Hayatın neresinde durmak lazım?

Köşe Yazısı - 28 Şubat 2011, Pazartesi
Pazarlama&Marka: Yelda İpekli

Hayatı, tiyatro eseri seyreder gibi seyretmek mi?, başrol yada konuk oyuncu gibi oynamak mı? Eseri yazmak mı yoksa yazılan bir eseri yönetmek mi?
Hayatın derinlerinde mi yaşamalı, yoksa sığ alanlarında ve daha geniş yüzeylerde mi?
 
Bazı felsefi akımlara göre teflon tava misali olmamız öneriliyor. Yani “sen seyircisin hayatı tiyatro seyreder gibi izle ve mutluluğu yakala” diyorlar. Muhtemelen, günlerimize gün kattıkça bakış açımız ve beklentilerimiz de şekilleniyor. Ve zaman zaman hayatın tüm  noktalarında bulunuveriyoruz. Benim kendime ve şu aralar çalıştığım projelerde çekirdek gruplara sorduğum,  ağırlıklı olarak yada tercih olarak hayatın neresinde durduğumuzla ilgili. Genetik kodların ve yetiştirilme tarzının ve hatta eğitiminde bu konuda çok belirleyici olduğunu kabul ediyorum ama yine de sorguluyorum. Hayatın neresinde duruyorum? Ya da neresinde durmam lazım?
Stratejik Pazarlama konusunda danışmanlık verdiğim bir proje grubuna dün aniden bunu sordum. Şirket olarak “ hayatın neresinde durmalıyız ?” Düşünmemiştim odaklanarak bilinç altımda muhtemelen mesleki jargon altında konumlandırmak, kurgulamak, yapılandırmak gibi ifadelerle düşünüp ticari cevaplarda vermiştim. Ancak yaşamsal döngü anlamında düşünmemiştim.
 
Markaların ve şirketlerin kaderini onları yöneten kişilerin karakterlerinin belirlediği, şirket çok  kurumsal ise  en azından  etkilediğini biliyoruz. Yani yönetici yada karar verici “hayatın neresinde durmak istiyorsa şirket yada markasını da oraya yönlendiriyor” Muhtemelen bunu çok bilinçli yapmıyor ama duygusal etkileşim markada-üründe-şirkette kendini gösteriyor. Meslekdaşlarım “aman yelda kurumsal kimlikten bahsediyorsun işte” diyorlardır şimdi ama ben başka bir şey diyorum kurumsal duygudan, kurumsal iç görüden bahsediyorum. Stratejik kurgularda; trendler göz önünde bulunarak şirket-ürün-marka ile ilgili uzun dönemli süreçleri oluştururuz. Ve bunu yaparken bu sürecin içinde ki kişilerin hayatın neresinde durdukları verisini çok da ön planda tutmayabiliriz çünkü elimizde daha ticari, daha rakamsal, daha yaşamsal raporlar, analizler, tablolar, grafikler vardır. Hayat değişiyor büyük bir hızla tükeniyor dediğimiz , bitti dediğimiz tüm noktalardan farklı tomurcuklar filizleniveriyor. Keşke duygularımızın, kalbimizin sesini, kendi kendimize yaptığımız konuşmaları, içimizde ki cam kırıklarını yada kanat çırpan kelebekleri de raporlara , analizlere, tablolara dökebilsek…
 
Tercihlerimizle bizim hayat duruşları arasında çok kuvvetli bir bağ var.
Bazen olmak istediğimizi seçerek alırken , bazen tam bizim gibi olduğunu düşündüğümüzü alıyoruz. İşte bu yüzden siz hayatın neresindeyseniz tercihleriniz, tüketim alışkanlıklarınızda hayatın orasında olan ürünler-markalar yönünde gelişiyor.
Markanın-Şirketin iç görüsü sizinkiyle paralel ise sadakatiniz ve tercihiniz de o yönde oluyor. Trendler aslında hep iç görüler. Kalben inandığımız, zihinsel olarak heyecanlandığımız her şey trend olarak hayatımıza akmıyor mu?
Hayat hızla bireyselleşiyor. Kararlar, yaşamlar tek’lik üzerinde. Bunun tartışmasına yorumuna girmeyeceğim bu da bir dönem çicek çocuk dönemi, asi gençlik dönemi gibi yaşamsal bir dönem sosyologlar muhtemelen yorumlarını dönem sonunda çok daha net yapabilecekler. Benim bildiğim tek şey içinde bulunduğumuz bu dönemde “hayatın nesrinde” durduğumuzu sorgulamamız gerektiği…
 
Ataol Ustanın o çok bilinen şiirinde
Yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın
Göklere denize tüm evrene karışırcasına
Dediği gibi bir tercihse bu her düştüğünüzde göz pınarlarında biriken yaşlara rağmen “acımadı ki” diyecek kadar çocuk kalabilmeyi dilerim.
 
Karnımızda ki kelebek kanatları çok ca hissedeceğimiz bir hayat duruşu  ne de güzel gülümsetir insanı….
 
Gülümsemek biraz da hayata kafa tutmak gibi gelir bana…..
 
Sevgiyle….

