BEZE HALKLA İLİŞKİLER İLE SEKTÖRE BAKIŞ...

Platform Söyleşileri - 17 Haziran 2009, Çarşamba
Platform Söyleşileri bölümümüzde bugünden itibaren yeni bir röportaj dizisine başlıyoruz. Halkla ilişkiler duayenleri ile gerçekleştireceğimiz röportajlarımızda amacımız, hem onların tecrübelerini yeni nesillere aktarmak, hem de halkla ilişkiler sektörünü A´dan Z´ye ele almak. İlk röportajımızı da 22 yıldır bu sektörde yer alan BEZE´nin kurucusu Bengü Bilik ile gerçekleştirdik. Bu çalışma ile ilgili yorumlarınızı ve merak ettiklerinizi bize editor@halklailiskiler.com.tr adresinden ulaştırabilirsiniz. 


BEZE’nin kurucusu Bengü Bilik:
“Sonuca ulaşmaya insanların karar vermiş olması lazım”
1900’lü yıllardan itibaren fizikte derin bir revizyon yaratan Kuantum fiziği “mutlak doğrular yoktur, tecrübelerden edinilen doğrular vardır” diyor. Türk kültürü bu “doğru”lara aslında hiç de yabancı değil. Osmanlı’nın meslek örgütlenmelerinin temelini oluşturan usta-çırak ilişkisi, bir mesleğin ustası olmanın en önemli adımıydı. 1980’li yıllarda yitirmeye başladığımız bu ilişki biçimi aslında iş dünyasında büyük kayıpları da beraberinde getirdi.

Halkla ilişkiler, yeni adıyla iletişim yönetimi gibi tanımı yeni konulmuş ama geçmişi çok eskilere dayanan, insanın var olduğundan bu yana olduğuna inanılan meslek dalında bu usta çırak ilişkisini hala devam ettiren bir yer var. BEZE halkla ilişkilerin kurucusu Bengü Bilik buraya “atölyemiz” diyor. BEZE’nin halkla ilişkiler hizmeti veren bir kurum olmanın ötesinde, bir okul kimliği, ayrıca varlığını, araştırma – geliştirmeye dayalı çalışmalarını da sürdüren yapısı Bengü Hanım’la yaptığımız söyleşi boyunca varlığını hissettiriyor.

“BEZE 1986’dan beri aynı adreste, aynı katlarda varlığını sürdüren; yeni dekorasyonu, teknoloji kullanan deneyimli genç ekibi, ekibe sağlanan imkanları ile sürekli yenilenen iki şirket dört-beş markadan oluşan bir grup” diye başlıyor anlatmaya Bengü Bilik. Ama ‘’Atölye’’ olmak ve kalabilmek… İşte buna özen gösteriyoruz.” 
 
 border=“Her şey vizyonla bağlantılı. Serpil (Sabaz) biz kurulduktan 3-4 ay sonra bizimle çalışmaya başladı. Buranın alamet-i farikası! Serpil’in burada kalıyor olması, benim Serpil’in kalması için üstün çaba sarf etmem -ki zor günlerimiz, uyuşmaya karar vermek süreci yaşadığımız dönemlerimiz de olmuştur- bunun arkasında bir felsefe var. Bütün bunları hazmedip başka bir vizyona bakabilmek! Bir adreste inanarak kalabilmek, kendini buna göre geliştirmek, katkıda bulunmak, sorumluluğu almak. Keşke stratejik danışmanlık ve iletişimin sürekliliğinin bu kadar önemli olduğu bir yerde Halkla İlişkiler (PR) Strateji ve Basın Danışmanlığı bölümümüzde 20 yıldır çalıştığımız 5-6 kişi daha olsaydı, Serpil’in arkasından 20 yıldır tüm entegrasyona hakim bir kişi daha gelseydi. Ekipte çok hoş arkadaşlar var ama Sevgili Serpil gibi 20 yıl, 15 yıl kalan olmadı. Ortalamalar 5-6 yıl. Ama çok başarılı genç bir proje ekibimiz var. Merve Titiz, genç uluslararası görsel iletişimci Nazlı Paker Garcia, yine neredeyse adaşım Bengi Akşehirlioğlu, tabii ki Kesintisiz İletişim Departmanı’nda gençlerden oluşan bir ekip de var. Örneğin, önceki dönem başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın adaşı BEZE ekipte. BEZE’de Kurumsal Stratejik Danışmanlığı, Kesintisiz Basın Danışmanlığı ve Yönetimi ile Proje Geliştirme ve Yönetim işleri yapılıyor. Kriz Yönetimi de kuruluşumuzdan bu yana daima vardır. Medya Bilgilendirme yıllardır benim ve Serpil’in ortak imzasıyla yapılır.

