reklam
reklam
reklam
reklam

Burçak Çöllü... Genç Ve Yetenekli Bir Sanatçı O...

Köşe Yazısı - 15 Haziran 2010, Salı
İş ve İşletme: Recep Ali Aksoylu
 
Burçak Çöllü’yü tanıyanlar, sanat dünyası dışında şimdilik sınırlı. Şimdilik diyorum, zira önümüzdeki yıllarda bir şekilde geniş kitlelerin tanıyacağı çok yönlü genç bir sanatçı O.  
 
Liseyi, ITÜ Türk Müziği Devlet Konservatuarında okudu. Sonra da konservatuarın “Komposizyon” bölümüne devam etti. Besteci ve kompozitor olarak eserleri AKM’de, Şehir Tiyatrolarında, farklı tiyatrolarda çalınıyor, seslendiriliyor. Ama O, ta ilkokul yıllarından beynine işlenmiş tiyatro virüsünün etkisiyle bir yandan da tiyatrolarda rol alıyor, oyun müzikleri yapıyor derken bu kez sezonun son ayında tiyatro izleyicilerinin karşısına oyun yazarı ve yönetmen olarak çıktı.  
 
Antalya' da doğdu. Her çocuk gibi o da ablası Başak’la evde annesine bitmek bilmeyen temsillerle tiyatral yanını sergiledi durdu. Bu ev temsilleri ona, ilk okula devam ederken, Antalya Belediye Tiyatrosu' nun yaz okulunda tiyatroyla tanışmasını sağladı. Bu arada aldığı keman eğitimi, sonraki yıllarda hep ikilem yaşamasına, müzikle tiyatro arasında gidip gelmelerine neden oldu. Hatta bir dönem bu ikilem, “konservatuarda ben yanlış bölümde mi okuyorum ?” sorusuna kadar bile vardı.  Nitekim, konservatuarı henüz yarılamıştı ki, özel tiyatro eğitimi almaya karar verdi. Benim o günlerde merak ettiğim, konservatuar, uzak doğu sporları, çalışma hayatı ve diğer hobileri yanında bu eğitime de nasıl zaman yaratabileceği idi. Çünkü, Mef Eğitim Kurumlarının yayıncılık şirketi Mef Yayıncılıkta Felsefe Bölümü Yayın Kurulu Üyesine asistanlık yapıyordu. Yanı, daha 20’sine varmadan profesyonel sayılabilecek bir işi de vardı.
 
O’nu bu döneminde tanıdım. Cevheri belliydi. Bugünkü sanatçı kimliğinden, kendisini yazmama neden olan ilk oyunu LYDİA’dan da önce, bu dönemini öncelikle paylaşmak istiyorum. Tiyatro ve müzik dünyası artık O’nu tanıyor ama, onların da bilmediği yönü; MEF ÖSS Yayınları Yayın Kurulundaki performansıdır.  
 
2005’de MEF Eğitim Kurumları bünyesinde bir gençlik gazetesi çıkarmaya karar verdik. Türkiye genelinde lise öğrencileri için, içerisinde “ders” olmayan bir gazete. Dergi değil. Uzun bir hazırlık süreci, fizibiliteler, uzman katkıları, müthiş bir içerik derken 3 prova sayısı bastık. Gazete profesyonellerin kontrolünde ama ağırlıklı Mef Dershaneleri öğrencileri veya Mef Dershanelerinden üniversiteye geçmiş gençlerin omuzlarında olacaktı. Çünkü amacımız, lise gençliğini en iyi anlayacak, onlarla en sıcak iletişimi kurabilecek bir mecra oluşturmaktı. Burçak, liseden sonra da konservatuarda okuyacağından dershaneye gelenler arasında yoktu ama daha önceden yazdığı birkaç hikayeyi, denemeyi benden değerlendirmemi istediğinde, kaleminin farkına varmış ve ona bu gazetede bir köşe ayarlamıştım. Ana sponsorumuz olacak banka projeden çekilince, Burçak’ın yazarlığı da provalarda kaldı. Ama hemen ardından Burçak’ı bu kez ÖSS Yayın Kurulumuza part-time felsefe asistanı olarak göreve başlattım.
 
