Evren; herkes için bir şarkı saklar...

Köşe Yazısı - 17 Eylül 2014, Çarşamba
Pazarlama&Marka: Yelda İpekli

Kitap okumanın mevsimi olmaz ama nedense yaz aylarında daha çok okuyorum. Elimdeki son kitap Alan Cohen'dendi. Yazar ruhsal dünyamıza sorular soran kitaplara imzasını atıyor.
Çok verimli yazarlardan biri...
Bir hikayesi ile karşılaştım, aynen aktarıyorum….
"Sizin Şarkınız Çalıyor..."

Bir Afrika kabilesinde, bir kadın hamile olduğunu bildiğinde, birkaç arkadaşı ile vahşi ormana gider ve onlarla birlikte dua eder, meditasyon yapar, bebeğin şarkısını duyana kadar...
Farkındadırlar ki her ruhun, kendi benzersiz lezzetini ve amacını ifade eden bir titreşimi vardır. Anne adayı bu şarkıya uyumlandığında, hep birlikte yüksek sesle söylerler. Sonra kabileye geri dönerler ve herkese öğretirler.

Bebek doğduğunda, kabile toplanır ve bebeğin şarkısını ona söyler. Daha sonra, çocuk eğitim çağına girince kabile yine toplanır ve çocuğun şarkısını söylerler. Çocuk ergenliğe geldiğinde, evlendiğinde kendi şarkısını duyar. Nihayet, doğumda olduğu gibi, ölüm döşeğinde de arkadaşları ve ailesi etrafında toplanır ve onun şarkısını söyleyerek, onu diğer hayata uğurlarlar.

Bu Afrika kabilesinde kabile halkının çocuğa şarkı söylediği bir durum daha vardır: Eğer çocuk, hayatının herhangi bir aşamasında bir suç işler veya topluma aykırı bir davranışta bulunursa, köyün ortasına çağrılır; tüm kabile halkı onun etrafında bir çember oluşturur ve onun şarkısını söylerler. 

Kabile topluma aykırı bir davranışına ceza ile değil, sevgi ve kimliğin hatırlanması ile yaklaşılmasını fark etmiştir. Kendi şarkınızı fark ettiğinizde, başka birisini incitme ihtiyacı veya arzusu duymazsınız.

Alan Cohen
 
Bu hikaye; -mesleki rahatsızlık kabul ediyorum : ) -Markaların parmak izleri, kişisel markamız, bizim evrendeki şarkımız, bizim markamızın neresinde sorularına götürdü beni...
Sonuçta hızla her şey ve herkes birbirine benzerken, hep aradığımız farklılaşmak, ayırt edilir olmak değil mi ? Hepimizin varlığımıza ait bir şarkısı var ise işte bu bizim kişisel markamız demek değil miydi?
Aslında bizi toplumla, evrenle uyumlayan davranışlarımız, tercihlerimiz, vaadlerimiz ise tüm bunlar MARKAMIZ  tanımını oluşturmaz mı?
Marka; yaşama dair, inandığınız felsefeniz hayat duruşunuz olarak tanımlanabilir.
Sadece ürün ve hizmetler için değil tüm renklerin hıza kaybolduğu günümüzde, kendimizi ifade etmenin en kolay yolu olarak bile düşünülebilir. Marka olmak için sadece zarfın değil, mazrufun da hedef kitle tarafından kabul görmüş, tercih edilmiş olması ve uzun dönemde bu hedef kitleye aynı vaadi yaşanır kılma gerekliliği kaçınılmaz.

