Ankara bürokrasisinden de katılanlar olurdu. Baba-oğul katıldığımız bir dans gecesinde konuklar arasında ABD büyükelçisi ve eşi de vardı. 15-16 yaşında genç bir delikanlı olarak bürokrasinin içinde belli bir yere kadar oturarak durabiliyorsunuz. Babama büyükelçinin eşini dansa kaldırsam ayıp olur mu diye sordum. Babam beni yüreklendirerek bunun çok güzel ve çok zarif bir davranış olacağını söyledi. Büyükelçinin eşinin yanına gidip sizi dansa kaldırabilir miyim dediğimde önce biraz şaşırdılar ardından seve seve diyerek kabul ettiler. Karşı taraf sizin samimiyetinize güveniyor ve inanıyorsa insanlara teklif götürmek kötü bir şey değildir. Ben işte böyle koşulsuz, hiyerarşinin olmadığı bir teklif sürecini oluşturmaya çalışıyorum. Aynı şekilde dostlarım, arkadaşlarım ve öğrencilerim bana tekliflerle gelmeliler diye düşünüyorum. Mesela odamın kapılarının toplantılar dışında kapandığını göremezsiniz. Çünkü kapıların kapanmasını bir bariyer olarak görüyorum. Ben öğrenmeyi ve öğretmeyi, bu ikisi arasındaki ilişkiyi şöyle tarif ediyorum: Bir kere öğrenmek iki kere öğretmektir. Bu sözü çok seviyorum. Gençlerle yapılan çalışmalar içerisinde siz bir şeyler öğretirken aslında çok şey öğreniyorsunuz. Gençlerin algılarını, modalarını, sözlerini ya da bugün cep telefonu dilinden uzak kalsanız onları anlayabilir misiniz? Bunları anlayamazsanız başka bir evrenin dışında kalırsınız. Bu bir kültürel çeşitlilik, zenginlik meselesi…
Farklı kültürler, farklı ülkeler, engelliler-engelsizler, farklı cinsten insanlar var. Herkesin kendi kepçesi kadar alabileceğini düşünüyorum. Aslında gençlerle buluşurken kendi kepçemi doldurmaya çalışıyorum. İşin özü bunda saklı.
 
“ANADOLU İLETIŞIM’İ BİZ ŞÖYLE KISALTIRDIK: A-İLE…
BİZLER BURADA GERÇEK BIR AİLEYİZ.”

Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi bu alanda kariyer edinmek isteyenler için ilk sıralarda yer alıyor. Sizce Anadolu Üniversitesi  İletişim Bilimleri Fakültesini farklı kılan nedir?
İBFAnadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi ilk sıralarda değil ilk sırada yer alıyor. En üst puan sıralaması ile öğrenci alıyoruz. Eskişehir’e ben de dışarıdan geldim. Bizim okuduğumuz dönemde üniversite caddesinde bir kafe dışında hiç bir şey yoktu. Atatürk Bulvarının olduğu yerde ekilmiş bir tarla vardı. Eskişehir için eskiden kışın çamuru balçığı, yazın tozu toprağı eksik olmaz derlerdi. Şimdi kimse hatırlamıyor bunları…

Eskişehir’de balçık olan yerlerde öğrenciler ayakkabılarına torba takıp gezerlerdi. Bizim okulumuzun öğrencileri –yetenek sınavıyla girenler biraz daha şımarık olanları- Benetton marka torba takar gezerlerdi. Orada bile bile markalaşma, farklılaşma çabası vardı. Bütün bu fırlama örnekleri şunun için söylüyorum; bu ülkenin çok özgün çocukları bu okulda okudular, okuyorlar. Fakültemize daha büyük şehirlerden gelen öğrenciler de var. Anadolu Üniversitesi burayı hep bir kültürel doku, özgürlük alanı olarak inşa etti. Biz lejyoner kampı gibiyiz, her alanda omuz omuza ve ortak amaçları olan bir yapıdayız. Kendi ‘Görüntü Düzenleme’ derslerimden örnek vermek istiyorum.

Ders proje anlamında gece gündüz sürdüğü için tüm öğrenciler sırt sırta verip uyuyabilirler ve bu durum bundan sonra da böyle devam edecek. Herkes kendi sınırını bilir, kimse kimseyi suistimal etmez, ayıplamaz ve yargılamaz. Bu bizim birlikte olabilmemizin, bu kültürü yaşatabilmemizin ön koşulu.