Yayın Kurulumuzu MEF’in en kıdemli öğretmenlerinden oluşturmuş, sonrasında da oluşturduğumuz yayınlarla zaten tüm eğitim camiasının takdirlerini kazanmıştık. Diğer derslere nazaran Felsefe zümresinin yayın içeriği daha uzun metinler içeriyordu. Karakteri gereği bu zümrenin dili de ağırdı. Bölüm Başkanımız Necla Kaya, çok donanımlı bir öğretmendi ama lise öğrencilerinin felsefe zümremizin yazı dilini nasıl buldukları konusunda tereddütlerim vardı. Bilgileri olmadan felsefe bölümünün bazı dergi ve test metinlerini yorumlaması için Burçak’a verdim. Ertesi gün okuluna giderken akranlarının düzeyine uygun olarak kırmızı ile yer yer işaretlemeler, eklemeler yaptığı metinleri iade etti.
 
Necla Kaya Öğretmenim, Burçak’ın yorum ve eleştirilerinden çok etkilendi. Tanışmak istedi. Ertesi gün takribi bir saat kadar sohbet ettiler. Sonra Sevgili Necla öğretmenim, “hocam, bir formül bulsanız da bizim zümrenin tüm materyalini baskı öncesi bir kez de Burçak okusa” dedi.
 
Burçak, okul saatleri uyduğu sürece yayınevimize gelerek veya evden değerlendirmelerini yaparak aramıza katılmış oldu. Bu sayede yine hep hayal ettiği bir düşünü gerçekleştirmiş olacaktı; kazandıklarıyla (ilk maddi kazancı) yaz döneminde bir ay süreyle Avrupa’yı İnterRail olarak dolaşacaktı. 
 
Burçak Çöllü, 8 yıllık ilköğretim sonrası ITÜ Türk Müziği Devlet Konservatuar’ının Çalgı Bölümü'ne viyola öğrencisi olarak girdi. İlköğretim döneminde kendi yazdığı oyunlara müzik denemeleri yapan, sahneye koyan Burçak, İstanbul’daki ilk yıllarında adeta tiyatroyu unuttu. Üniversitede, Kompozisyon öğrencisi iken izlediği Ragip Yavuz' un yönettiği Ferhat ile Şirin, O’nun tiyatroyu tekrar gündemine almasına neden oldu. Oyunda Mehmene Banu rolünü oynayan Sevil Akı'ya olan hayranlığı "Mehmene" projesini geliştirmesine vesile oldu. 2006’da Tiyatro Açıkça’da profesyonel oyunculuk eğitimleri almaya başladı ama daha ikinci ayında bütçe problemi yaşamaya başlayınca, tiyatro yönetiminin isabetli bir teklifi önünü büsbütün açtı. Oyunculuk eğitimi için ödeme yapmayacak ama bunun karşılığında “Düdükçülerle Fırçacıların Savaşı (Aziz Nesin-Sertaç Ayvaz) oyununun müziklerini yapacaktı. İlk profesyonel sahne müzisyenliği böylece başlamış oldu. Artık ilgi alanının başında tiyatro müzikleri ve müzisyenleri geliyordu. Çoğunu yakından tanıma olanağını buldu ama en çok Çiğdem Erken' den etkilendi.  
 
Bir yandan konservatuar eğitimine devam eden Burçak’ı 2007 yılında müziklerini de yazdığı Midirfillik isimli komedide oyuncu olarak da izledik, alkışladık.
 
Sonraki yıllarda da Tiyatro Açıkça'da, İBB Şehir Tiyatroları'nda, Yeditepe Üniversitesi'nde ve çeşitli tiyatrolarda oyun ve dans müziği yazdı, icra etti, müzik direktörlüğü yaptı. Kısa filmler ve belgeseller için müzik hazırladı, seslendirme çalışmalarında bulundu. Açıkça Eğitim & Sanat' ta müzik atölyesini yürüttü, oyuncular ve oyuncu adaylarıyla müzik çalışmaları yaptı. Orkestra Açıkça'yı kurdu. Sonra "Uçurtmanın Kuyruğu" isimli oyun için müzik yazarak İstanbul Yeni Sahne Ekibi’ne katıldı. Şimdi bu iki tiyatronun müzik direktörlüğü görevini sürdürüyor, oyunlar ve televizyon programları için müzik yazıyor, ders veriyor ve grubu Buta'yla müzik çalışmalarını sürdürüyor.
 