HALKLA İLİŞKİLERİN TEMELİ NASIL ATILDI?
Türkiye’de halkla ilişkiler şirketi kurmak, turizm acentası kurmak gibi bir dönem bir masa, bir kasa olarak algılandı. Ben Ankara’dan Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Teşvik Uygulama Dairesi’nden geldim ve üst düzey bürokrat bir aileye mensup olmanın avantajlarını yaşadım. Türkiye’de bir bürokrasiyi yönetenler vardır, bir de bürokratlar. Bürokrasi kötü bir kavrammış gibi gösteriliyor, halbuki her işte iyi de, kötü de vardır. İyi bir bürokrat, bürokrasiyi uygularsa sonuç iyidir. Ben böyle bir çevrede yetiştim ama bürokrat veya siyasetçi olmayacağıma karar verip, 14 yaşında tabiri caizse ipimi kırdım. İstanbul’a gitmeyi aklıma koymuştum. Ancak öncesinde bir değişim programı ile Amerika’ya gittim. Demokrasiye önem veren bir ailenin üçüncü çocuğu olduğum için bazı atipik şeyleri yapmam hep desteklendi. Bu süreçte halkla ilişkilerin benim yapıma uygun olduğunu gördüm. Bir sene dokuz ay sonra Amerika’dan dönünce, ağabeyim beni Amerikan Sefareti’ne götürdü ve “Alın bunu, tepe tepe kullanın” dedi. Orada hosteslik ne, alternatif tedbir ne, kriz yönetimi ne, kitap ne hepsini öğrendim. Muhit, ilişki, kavram, problem, çözüm nedir, onları da öğrendim. Fon bulma, proje tasarlama, proje yapma ve yönetme.

Mesela Ankara’dayken canım ata binmek istedi, Atlı Spor Kulübü’ne gittim ve dedim ki, “At sahipleri olarak burada ata biniyorsunuz da niye at binicisi yetiştirmiyorsunuz?” Bunu söylediğimde 15-16 yaşlarındayım. Onlar da “Gel ne istiyorsan yap” dediler, tanıdık belediye başkanlarına gittik, oradan çocukları topladık ve varoşlardan inanılmaz binici adayları bulduk, bu işi yaptık. Daha sonra onlar önemli isimler oldu. Ayrıca küçük yaşta anketörlüğe başladım. Bu ne demek, cebimde hep bana ait para oldu. Uluslararası Gönüllü Kampçılık Teşkilatı’na katıldım. Bu sayede verilen sürede işi planlamayı, yapmayı, sorun varsa mutlaka çözmeyi öğrendim. Ve tabii ki rapor vermeyi. Benim olduğum proje ve ortamlar global kimlikliydi. Ceza ve ödül bir aradaydı. Bunlar; lise, üniversite dışında öğrenilirse çok daha iyi oluyor. Hem kimlik gelişiyor özgüvenle, hem de kalite çizginizi yükseltiyorsunuz. Öteden beri ‘’vasat’’la işim olmaz. Erken yaşlarda fon yönetimi diye bir şey öğrendik. Bir dönem, sonradan P&B Hizmetler A.Ş. birlikte kurduğumuz Sevgili arkadaşım Puna (Pamir) ile gençlik ve at sporu projeleri yaptık. Kendisi Kore’de şehit düşen Kurmay Albay Nuri Pamir’in kızı olduğu için devlet korumasındaydı, birlikte ata binerdik. Harika müzik dinletileri organize ederdik, çünkü çevremiz buna müsaitti. Küçücükken opera galalarına giderdik. Bunları yaşayarak büyümek çok büyük bir zenginlikti. Gençler hayata hazırlanırken aile içi, aile dışı, okul içi, okul dışı imkanları zorlamalılar.