Bu tanımı kendi hayatımıza uyarlarsak, hayata dair donanımımız ile çevremiz tarafından nasıl algılandığımız, ortak hayat dilimine kattığımız tek bir cümle ile nasıl ifade ediliyorsa işte bu kendi markamızın anahtarını oluşturuyor. Instagram hesabınıza bu gözle baktınız mı hiç? Orada kendi markanızla ilgili bir hikayeyi izleyicilere sunuyorsunuz. Peki sunduğunuz, sizin evrendeki şarkınızla uyumlu mu?
Nasıl ki bir ürün ve hizmet markasının tüketiciye söylediği ile yaptığı uyumsuz olduğunda başarısızlık kaçınılmaz ise sizin de sosyal medyada yansıttığınızla gerçek hayatınızda yaşadıklarınız arasındaki tutarsızlık evrendeki şarkınızın ritmini bozar.
Özgün olmak, farkedilir olmanın en güçlü kriteri ve bu özgünlük de ancak kendimizi tanımakla mümkün. Dostlarımız, maneviyatımız, eğitim ve kültürel değerlerimiz, ailemizden ve genetik kodlarla taşıdığımız ne kadar hazinemiz var ise, hedeflerimizi, hayallerimizi ve var oluş amacımızı gerçekleştirmek için çalışırlar yeter ki biz farkına varalım.
Bilir misiniz; bebek yeni doğduğunda topuk izi annesinin parmak izi ile aynı. Evren böyle mucizeleri saklarken bizim tek yapmamız gereken kendi mucizemizi tanımlamak olmalı ve bu bile hepimizin birer marka olduğunun kanıtıdır. Yeter ki MARKA DEĞERİMİZİ, kendi özgünlüğümüzde ifade edelim.
İnsan olmanın ne demek olduğunu sorguladığımız bir çağdayız. Vicdanın, etik değerlerin, maneviyatın, ruhsal gelişimin en çok sorgulandığı bu çağın, teknoloji dediğimiz ve aslında her şeyin kontrol altına aldığımızı düşündüğümüz bir döneme gelmesi ne kadar ilginç değil mi?  

4647 kez okunmuş Yelda İpekli

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Çok Şükür...   1863 gün önce eklendi
Hayatın genişliği, uzunluğundan daha önemli...   1895 gün önce eklendi
Moda mı? Pazarlama zekası mı?   1943 gün önce eklendi
Merak...   1972 gün önce eklendi
Hadi karşıya geçelim...   2069 gün önce eklendi
Hangi markalar fark yaratacak?   2121 gün önce eklendi
Daha İyi'nin Sınırları...   2154 gün önce eklendi
Moda GEÇİCİDİR, Stil HER ŞEYDİR...   2171 gün önce eklendi
Koyun/Keçi Yılı... 2015   2194 gün önce eklendi
Nesnelerin interneti...   2210 gün önce eklendi
Özgürlük dijitale kadar...   2218 gün önce eklendi
Yeni bir yıl, yeni bir ajanda...   2251 gün önce eklendi
Marka Olmak, Marka kalmak; 'Türkiye Markası'   2311 gün önce eklendi
• Evren; herkes için bir şarkı saklar...   2364 gün önce eklendi
Şimdi parmak izi yaratma zamanı...   2404 gün önce eklendi
12. yüzyıl nasıl MARKA DEĞERİ olur?   2421 gün önce eklendi
Tasarım Hayatın Ta Kendisidir!   2469 gün önce eklendi
Japon iş kültüründe incelenmesi gereken prensipler...   2556 gün önce eklendi
Her gün yeni bir gün...   2626 gün önce eklendi
Post Modern Çağda Hayatlar   3069 gün önce eklendi
Anadolu'da Üretilir, Dünyada Tüketilir   3201 gün önce eklendi
Markalar da Özür diler... Bir case study :)   3346 gün önce eklendi
ZAMAN YÖNETİMİ Mİ...? MUTLU YILLAR   3619 gün önce eklendi
Hayatın neresinde durmak lazım?   3661 gün önce eklendi
Güneş Doğudan Yükselir   3739 gün önce eklendi
Zannetmek Yasaktır   3822 gün önce eklendi
Tatiller Ne İçindir?   3867 gün önce eklendi
Turizm HEDONİZM'in Hizmetinde   3971 gün önce eklendi
Müşteri Kraliçemdir   3990 gün önce eklendi
Tüm Trendler Out...   3997 gün önce eklendi
Yeni Şeyler Söylemek Lazım...   4025 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.