Burçak’ın son yıllardaki bu hızlı gelişimini yakından izleyebilmem mümkün olamadığından son yıllardaki performansını; metnini yazıp, müziklerini de yapıp yönettiği ilk oyunu olan LYDİA’nin ilk gösterimini izledikten sonra kahvelerimizi yudumlarken kendinden dinledim.
 
Lydia’nin prömiyerine katılan tiyatro dünyasının tanınmış simalarının Burçak için “aldığı müzik eğitimini fevkalade değerlendirerek tiyatro ile birleştirme başarısını gösterdiğinden Türk Tiyatro Dünyasının büyük bir kabiliyet kazandığı” yolundaki sözlerinden açıkçası gurur duydum. Sanatla bir nebzeye kadar ancak haşır neşir olabildiğimden, sanatsal açıdan olmasa da hem LYDİA’yı bir tiyatro izleyicisi olarak aktarmak, hem de Burçak’ı tanıyan bir kimlik olarak O’nu, onunla henüz tanışamamış sanatseverlere takdim etmek için hemen o an, bu satırları yazmaya karar verdim.
 
Burçak, Lydia’nın hikayesini Heredot’un tarih kitabının sayfaları arasından çıkarmış. Heredot Lydia uygarlığını anlatırken Kral Kandaules’in karısı lydia’yı asker Gyges’e izlettirmesini anlatır, Burçak’da bu noktayı baz alarak yazıp ve müziklerini de yaptığı "LYDIA – TUZLA BUZ" adli oyunuyla tiyatro severlerle ilk kez yönetmen olarak buluştu. Daha önce çok sahne almıştı ama bu kez çok farklıydı ve bu nedenle de bu kez çok heyecanlıydı.
 
Oyuna gelince….
 
Lydia ile izleyici, hayatı boyunca içinde saklandığı fildişi kulesi yıkılan bir kadının, tatminsizlik ve ahlaksızlığın sıradan kabul edildiği dış dünyayla acı dolu yüzleşmesine tanıklık ediyor. Zengin bir ailenin etrafındaki ikiyüzlülüğe tahammül edemeyen, içine kapanık tek çocuğu olan Lydia, tanıştığı genç iş adamı Kandaules’te aradığı dürüstlüğü, doğallığı bulunca saplantılı bir aşkla bağlanır ve evlenir. Fakat, Lydia'nın varlığı karşısında bir değersizlik duygusuna kapılan Kandaules, asistanı olan Gyges’ i kullanarak Lydia’nın özenle koruduğu mahremiyetini tuzla buz eder. Oyunun adı olan “Tuzla Buz” da buradan gelir.   Burçak Çöllü, Lydia Uygarlığı'nın parayı icat eden devlet olmasından yola çıkarak, günümüzün para odaklı güç dünyasına gönderme yaparak kapitalizmin insan karakteri üzerindeki etkisini oyunda ele alıyor. Çok tüketmek, çabuk tüketmek, tatminsizlik, bağlılık-sadakat kavramının zayıflaması, her şeyin daha kolay vazgeçilir olması, iş dünyasında insanların risk ve baskı altında yaşamaya alışması, sürekli kendini kanıtlama mecburiyeti, başarıya-zenginliğe giden her yolun mübah olması gibi etmenlerle yeniden şekillenen “modern insan” karakteri oyunda üstü kapalı olarak seyirciye başarıyla sunuluyor.