İstanbul’a önce master için geldim. Sonra Ankara’da DPT, sonra yine İstanbul’da TÜSİAD. Hür Teşebbüs Konseyi diye bir kavram koyduk ortaya. Memleketi yönetenler ve muhalefet edenler özel sektörün vazgeçilmezliği daha iyi kavrasın, yerli yerine koysun diye. Yanımıza çiftçileri, esnafı aldık, TÜSİAD için bunlar o zaman şaka gibiydi. Bu kültürel zenginlikle, bu alışkanlıkla ve bu pratikle çalıştık.

1980’lerin başında Puna ile bir hayli para harcayarak PEBAŞ Kurumsal İletişim ve Hizmetler Yönetimi A.Ş. adında bir şirket kurduk. Çok sıkı ve inanılmaz popüler bir ekip oluşturduk. Türkiye’de 70 sente muhtaç olduğumuz dönemleri de yaşadık, Özal Türkiye’sini de gördük. Medeni evlilikler yaptık, bizi destekleyecek, fikri katkıda bulunacak uluslararası eğitimi ve görgüsü olan kişilerle evlenmeyi seçtik. Ben disiplinlerin insanlar tarafından yönetildiğini ve ortaya konulduğunu düşünüyorum. 1986’da da BEZE bu mantıkla kuruldu.

GENÇLERİN EKSİKLİĞİ NE?
Ebeveyn, çocuk 25-26 yaşına gelene kadar “bir bardak su ver” demiyorsa, sadece “kursa, okula gitsin, aman okusun” diyorsa, o çocuk bize geldiğinde hayat ona zor gelmeyecek mi? Çünkü bizim şablonlarımız var, bir işi yapıyorsanız sonuçlandırmanız gerekir. Türkiye’nin açmazlarından birisi okullarda genellikle analitik düşünme, ısrarcı olma ve sonuçlandırmayı öğretmiyorlar… Bunun için gençlik teşkilatlarının STK’ların yani NGO’ların harekete geçmesi lazım. Gençler stajlarının yanı sıra, öğrenciyken bazı farklı projelerde de yer almalılar. Sadece gönüllü değil ticari projelerde de... Okullar da bunu desteklemeli.

ZOR GÜNLERDE İŞ HAYATI
Ben 2001’de trafik kazası geçirdim ve işyerime 1,5 sene sonra değneklerle dönebildim. Amerikan Hastanesi’nde ameliyat oldum. Önceden planlanmış Murat Dedeman ile bir toplantı vardı. Ben 6,5 saat süren diz ameliyatı sonrasında 4. veya 5. günü sedyeyle toplantıya katıldım. Neden? Çünkü Dedeman halka açılsın mı, açılmasın mı tartışmasıydı, ben açılmaması taraftarıydım, bunu anlatmak için tüm zor koşullara rağmen o toplantıya gittim. Herkes araba asfalt yoldu gidiyorken gidebilir, bu çok güzel, peki patikaya girdiği zaman ne olacak? İnsanın inancıyla içindeki enerjiyi yakalayıp kullanmasını sağlayan bir gücü var. Yapabileceğinize inanıyorsanız yapmanız lazım!

