reklam
reklam
reklam
reklam

Eğitim ve Kültürle 25 Yıl Paneli Notlarım...

Köşe Yazısı - 11 Mart 2017, Cumartesi
Genç PR: Meltem Okatan

Ülkemizin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması için en önemli faktörün eğitim olduğuna inanan ve bu alandaki iyileştirmelere katkıda bulunmayı amaçlayan 21. Yüzyıl Eğitim ve Kültür Vakfı (YEKÜV), kuruluşunun 25. yılı kutlamaları kapsamında alanında uzman isimlerin katıldığı bir eğitim paneline imza attı.

11 Mart 2017 tarihinde Acıbadem Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşen panele; gerek literatüre kazandırdığı kitaplarıyla, gerek makaleleriyle gerekse televizyon programlarıyla Türkiye’de sosyal bilimler alanına katkılarıyla bilinen ünlü toplum bilimci Prof. Dr. Emre Kongar, Türkiye’de sivil toplum denilince akla ilk gelen isim olan İbrahim Betil ve çalışma ekonomisi, kalkınma ve ekonomik demografi alanlarında çeşitli bilimsel çalışmaları bulunan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Murat Kırdar katıldı. Ayrıca üç eski YEKÜV bursiyeri Yrd. Doç. Dr. Fatih Artvinli, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğrencisi Mehmet Yıldız, İTOBOT şampiyonu lise öğrencisi Firdevs Nur Kaya da konuşmacı olarak panelde yerlerini aldı.

Panelde, ülkemizde var olan eğitim modeli, değişen koşullarda gelişen eğitim seviyesi, siyasi iktidarların eğitim sistemine bakış açıları, Eğitim Reformu’nun getirdiği yenilikler ve sivil toplum kuruluşlarının eğitime olan katkıları gibi başlıklar üzerinde duruldu. Moderatörlüğünü Acıbadem Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ata Akın’ın yaptığı panelin açılış konuşmasını YEKÜV Üst Danışma Kurulu Üyesi Işın Özdemir yaptı.

“Türkiye’nin geleceğini eğitim belirleyecek ve bunda hepimizin payı olacak.”
”YEKÜV olarak 1992’den beri eğitimin her kademesine katkı sunmaya çabalıyoruz. 25 yıl önce ülkenin sorunlarının çözümünü eğitimde arayan bir grup eğitim gönüllüsü ile 10 tıp öğrencisine karşılıksız eğitim bursu vererek, yola çıktık. Umut Kızlar Projesi ile kırsal bölgelerde eğitimlerini sürdürmekte zorlanan kız öğrencilerimizin barınmalarına imkan tanıyacağımızı, Anadolu’ya Armağan Projesi gibi pek çok proje ile on binlerce çocuğun eğitimine katkıda bulunacağımızı hayal bile edemezdik. Ama umut ettik. En temel insan hakkı olan eğitim hakkından yararlanmayan tek çocuğumuz kalmasın diye umut ettik ve çabaladık. İsmimizin yüklendiği anlamda vizyon ve misyonumuz saklı: 21. yüzyıl diyerek ideal eğitimin çağın gereklerine uyacak şekilde düzenlenmesi için elimizi taşın altına koyacağımızın, eğitim ve kültür diyerek eğitime geniş bir perspektiften bakacağımızın ve sosyo-kültürel, kişisel gelişimi önemseyip maddi katkıdan çok daha önemlisi gençlerimizle gönül bağı kuracağımızın sözünü tutmuş olmanın haklı gururunu yaşıyoruz.” Sahneye Türkiye’nin geleceğini eğitim belirleyeceğinin ve bunda hepimizin payı olacağının altını çizerek veda eden Işın Özdemir, sözü Prof. Dr. Emre Kongar’a bıraktı.

Eğitimin Toplumsal Dönüşüme Katkısı
Prof. Dr. Emre Kongar


Konuşmasına Türkiye’nin çağdaş, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirterek başlayan Kongar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu ülkenin nitelikleri eğitimle kazanıldı ve eğitimle devam ettirilecek. Eğitim insanın yeniden üretimidir. Eğitim insana belli değerlerin aktarılması demektir. Her bireye, içine doğduğu aile ve büyüdüğü toplum bazı şeyleri öğretir. Doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü hatta güzel ile çirkini… Her toplum içine aldığı bireyi o toplumun üyesi yapmak için kendi değerlerini ayrıca öğretir. Buna vatandaşlık denir. Bu eğitim ailede başlar ve kitle iletişim araçlarıyla üzerine eklenir. Daha sonra arkadaş grupları ve ardından okul ile devam eder. Okulda da bitmez, iş hayatı da eşi ile kurduğu aile de bireyin eğitimine katkıda bulunur.“