İstanbul’da bir çok okula gittim hatta bir çoğunun kuruculuğunda bulundum. Gittiğimiz üniversitelerde sabah okulu neredeyse biz açıyorduk. Biz ders yaparken İstanbul’da mesafeler uzun olduğundan saat 15:00-16:00’da ayrılanlar olurdu. Bizde ise hocalarımız bazen gecelere bazense sabahlara kadar okulda kalırlar. Çünkü herkes burada ortak bir gaye için bulunuyor. Fakülteyi yaşayan, dinamik bir eve dönüştürmek lazım. Böyle olmadığı zaman ne hocalar sizleri tanır ne de sizler kitaplar dışında bir şey öğrenebilirsiniz. “Anadolu İletişim”i biz şöyle kısaltırdık: A-İLE… Bizler burada gerçek bir aileyiz. Dekan dostlarımdan bazıları tüm öğrencilerimizi ismiyle tanımamızı hayretle karşılıyor ve bunu nasıl başardığımızı soruyorlar. Ben bu soruyu kişinin kendisine sorması gerektiğine inanıyorum.
Prof. Dr. Erol Nezih Orhon 
Ülkemizin önemli eğitim kurumlarından Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin kurulmasında hocalarımızın büyük katkısı ve emeği varmış, siz de bu hocalarımızdan birisiniz. O günleri, kuruluş dönemini biraz anlatır mısınız?
Galatasaray Üniversitesi son derece güzel bir eğitim kurumu. Babam da Galatasaray Lisesi mezunu olduğundan, o kurumla birlikte işler yapmak benim için aileme hizmet etmek gibi değerli bir şey. Orada bize çok özel dostluklar sundular. Yalçın Hoca, Naci Hoca, ben, Ferruh Hoca uzun bir süre her Pazar aynı trenle İstanbul’a gidip Pazartesi veya Salı günleri aynı trenle döndük. Fakültemizin eski dekanlarından Prof. Dr. Osman Zıllıoğlu Galatasaray Üniversitesi İletişim fakültesi kurucu dekanı olarak gitti. Biz onlarla çok özel paylaşımlarda bulunduk ve çok güzel dostluklar kurduk. Dersleri oturtmak, programın içeriğini oluşturmak uzun zaman aldı. Dört seneye yakın derslere girdim.
 
Fakültemizin, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’deki yerinin farklı olduğusöylenir hep. Bu konudaki görüşünüzü de alabilir miyiz? (Kendisiyle ilgili küçük bir anınızı anlatabilir misiniz?)
Ben bir şeyi eksik söylersem hocaya saygısızlık etmiş olurum diye korkuyorum. Size şunu söyleyeyim: “Size babanız nasıl biri diye sorsalar ne dersiniz? Güzel şeyler gelir aklınıza hep değil mi?"

Babam vefat etmeden önce kendisine iyi ki söylemişim dediğim bir şeyi söyledim, herhalde Yılmaz Hoca için de başka bir şey söyleyemezdim. Babama şunu söyledim: Seni her zaman ne kadar çok sevdiğimi söylemek istedim. O da bana; oğlum anneler babalar bunu bilirler dedi. Babama o gün bambaşka bir şey daha söylemiştim. Bana hayatta keşke şunun babası benim babam olsaydı dedirtmediğin için şükrediyorum sana dedim. Yılmaz hoca da iyi ki hayatımdaymış ki keşke onun yerine başkası olsaydı dememişim.
 
“TÜRKİYE’YE ‘İLETİŞİM’ İSMİNİ İLK GETİREN YILMAZ HOCADIR.”

İletişim kelimesini fakülte ile buluşturan isim Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen hocamız değil mi?
Yılmaz Büyükerşen bizim varlık nedenimiz. Hatta YÖK başvurusunda Basın-Yayın Yüksek Okullarının yanı sıra dünyada ‘İletişim’ diye bir kavramın ortaya çıktığını ve haberleşmeyle iletişimin farklı iki şey olduğunu ortaya koyan bir diyalog gerçekleşmiş. Türkiye’ye ‘İletişim’ ismini ilk getiren Yılmaz Hoca’dır. Sadece isim olarak değil aynı zamanda iletişimi bir bilim olarak kabul ederek İletişim bilim dalını kurdu. Eskişehir eskiden gelişmiş bir kasaba gibiydi. Şu an dünyayı gezmiş olan birine Eskişehir’i sorsanız birçok Avrupa kentiyle eş değer olduğunu söyleyecektir.
 
Okulumuzun Eskişehir’de olmasının size göre avantajları veya dezavantajları  nelerdir?
Tek dezavantajı New York’a uzak olması.

Günümüzde neredeyse her meslek için önemli yeri olan yabancı dilin iletişimciler için daha da önemli olduğunu biliyoruz. Üniversitemizde İngilizce hazırlığın kaldırılması konusunda görüşlerinizi alabilir miyiz?
Bu durum stratejik bir nedenden dolayı geçici olarak böyle. Sonrası için, programın gerekçelerini, ihtiyaçlarını ortaya koyarak en az eski haline getireceğiz. İngilizce bizim alanımız için olmazsa olmazlardan. Biz zaten şu an %100 Türkçe‘ye dönmedik sadece en az %30’dan %30’a çektik. Bu ikisi farklı şeyler. Okulda hala dersler İngilizce olarak işleniyor.

“İLETİŞİM FAKÜLTESİNDE LE MONDE, NEW YORK TIMES GİBİ YAYINLAR YOKSA NE KONUŞUYORSUNUZ, NE ANLATIYORSUNUZ?”
 