UZUN SOLUKLU İŞ BİRLİKLERİ…
Baktığınız zaman Turcas 17, Bauhaus 11, Accor 5 yıldır bizimle çalışıyor. Bize teslim edilen markaların imajlarının, pazarlama iletişim faaliyetlerinin aksamasına asla izin vermem. Ekipten de yapamadığını zamanında haber vermesini ve tedbir almasını isterim. Bu yüzden işyerimizde sıkı bir disiplin söz konusudur. İnsanlar işlerine bilgisini, gönlünü, aklını koymalı. Eğer koymuyorsa ortaya iyi bir sonuç çıkmaz. Bize emanet edilen işlerin çok iyi yürütülmesi gerekir. Dediğim gibi vasatla hiç işim olmaz. Vasatla işi olmayan iş adamlarından birisi de Hakan Kodal’dır. 2003’den beri Hakan Bey’in kurumlarıyla çalışıyoruz.

Ayrıca, kendimizi aşabilmek için kendimizden daha başarılı, üstün duayenlerin olgun dönemlerinde DANIŞMA KURULU kurarak yararlanmak gerekir. Biz bunu başarıyla uyguluyoruz. Belki de vizyonumuz bu nedenle çok iyi gelişiyor.

HALKLA İLİŞKİLER İNSAN DEMEKTİR
Ne kadar kurumsallaşırsa kurumsallaşsın halkla ilişkiler bire bir insanla bağlantılı ve çok özeldir. Kurumsal olmak demek, sistem içinde olmak demektir. O arazide kurallara uygun olarak yer alıp, işi bizim doğrularımıza göre organize etmek, sonuçlandırmak demektir. Zamanında ve başarılı sonuçlar alabilmek demektir.

TUHAF REKABET!
Düşünün bu rekabet ortamında müşteriye her gün birileri yeni tekliflerle gidiyor, birileri telefon açıyor, benim kız bunu kurdu diyor, ben emekli oldum diyor, herkes PR veya danışmanlık yapıyor. Sektörümüzde gizli PR’cılar bir hayli çok. Asıl olan yapımızı sistem içine oturtmak, kurum olabilmektedir. Tabii daima analitik, pratik bir süreç yönetimi şart. Bizim müşterilerimiz niye bu kadar uzun süre bizimle çalışıyor? Niye giden, döneceği zaman yine bizi arıyor? Eğer bir kurum olarak delegasyona hazırım diyorsanız, kendinize çeki düzen vermelisiniz, yere iyi basıp, en son teknolojiyi kullanarak, insanlarla yola sağlam olarak devam etmelisiniz. BEZE bu yapıda bir ekip… Dünya genelinde kendi alanındaki işlerin hepsini yapabilecek nitelikte bir yapılaşmaya sahip. Dünyanın pek çok ülkesinde kendi markasıyla proje alıp yapabiliyor.

PR’DA SERMAYE NE KADAR ÖNEMLİ?
İşletme yüksek lisansımı ve masterımı küçük-orta ölçekli işletmelerin büyüme modeli üzerine yaptığım için bu konuları iyi biliyorum. PR’cı olmasaydım başka bir iş kolunda gene kalıcı ve başarılı olurdum. İşletme sermayesi olmadan bir kurumu ayakta tutmak mümkün değildir, bugün bir tane lisanslı program alıyorsunuz, network kuruyorsunuz, dünya para tutuyor. Bunları kurdunuz diyelim, IT danışmanınız yoksa, o da bir işe yaramıyor. Ayrıca, elektrik ve suyumuzun hiç kesilmemesi gerekir. Deponuz olmalı, kütüphaneniz olmalı. Bunları hep yenileyebilmelisiniz. Çeşitli arabalarınız olmalı ki amaca uygun kullanılabilsin. İyi sunum, iyi raporlama için her türlü ekip ve ekipmana sahip olmalısınız. Bütün hizmet kurumlarında maddi sermaye, işletme sermayesi gereklidir. Bu işin maddi boyutu…

Biz Türkiye’nin yaşadığı süreçlerde varlığı da yokluğu da iyi öğrendik, paylaşmayı da iyi biliriz. Ekibim, ben uçakla seyahat ediyorsam uçakla, otobüse biniyorsam otobüsle gider. Biz otobüse bin toplantıya git, akşam da teyzende kal demeyiz. Kendi imkanlarımız nispetinde araba ve şoför hizmetlerimiz herkese açıktır. Herkese eşit imkanlar sunmaya çalışırız. Bu takım olmaktır.