“Her iktidar kendi ideolojisine ve kendi toplum anlayışına göre eğitimi düzenlemek ister.”
“Toplayıcı-Avcı Toplum, Yerleşik Toplum, Sermaye Toplumu ve Bilişim Toplumu olmak üzere 4 temel toplum modeli bulunuyor. Her toplum kendi eğitimini getiriyor. Her aşama bir sonrakinin filizlerini taşıyorken bir öncekinin de kalıntılarını taşıyor. Eğitim her toplumun kendi ideolojisini o topluma öğretmek, dayatmak ve geliştirmek için kullanılıyor. Her iktidar da kendi ideolojisine ve kendi toplum anlayışına göre eğitimi düzenlemek istiyor. Osmanlı örneğini ele alacak olursak, dünya Endüstri Devrimi’ni yaşadığı sırada Osmanlı tarım döneminde kaldı. Teknolojisi olmadığı için savaşlarda yeniliyor ve haliyle çöküyor. Ardından Kurtuluş Savaşı mucizesini atlatıyor. İkinci mucize ise Atatürk ve arkadaşlarının tarım toplumunda 11-12 milyon insan ile kaçırılmış Endüstri Devrimi’ne uygun toplum ve devlet kurması. Malzeme tarım toplumu... Bu örnekte toplumu eğitim ile dönüştürmeyi görüyorsunuz. Köy enstitülerini kapatan İsmet Paşa, 2. Dünya savaşı sonrası farklı bir sisteme dönüştürüyor. Türkiye de endüstriye geçecekken, çok partili demokrasi tekrar tarım isteyen insanların eline geçiyor. İşte bizim en büyük sorunumuz burada baş gösteriyor: Yeniliklere uymamak, çağdaşlığa ayak uyduramamak…”

Sivil Toplum Kuruluşlarının Eğitime Katkıları
İbrahim Betil


“Dünyanın 18. büyük ekonomisi noktasına gelen Türkiye, Birleşmiş Milletler’in yaptığı insani gelişim endeksine göre eğitime erişimde mükemmellik düzeyinde 92. Sırada. Bunun temel nedeni uzun yıllardır eğitim sisteminin merkezi bir anlayışla tasarlanmış olması. Türkiye’de ideolojik bir beyin formatlama modeli görüyoruz. Sosyal sermayeyi ve insani gelişimi engelleyici, toplumsal gelişime hiçbir olumlu katkısı olmayan bir anlayış hakim. İktidar kimin elindeyse merkezi anlayış onun istediği şekilde ilerliyor.

Bunu devlete mi bırakacağız yoksa bizler sadece eleştirecek miyiz yoksa değiştirmek için bir şeyler yapabilir miyiz?

Demokraside katılımcılık önemlidir ve sivil toplumun katılımcılığı farklı düşüncelerin eğitim dünyasına entegre edilmesiyle mümkün olabilir. O nedenle yıllardır çeşitli sivil toplum kuruluşlarının farklı açılardan etkili olabileceğini düşünerek çeşitli girişimlerde bulunduk.
Eğitime katkı sağlamak amacıyla yola çıkan sivil toplum kuruluşları çoğulculuğu savunan bir eğitim modelini ön planda tutmaktadırlar."

“Türk Dil Kurumu’ndaki genç kelimesinin tanımı merkezde tasarlanan yaklaşımı çok iyi yansıtıyor.”
Merkezi ideolojik anlayışı değiştirebilmek için Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nı kurduk. Gönüllülerimiz milyonlarca çocuğun yeteneklerini ve yaratıcılıklarını geliştirecekleri çeşitli ortam lar hazırlamaya başladılar. Çocukların farklı yeteneklerini desteklersek ancak o zaman toplumda bir gelişim yaratabiliriz. Türk Dil Kurumu’ndaki genç kelimesinin tanımı gelişimini tamamlamamış, zihin bakımından yeterince gelişmemiş, yeni gelişmekte olan olarak kullanılıyor. Bu tanım merkezde tasarlanan yaklaşımı çok iyi yansıtıyor. Oysa ki öğrenme yeteneği 3-10 yaşları arasında, zeka ise 14-18 yaşları arasında en üst seviyededir.