Bir fakültedeki önemli bir diğer kıstas da ders seçimleri… İletişim Bilimleri Fakültesi’nde derslerin açılması, ders seçimleri ve sektöre yönelik derslerin belirlenmesi gibi süreçler nasıl işliyor?
Biz dış dünya ile çok etkileşim halinde olan bir fakülteyiz. Dış dünyadan kastım sadece Türkiye'deki sektör değil. Bugün ABD’deki 10 en iyi medya okulunun 6’sında bizim okulumuzun mezunları ya hoca ya da yönetici. Sektördeki mezunlarımızı gerek derslere davet etmemiz, gerek beraber projeler yürütmemiz, gerekse kamunun içinde farklı kurumlarla iş birliği yapmamız fakültemizin içeriden çok dışarıda olduğunun önemli bir göstergesidir. Dışarıda çalışıyoruz daha çok…
Dünya üniversitesi olmak böyle bir şey işte. Bunlar ekstra değil olması gerekenler. İletişim fakültesinde Le Monde, New York Times gibi yayınlar yoksa ne konuşuyorsunuz ne anlatıyorsunuz? Kendi küçük çöplüğünüzü mü anlatıyorsunuz? Dünyaya açık olmanız, dünyada olup bitenle kendinizi ilişkilendirmeniz lazım. Kendi konumunuzu tayin etmek için gerekiyor bu.

Uluslararası Reklamcılar Derneğinden çift diploma imkanı sunan Türkiye’deki tek iletişim fakültesi Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi. Bu akreditasyon sürecinin sadece Anadolu Üniversitesi’ne verilmesinin özel bir sebebi var mı?
Bu programlarımıza güven ile ilgili bir durum. Üniversitenin bilinirliliği, yaptığı işler referanstır. Belli yıllar içerisinde gelip düzenli olarak denetliyorlar. Dostluk bir yere kadar baki, sonrasında profesyonel dünya profesyonelce çalışır. Bizi denetleyen kuruluşlar sizinle eş bir partner olabiliriz dediklerinde süreç başlamış oluyor. Yirmi yıldan fazla bir süredir bu diplomayı veriyoruz biz.
 
Türkiye’de ilk Online Yüksek Lisans Programı açan fakülte Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi yanılmıyorsam. Programın işleyişi hakkında dönüşler nasıldır?
Ben de hoca arkadaşlarımdan takip ediyorum. Kurumsal İletişim online tezsiz yüksek lisans programı butik bir program. Şu ana kadar çok keyifli ve verimli geri dönüşler aldık. Hatta kutlamak için belli dönemlerde bir araya geliyorlar.

Öğrencilerinize staj konusunda destekleriniz nelerdir?
Tam destek veriyoruz. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinin bu konuda sahip olduğu birden fazla ağı var. Facebook’taki grubumuzun yanı sıra bin küsur kişiyi aşan bir mail grubumuz var. Bir dönem yaptığımız ve ilerleyen dönemlerde de yapacağımız İstanbul buluşmalarımız var. Bir dönem otellerde kamp yapmıştık. Belli bir süredir zaman sıkıntısından ve yoğunluktan dolayı bir türlü fırsat bulamadık. Bu yıl takvimimiz kapalı gişe adeta.
 
Sizin tabirinizle iletişim bilimleri fabrikamızın sektördeki yeri nedir? Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesini mezunlarıyla ve çıkardığı işlerle nasıl değerlendirirsiniz?
Beni ben anlatmamalıyım. Ama beni bana anlatanlardan duyduğum kadarıyla İstanbul’a nasıl Sivaslı ve Çorumlular hakimse, biz de Anadolulular ya da Eskişehirliler olarak biliniyoruz. Bizi her köşe başını tutmuş bir mafya topluluğu olarak görüyorlar. Biz en zararsız ve en keyifli virüs türüyüz, gittiğimiz yerlerde çoğalırız.
 
Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesinden mezun olan kişilerin iş bulmada yaşadığı avantajlar nelerdir?
Bizde eğitimin niteliğini eski mezunlar da çok iyi bilir. Bu okulda hangi hocanın elinden kim nasıl çıkar, bunun bir standardı vardır. Şu sıralar birçok okul kendini ödül kazanmaya adamış durumda. Biz bu sene penguen tavırları yüzünden Aydın Doğan Genç İletişimciler Yarışmasına okul olarak hiçbir eser yollamadık. Eminim oraya özel kamplar kurarak katılan okullar var. Onlara söyleyeceğim tek bir söz var: O ödül alan arkadaşlar bir yıl sonra nerede? Ben bir yıl sonra hangi mezunumun nerede olduğunu söyleyebilirim ama onlar söyleyemez.
Genç iletişimci adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir? Neden Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesini tercih etmeliler?
 
Tek bir şey söylemek istiyorum: Kendilerini iyi bir şekilde konumlandırıyorlarsa hayatlarında bir yerlerinin olduğuna inanıyorlarsa tek tarifi var bu işin, krallar krallarla dans eder…
 
Teşekkürler... 

6943 kez okunmuş Kaan Öztamur

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.