ARTIK HEP KURUMSAL PR İSTENİYOR!
PR hala bence çok insana özel bir iş. Her şey bireysel aslında. Kurumlar “Bireysel PR istemiyoruz, kurum için PR istiyoruz” diyorlar. Sistem içinde götürebilmek, kurumu öne çıkarabilmek başka bir şey ama bizzat PR çok bireyseldir. İnsan emeğine hürmet eden ve onu öne çıkaran bir iş. Makine lansmanı yapıyoruz, o makineyi bir insan yaptı. Sonra ürününü bilboard’ta gören, gazetede gören yine insan, televizyon izleyen de. Bu noktaya inilmesi lazım. Ben PR’ı insan odaklı ve insan sevgisine dayanan bir meslek olduğu için seçtim, herhalde.

TÜRKİYE’NİN TÜM SORUNLARI PR’DA VAR
Türkiye’nin bütün sorunları halkla ilişkiler sektörü için de geçerli. Türkiye potansiyeli yüksek ama bir o kadar da örseleyerek veya örselenerek yaşayan insanlarla dolu. Örselenmemek ve örselememek için hedef koymalı, plan yapmalıyız. Marketing’i çok iyi öğrenmeliyiz. Sosyal Sorumluluk Projeleri ile karıştırmamalıyız.

PR sektöründe çalışan insanın çok iyi hayal kurabilmesi, iyi bir araştırmacı olması, analitik düşünme kabiliyeti gerekir. İş mutlaka çözülür, sinemaya bilet mutlaka bulunur. Tabure koydurur seyrederim, sonuca ulaşmaya insanların karar vermiş olmaları lazım. Belirlenen zamanda işin bitmesi gerekli, eğer bunda bir problem varsa, çalışanın zamanında destek isteyebilmesi gerekir, belki projenin revize edilmesi lazım. Günlük iş çıkmaza girmeden, pro-aktif olarak çözülebilmeli, bunu okullarda öğretiyoruz ama uygulayabilmek ayrı bir beceri ve kararlılık gerektiriyor.

PR, YÖNETİM VE VİZYON
Ben hayatımı şirketlerde Vice President kartının hemen altında PR-reklam-iletişim diye bir makam olsun diye harcadım. PR bölümleri yönetim kurullarına bağlansın diye tepindim. 1980’lerde ve öncesinde Genel Sekreter’e, Ticaret Müdürü’ne bağlarlardı. Üniversitelerde derslerin boş geçmemesi için çok kavgalar ettim. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde gönüllü hocaların okullarda ders vermesi için çok uğraştık. Üniversitelerde müfredat programlarını yazdık. Dersleri interaktif bir hale soktuk. Hep düşünceye ve tartışmaya dayalı eğitim vermeye çalıştık. İş dünyasının ünlü isimlerini davet ediyorduk ve bize tıp fakültelerinden bile öğrenciler geliyordu. Bu tür organizasyonlar okullar için de bir açılım olmuştu.

Mesela başı bağlı kızlar vardı, arkaya geçip dinlerlerdi, onlara gelin öne oturun derdim, başınızı bağlayıp gelmeye cesaret ettiyseniz, önde oturma cesaretiniz de olsun. O dönemde yetiştirdiğim başı kapalı kızlarımız şimdi iyi yerlere geldiler, hala başları kapalı ve işlerini de gayet güzel yapıyorlar.