Bu anlayışı ancak sivil toplum değiştirebilir. Eğitime katkı denilince herkesin aklına okul yaptırmak geliyor fakat bu yeterli değil. Öğretmen faktörü çok önemlidir. Türkiye’de yaklaşık 800 bin öğretmen meslek yaşamı boyunca mesleki gelişim eğitimi almadan emekli oluyor. Yani 20 yıl önce üniversitede aldığı eğitim neyse 20 yıl boyunca aynı anlayışla eğitim vermeye devam ediyor. Geri kalan yüzde ellilik kesime ise 400 kişilik salonlarda toplanıp power point sunumlarla birtakım eğitimler veriliyor. Eğitimi değiştirmenin temeli öğretmene dokunmak… Bunun için bir proje yazdım ve Öğretmen Akademisi Vakfı’nı kurduk. Dünyanın öğretmen eğitimi veren kurumlarını araştırdık ve en başarılı olanını belirleyerek onların gerçekleştirdiği 3 modül aldık. Milli eğitime anlattık. Kabul edildi ve başladık. Kurulduğundan bu yana 150 binden fazla öğretmene mesleki gelişim eğitimi veriyoruz. Konferans şeklinde değil, istekli olan okullara eğitmenlerimizi gönderiyoruz.

Amaca odaklanıp şeffaf olursanız ve bunu herkesin anlayacağı şekilde duyurursanız herkesin güvenini kazanmış oluyorsunuz. Bu proje ile Milli Eğitim Bakanlığı onların üzerinden yük aldığımız için bizlere teşekkür etti.

“Sivil toplum kuruluşları hesap verebilir olmalı.”
Sivil toplumun eğitime katılımını farklı yaklaşımlarla desteklememiz gereklidir. Merkezi anlayışı kırmalıyız. Seyirci olarak kalırsak, sadece eleştirmekle kalırsak bu değişimi yaratamayız. Bu nedenle sivil toplumun Türkiye’de daha da güçlendirilmesi yönünde gençlere çok önemli görevler düşüyor. Türkiye’de 110 bin dernek var. Sivil anlayışla hareket eden 25-30 bin dernek kalıyor. Gelişmiş ülkelerde, örneğin 10 milyonluk İsveç’te sivil toplum kuruluşu sayısı 220 bin. Türkiye çok geri kaldı. Bu sayıyı ancak şeffaf olarak, hesap verebilir olarak, toplumda güven kazanarak artırabiliriz. Sivil toplum kuruluşlarına destek artarsa eğitim de iyi yönde gelişir. 

Eğitim Ekonomisi ve Eğitimin Ulusal İlerlemeye Katkısı
Doç. Dr. Murat Kırdar


“Eğitim ekonomisi 1960’lı yıllarda iktisat literatürüyle ortaya çıkmıştır. Önceleri eğitim, zengin sınıfların tükettiği bir araç olarak görülüyordu. İlk olarak Becker Human, Capital adlı kitabında bireylerin eğitim kararlarını mal varlığı gibi bir yatırım kararı olarak modellemiştir.” Kırdar, yaptığı bilimsel araştırmalar sonucu elde ettiği ülkemizin kırsal kesimlerindeki eğitim seviyesinin kentsel kesimlerdekine oranla daha düşük olduğu, en fazla eğitim yatırımlarının % 55 oranında üniversitelere yapıldığı gibi bulgularını da paylaştı.

Eğitim politikaları analizine bir örnek: 1997 Eğitim Reformu’nun eğitim çıktıları, işgücü piyasası ve demografik çıktılar üzerindeki etkileri araştırması:
  • Kentte 1. ve 8. sınıflardaki öğrenci sayısı 1997 yılında 6.7 milyon iken orta öğretim zorunlu olduktan sonra 3 yıl içinde 1 milyon civarında artış görüldü. Kırsalda da artış oldu fakat öğrenci sayısı daha azdı.
  • Yatılı ilköğretim bölge okulları açıldı. 2003-2004 eğitim yılında 600 civarı YİBO açıldı. Günümüzde yeni sistemle yatılı okullarda azalma görülüyor.
  • Küçük yerlerdeki çocuklar taşımalı eğitim kullanmaya başladı.
  • Bu politika eğitim süresini kırsal bölgelerdeki kız öğrenciler için 1.5 yıl, erkekler için 1.3 yıl kadar artırdı.
  • Kız çocuklarının 16 yaşına kadar evlenmiş ve doğum yapmış olma olasılıklarını yüzde 50 azalttı. Fakat burada sadece bir öteleme var. 18-19-20 yaşlarında aynı oranda evlilik görüldü. Uzun vadeli bir etkisi olmuyor, sadece daha fazla eğitim almış oluyorlar.
  • Bir yıl daha fazla okula gitmek erkekler için 2-2,5 civarında gelir artıyor, kadınlar için ise yüzde 7-8 civarında artıyor.
  • Reform ile artan eğitim süresi kadınların iş gücüne katılma oranını artırdı.
  • Eğitim reformu ile alınan ek eğitim nedeniyle sonraki yıllarda eğitim amacıyla başka bir ile göç etme olasılığı da arttı. 
 
 

1392 kez okunmuş Meltem Okatan

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
• Eğitim ve Kültürle 25 Yıl Paneli Notlarım...   105 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.