18549 kez okunmuş Yelda İpekli

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Çok Şükür...   1650 gün önce eklendi
Hayatın genişliği, uzunluğundan daha önemli...   1682 gün önce eklendi
Moda mı? Pazarlama zekası mı?   1730 gün önce eklendi
Merak...   1759 gün önce eklendi
Hadi karşıya geçelim...   1856 gün önce eklendi
Hangi markalar fark yaratacak?   1908 gün önce eklendi
Daha İyi'nin Sınırları...   1941 gün önce eklendi
Moda GEÇİCİDİR, Stil HER ŞEYDİR...   1958 gün önce eklendi
Koyun/Keçi Yılı... 2015   1981 gün önce eklendi
Nesnelerin interneti...   1997 gün önce eklendi
Özgürlük dijitale kadar...   2005 gün önce eklendi
Yeni bir yıl, yeni bir ajanda...   2038 gün önce eklendi
Marka Olmak, Marka kalmak; 'Türkiye Markası'   2098 gün önce eklendi
Evren; herkes için bir şarkı saklar...   2151 gün önce eklendi
Şimdi parmak izi yaratma zamanı...   2191 gün önce eklendi
12. yüzyıl nasıl MARKA DEĞERİ olur?   2208 gün önce eklendi
Tasarım Hayatın Ta Kendisidir!   2256 gün önce eklendi
Japon iş kültüründe incelenmesi gereken prensipler...   2343 gün önce eklendi
Her gün yeni bir gün...   2413 gün önce eklendi
Post Modern Çağda Hayatlar   2856 gün önce eklendi
Anadolu'da Üretilir, Dünyada Tüketilir   2988 gün önce eklendi
Markalar da Özür diler... Bir case study :)   3133 gün önce eklendi
ZAMAN YÖNETİMİ Mİ...? MUTLU YILLAR   3406 gün önce eklendi
• Hayatın neresinde durmak lazım?   3448 gün önce eklendi
Güneş Doğudan Yükselir   3526 gün önce eklendi
Zannetmek Yasaktır   3609 gün önce eklendi
Tatiller Ne İçindir?   3654 gün önce eklendi
Turizm HEDONİZM'in Hizmetinde   3758 gün önce eklendi
Müşteri Kraliçemdir   3777 gün önce eklendi
Tüm Trendler Out...   3784 gün önce eklendi
Yeni Şeyler Söylemek Lazım...   3812 gün önce eklendi

Yorumlar

yağmur kav   2 Mart 2011, Çarşamba


Merhabalar,

Yazınızı okurken bile hayatın bulunduğumuz noktasından sıyrılıp , şuan olmak istediğimiz yer hayaline kapılıp, çalan bir tel gibi bir dış uyarıcıyla kendimizi yine aynı noktada buluyoruz.
Aslında insanların sabit yaşayış şekilleri,alışıgelmiş davranışları , bulunduğu yerden farklı bir yaşam tarzına en basitinden alıştığı bir markanın dışına cıkmaya bile çekiniyorlar.
Bir çocuğa bir kere soba sıcak diye ellememesi konusunda uyarıldıysa belki o çocuğun soba yanmazken bile eli sobaya hiç gitmeyecektir.
Bir firmanın tüketici tercihlerine uygun bir strateji oluşturabilmesi için önce tüketicinin kendini tanıması ne istediğini bilmesi gerekir,
Kendini tanımayan bir insanın tatmin olmayan uçsuz bucaksız istekleriyle ne kendisine nede işletmeye faydası olmayacaktır.
Aslında insanın hayatın nerde olduğunu sorgulamaya başladığı an , kafasında beliren soru işaretleri , tam durağan bir noktada olmadığının göstergesidir.
İnsanlar dünyada kocaman bir boşlukta olmayı , ne de yalnız kalmayı hatta bazende bir grubun parçası olmayı istememektedirler.
Öncelikle tek başına mı yol alacağına yada bir bir yap bozun en önemli parçası mı , yoksa bir bilgisayarın üzerindeki not kağıdı olmak mı tercihimiz buna karar vermeliyiz, insanın kendini tanımlamaya başladığı an yolun rotası ve yaşam tarzıda bu doğrultuda şekillenecektir.


Teşekkürler,
İyi çalışmalar
Yağmur Kav.

Gürsel Kılıç   30 Mart 2011, Çarşamba

Hayatın Neresinde Durmak Lazım?
Yazınız ile bir iletişimci için gerekli ve yaşantımızda uygulanabilir fikirler sunmaktasınız....Ayrıca dildeki sadeliğiniz,dili kullanımdaki akıcılığınız ŞİİR tadında
olup okuyucu üzerinde olumlu izlenim
burakmaktasınız....



Teşekkürler......

fahri sarac   23 Mayıs 2011, Pazartesi

Dildeki akıcılıktan ziyade bu pozif fikirlerin uygulanabilirliği konusunda neler yapılabilir, tüketiciyi ne kadar biliçlendirebilir.Bu konuda çalışmalar yapılmalı ve üzerine ölçüm teknikleri uygulanmalı verimliliği değerlendirilmelidir bence.Halkımızın hızla bilinçlenme arzusu içerisinde olması şirketlerin politikalarını bu çalışmalar üzerinde kurması da muhtemeldir.
Tüşükkürler...

Mustafa Bostan   12 Ekim 2012, Cuma

teşekkür ederim bu yazıyı paylaştığının için
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.