Ara verilmeyen oyunu keyifle izledim. Akıcı bir oyun; bunda metnin yeterliliği, oyuncuların doğallığı, özellikle baş kadın oyuncunun sürükleyici performansı, dans ve müziklerin oyuna ivme kazandıracak denli bütünlüğü, dekor ve köstüm seçimi, ışığın kullanımı etkili oldu. Hayal-gerçek sahnelerinin geçişleri her zaman zordur ama Lydia’da bu da başarıyla sergilendi. Sevişme sahnesine geçilirken verilen aşırı ters ışıktan rahatsız olanlar olduysa da bence bu hem etkileyici, hem de oyunu tamamlaması açısından yerindeydi. Getirebileceğim eleştiri, oyuncuların seslerinin arka sıralardan rahat duyulup duyulmaması konusunda olabilir. Bu da teknik bir konu, muhtemelen ikinci oyundan itibaren aşılmıştır diye düşünüyorum. Bir de oyundaki ikinci kadını sesi dışında oyunda görebilmeyi birinci kadını nefeslendirmek açısından yazarın neden düşünmediğini merak ettim doğrusu. Ama bu bir tercih, oyun bir bütün ve bence başarılı, gelecek sezon seyredilmeye, davet edilmeye değer bir oyun.
 
Tebrikler Burçak Çöllü… Seni alkışlamaya devam edeceğiz…
 
Recep Ali AKSOYLU
raksoylu@gmail.com

3762 kez okunmuş Recep Ali Aksoylu

Yazarın diğer yazılarını görmek için tıklayınız.
Çayluktan Kürsüye...   370 gün önce eklendi
Ekilen Biçiliyor   697 gün önce eklendi
Bayim olur musun?   759 gün önce eklendi
Marmara depremi daha gerçekleşmedi...   824 gün önce eklendi
Kampanya kime neden yapılır?   840 gün önce eklendi
İthal çay tüketenlere lafım...   859 gün önce eklendi
Hesabı Kitabı, Kuralı Olmayan Futbol Endüstrisi   1103 gün önce eklendi
Alkışta Cimri Olmayalım   1237 gün önce eklendi
Feshane'nin ardından...   1295 gün önce eklendi
Franchising'e bir de bu açıdan bakın...   1363 gün önce eklendi
Temiz gözükmek mi, temiz olmak mı?   1520 gün önce eklendi
Emekleyen didi kiviyi uçurabilir mi?   1570 gün önce eklendi
di di Soğuk çay ve Çaykur   1604 gün önce eklendi
Haçapuranın Taşı, Kayığun Eğmeleri!   1732 gün önce eklendi
Sadık Müşteri Olmamı Sağlayan 3 Örnek   1769 gün önce eklendi
Kuruşumuz Hangi Satıcıya Nasip Oluyor?   1785 gün önce eklendi
Mahsun'un Dizisi Şive'den Çaktı   1835 gün önce eklendi
Tesis Yönetimi - Facility Management Dedikleri...   1845 gün önce eklendi
Yazdığını Okuyamayan 'Mürettip'lerle İş Görmek   1864 gün önce eklendi
Temizliğin Fuarında Buluşalım mı?   1884 gün önce eklendi
Elini Taş'ın Altına Koyanlarla Başarmak   1890 gün önce eklendi
AYDER'İ KAYIP MI ETTİK?   1909 gün önce eklendi
TAŞERONLUK ÇALIŞANI RİSKE ETMEK MİDİR?   2075 gün önce eklendi
Rize'den Kargonuz Var! 'Green Life'   2231 gün önce eklendi
Erzurum Kongresi Ve Juliet'in Balkonu...   2301 gün önce eklendi
Sınav Yolunda Annelerimizle Beraber   2387 gün önce eklendi
Leyla'nın Evi, Onur'suz Sergilenecek   2546 gün önce eklendi
Yaşamın Her Safhasında Öğretmenlerimiz   2551 gün önce eklendi
Temizlik Sektörünün Kimyası   2626 gün önce eklendi
Rize Bezinin Dayanılmazlığı   2638 gün önce eklendi
• Burçak Çöllü... Genç Ve Yetenekli Bir Sanatçı O...   2713 gün önce eklendi
Karadeniz Kadını İfakat   2808 gün önce eklendi
Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.