PR’IN EN DOĞRU ÖLÇÜMÜ BAŞARILI SONUÇLARIN ZAMANINDA ALINMASIDIR
Ölçümlemeyi PR şirketinin kendi içinde dürüstçe yapması lazım. Biz yapılan işin sonuçlarının en iyi ölçümleme olduğunu düşünüyoruz. Yani hedef kitleye mesaj ulaşıyorsa, hedef kitle harekete geçiyorsa, mal satılıyorsa, STK’ya üye kaydı artıyorsa işinizi yapmışsınız demektir.

Zaten biz müşteriyi seçeriz. Ürününe, kurumuna, sistemine bakarız. Eğer hataları varsa reklama da, halkla ilişkilere de başlama deriz. Eğer ürün kötüyse, her gün basına çıkarsanız, ağzınızla kuş tutsanız o ürünü sattıramazsınız. Kriz yönetimi var, yanlışı düzeltmek var fakat eğer bir yanlış varsa, en başta halkla ilişkilerin bu yanlışı firmaya göstermesi gerekir.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ
Bütün STK’ların; mesleki örgütlerin görevlerini yerine getirmesi çok zor olmuştur. Bizim sektörümüzde de mesleki etik kuralların konulması, ödül ve cezanın beraber olması gerekir. Bunlar oturmadı ama kimsenin kabahati değil, zamana ihtiyaç var. Türkiye’de ciddi gelişmeler var, rekabet daha sıkı olduğu zaman oturacak.

Biz BEZE olarak hem mali denetim görüyoruz, hem de etik denetim, bu da bir ölçümleme işlemidir. Bütün bunlar rekabetin daha yoğun ve acımasız olduğu dönemlerde elenmemek için yaptığımız çalışmalardır. Kalıcı olmak... 22 senedir yenilenerek devam edebilmek, başarıdır.

TÜRKİYE VE YURTDIŞI
Eğer yurt dışında aynı işi yapabiliyorsanız, o zaman başarılısınız demektir. Biz yurt dışında da törenler ve eventler yaptık, yapıyoruz. İletişim Yönetimi yaptık, yapıyoruz. Orada işinizi yerel basınla yürütmek zorundasınız. Kurumsal yayınlara, ihtisas yayınlarına daha fazla değer veriliyor, Türkiye’de bu henüz oturuyor. Bunlar hep yaşanması gereken şeyler…

Türkiye’de hep ilkleri yaşadık, turizm, organize perakende; sağlık sektörü gelişti. Mesela 15-16 sene Roche’la başladık ve 7-8 yıl çalıştık Türkiye’de sağlık basını ile bir toplantı organize etmek istediler. Bizde o zaman “sağlık basını” diye bir oluşum yoktu. Roche İsviçre çok şaşırmıştı ve Türkiye’de sağlık basını oluşması için elimizden geleni yapacağız, derhal bu ihtisaslaşmanın oluşması lazım demişlerdi. Çok da iyi oldu. İlaç ve sağlık sektörü gelişti, basını da ne kadar gelişti. Dünyaya örnek oluyor. İhtisaslaşmada hala ilerliyoruz.

GENÇLERE TAVSİYELER
Bir işe başlamak en kolayı ama bir işi sürdürmek ve bitirmek en zorudur. Bu yüzden sağlığınıza dikkat edeceksiniz, uykunuzu alacaksınız, disiplinli olacaksınız ve size teslim edilen markayı en iyi şekilde temsil edeceksiniz. Ekibinizle uyumla çalışacaksınız. Rapor vermeyi unutmayacaksınız. Fakat bundan da önemlisi insan sevgisi. Başta kendiniz sonra diğer insanları seveceksiniz ve kendinize de güveneceksiniz. Gençler sürekliliği, kalıcılığı mutlaka önemsemeliler. Tabii araştırmayı da. Gelişmek için araştırmak lazım. Hayat matematiğin dört işlemini yapabilmekle çok alakalı.

Herkese başarılar diliyorum, sevgiler sunuyorum.

Röportaj:
Mürsel Sezen
Halklailiskiler.com.tr

11584 kez okunmuş

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmış olmalısınız.